3 Haziran 2013 Pazartesi

URVET-UL VUSKÂ (Tutunacak En Sağlam Kulp)

          Bizler hangi kulba tutunmuşuz? Bakalım ellerimize ve ellerimizle yaptıklarımıza. Neleri yakalamış ellerimiz? Neleri kurtarıcı kabul etmiş? Neleri kendine dayanak yapmış? Kısacası bizler neye tutunmuşuz sıkı sıkıya?

         Hayatımız boyunca dönem dönem önem verdiğimiz ve elimizden kaçırmamak için sıkı sıkıya tutunduğumuz  o kadar çok şey olmuştur ki sayısını ve önem derecesini bazen biz bile kestiremeyiz. Kimi zaman düştüğümüz yerden bizi kaldırsın diye yapıştık onlara. Kimi zamanda düşmemek adına kenetledik ellerimizle avucumuzdan kayıp gitmesin diye. Nelere yapışmadı ki ellerimiz. Bizi yücelttiğini düşündük bazen. Bazen de yüceldiğimiz yerde sabit kıldığını düşündük onların. Aslında neye tutunmamız gerektiğini yine Kur’an öğretiyor bize.

“Kim bütün benliğiyle Allah’a teslim olursa ve aynı zamanda doğru ve yararlı işlerde bulunursa o (Urvetül Vuska) sağlam bir kulba tutunmuştur. Muhakkak ki, her şeyin sonu Allah’adır” (Lokman 22)

“Gerçek şu ki,doğruluk sapıklıktan apaçık ayrılmıştır.Artık kim tağutu tanımayıp onu  inkar ederse ve Allah’a inanırsa,o, (Urvetül Vuska) sapasağlam bir kulba yapışmıştır. Onun kopması imkansızdır.Allah işitendir, bilendir” (Bakara 256)

         Evet, ayeti kerime açık bir şekilde tutunmamız gerekeni bize haber vermektedir.Sağlam kulp,yani Urvetül Vuska...

         Şimdi her birimiz, ellerimizle tuttuklarımıza bakarak düşünelim. Tıpkı ayetlerin sonunda Rabbimizin bizden istediği şekilde. Hala düşünmez misiniz? Hala akletmez misiniz? Hala tefekkür etmez misiniz?.. sorusunun muhatabı bireyler olarak düşünelim.

         Bizler hangi kulba tutunmuşuz? Bakalım ellerimize ve ellerimizle yaptıklarımıza. Neleri yakalamış ellerimiz? Neleri kurtarıcı kabul etmiş? Neleri kendine dayanak yapmış? Kısacası bizler neye tutunmuşuz sıkı sıkıya?

         Yoksa bizim kulblarımız  bir türlü söz geçiremediğimiz nefsimiz mi?
Yüksek ve rahat koltuklarımız mı kulblarımız?

         Şeyhlerimiz, üstadlarımız, sırtımızı dayadığımız büyüklerimiz, atalar dini mi bizim kulblarımız?

         Bulunduğumuz cemaatler ve onlara yön verirken diğerlerine çizik atan zihniyetler mi?

         Anamız, babamız, eşimiz, çocuklarımız ve çok sevdiğimizi iddia ettiklerimiz mi?

         Amil olamadığımız ilmimiz ve övündüğümüz bilgimiz mi?

         Yazdığımız kitaplar,makaleler, yaptığımız edebiyatlar ve attığımız nutuklar mı bizim kulblarımız?

         Dünyalıklar ve şeytanın bizim için özenle süslediği şeyler mi?

         Bağlarımız,bahçelerimiz,evlerimiz,yazlıklarımız ve son model arabalarımız mı bizim kulblarımız?

         Yığdıkça yığanlar ayetini görmezden gelircesine yığdığımız paralarımız mı?

         Yalancı cennetlerimiz mi sımsıkı tuttuğumuz kulplarımız?

         Böbürlendiğimiz,çerçeveletip duvarlara astığımız  diplomalarımız mı?

         Kahrolasıca ünvanlarımız mı yoksa bizim avuçladığımız kulplarımız?

         Gelip geçici güzelliğimiz,çok güvendiğimiz kıvrak zekamız mı?

         Birinin abisi, kardeşi, dayısı, amcası, annesi, babası veya meşrebi olmamız mı kulblarımız?
         Sırtımızı dayadığımız dayanaklarımız mı yoksa?

         Ellerimize dikkatlice bakalım, neyi sımsıkı kavradığımıza? Neyi tutmuşuz sağlam olduğunu düşünerek. Her kulbun sağlam olmadığı gerçeğini gözden kaçırarak?

         Ellerle tutmak deyince aklıma ilk gelen Ahmet er-Rufai’nin bir sözüdür:
“Yeni doğmuş bir bebeğe bakmaz mısın ki ellerini sımsıkı yumar. Sanki tuttum dünyayı elimden kaçmasını istemiyorum der gibi. Ölmüş birine de bakmaz mısın ki, ellerini sonuna kadar açar. Sanki heyhat  bakın ellerim bomboş gidiyorum. Dünyadan hiç bir şey götüremeden hem de der gibi…”

         Tıpkı o yeni doğmuş bebek  gibi dünyayı ve dünyalıkları mı yakaladık sımsıkı? Bu kadar mı dünyevileştik? Allah’ın emrimize amade kıldığı dünyayı ve dünyalıkları bizi kurtarıcı olarak görüp sarıldık onlara. Bu kadar mı acizleştik? Bu kadar mı unuttuk gerçekten tutunmamız gereken yegane şeyi?

         Bizim Urvetül Vuska’mız, yüzümüzü Rabbimize tam bir teslimiyetle yöneltmemizdir.Bizim Urvetül Vuska’mız hak ile batılın apaçık ayrılıp aşikar olduğu gerçeğine dayanarak hakkı kabul ve iman etmemizdir.Bizim Urvetül Vuska’mız tağutu reddedip hayatımızın her noktasından tamamen silip atmamızdır. Allah’a sarsılmaz bir imanla iman etmemizdir.Ve bu imanı tekrar iman etmekle sağlamlaştırmamızdır.Bizim Urvetül Vuska’mız, Kopmayan, kırılmayan, parçalanmayan kulpa, sarılanı gizli, açık her yerde kurtaran, yolun zikzaklarında düşürüp bırakmayan, gecenin karanlıklarında yolunu yitirip kaybolmasını önleyen, fırtınalar ve kasırgalarda sarsılmadan,yıkılmadan yürümesini sağlayan yegane yöneliştir. Bizim evirip çevirip şekillendirdiğimiz değil,Allah’ın  bize öğrettiği ve tarif ettiği tutunduğumuz tek kulbtur Urvetül Vuska…Rabbim her birimizi Urvetül Vuska’sını kendi oluşturan değil de,Rabbin öğrettiği ve ısrarla istediği Urvetül Vuska’ya  tutunanlardan ve bu tutunuşta daimi olanlardan eylesin…

         İlim ile yoğrulup, amel ile doğrulmak duasıyla… (Âmin)
 

Mükerrem BULUT

3 yorum:

  1. Esselamu aleykum,
    çok güzel bir yazı paylaşmışsın,Allah razı olsun(amin),
    tutulması gereken o en sağlam kulpa tutunmayınca tutuklarımız elimizde kırılıp kalıyor,
    Rabbim razı olduğu o en sağlam kulpa tutunanlardan eylesin bizleri(amin),

    "Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz."(A'li İmran suresi 103.ayet meali)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. We Aleykum Selam Ablacım...
      Âmin ecmain inşeAllah, Rabbim en sağlam kulpa tutundursun ve bir anlık değil daimi tutunanlardan eylesin... Ellerimizi kulpa tutunmaktan, ayaklarımızı da doğru yoldan ayırmasın... (Âmin)

      Selam, Dua ve Muahbbetle...
      Allah'a emanetsin Ablacım...

      Sil