23 Nisan 2013 Salı

Siyer-i Nebi Ders Notları - 22 (Rasûlullah s.a.v'in Nesebi ve Atalarından Son Beşinin Hayatı Hakkında Kısaca Bilgi)


Rasûlullah s.a.v'in Soyağacı:
21. Adnân - عدنان
20. Ma'âd -  معد
     Ma'âd oğulları gayet cesur ve savaşçı idiler. Ma'âdoğlu, 40 kişi ile İsrailoğulları'nın sayısız askerini kılıçtan geçirmiştir. Ma'âd'ın Yahudiler'le olan savaşları Araplar arasında pek meşhurdur.

19. Nizâr - نِزَار
          Nizâr, mizacıyla, temizlik ve sohbetiyle kabilesini hayrette bırakırdı. Kendisi İbrahim a.s'ın dini ile amel ettiğinden, bunun yapılıp güç bulmasına çalışırdı.

18. Mudar - مُضَر
       Mudar, güzelliği ve cesaretiyle, takvasıyla şöhret bulmuştur.

17. İlyâs - إلياس
      İlyâs, Arap kabilelerinin pek çoğunu İbrahim a.s'ın dinine girmeleri için çaba harcamıştı. "Milletinin efendisi" ünvanını kazanmıştı. Arapların arasında çok değer verilen, büyük bir görüş sahibi sayılırdı.

16. Müdrike (Âmir/Amr) - مُدركة - عامر / عمر
          Müdrike, manevî üstünlük ve malî servet kazanıp topladıktan sonra insanları İbrahim a.s'ın dinine davet etti. Davetine her yandan icabet ettiler. Arap şairleri, onu medh eden pek çok kasîdeler yazmış ve söylemişlerdir. Vefatından dolayı son derece üzelen karısı bir daha evlenmemiş, yaşadığı müddetçe dam altında oturmayı ve matem örtüsünden soyulmayı nefsine haram etmiştir.(Bozulmuş, hurafe ve bid'atlarla karışık olan İbrahim a.s'ın dini!..)

15. Huzeyme - خُزَيْمَة
14. Kinâne - كِنَانَة
13. Nadr (Kays) - النَّضر - قَيس
12. Mâlik - مالك
       Arapların önde gelen işlerde görüşüne müracaat ettikleri zeki kişilerin birincilerindendir. Son demlerinde kabilesini etrafında toplayıp ecdadının şan ve şerefini lekelendirmeyerek korumalarını ve fazilet yolundan ayrılmamaları için kalıcı nasihatlerde bulunmuştur. (Rahmet ve Savaş Peygamberi, Sadık Albayrak s. 18.)

11. FİHR (KUREYŞ) - فِهر - قُرَيش
10. Ğâlib - غَالِب
9. Lü'ey - لُؤَى
8. Ka'b - كعب
7. Mürre - مُرّة
6. Kilâb (Hakîm) - كِلاب
5. Kusayy (Zeyd) - قصَى - زيد
4. Abdumenâf (Muğîre) - عبد مناف - المغيرة
3. HÂŞİM (AMR) - هاشم - عمر
2. Abdulmuttalib (Şeybe) - عبد المطَّلب -  شَيْبَة
1. Abdullah - عبد الله

          RASÛLULLAH s.a.v'in NESEBİ:
          Rasûlullah s.a.v'in nesebi üç kısımda incelenebilir:
1. Peygamberimizden 21. dedesi Adnân'a kadar olan dedeleri: Siyer ve neseb alimleri bu zincirin "sahih" olduğunda ittifak etmişlerdir.

Rasulullah s.a.v bir hadis'i şerifte: 5489 - Buhâri merhum "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın bi'setine (peygamber olarak gönderilişine) tahsis ettiği babta der ki: "O, Allah'ın elçisi Muhammed İbnu Abdullah İbni Abdulmuttalib İbni Hâşim İbni Abdi Menâf İbni Kusayy İbni Kilâb İbni Mürre İbni Ka'b İbni Lüeyy İbni Gâlib İbni Fihr İbni Mâlik İbni'n-Nadr İbni Kinâne İbni Huzeyme İbni Müdrike İbni İlyâs İbni Mudar İbni Nizar İbni Ma'add İbni Adnân'dır." (Buhâri, Menâkıbu'l-Ensâr 28.)

2. Adnân'dan İbrâhim a.s'a kadar olan arada geçen dedeleri: Bunlar hakkında bazı alimler çekimser kalmış, bazıları da doğrulamıştır.

          Fakat Rasulullah s.a.v'in İbrahim a.s'ın ilk oğlu İsmail a.s'ın soyundan geldiğini, diğer oğlu İshak a.s'ın soyundan da İsrailoğullarının geldiğini bilmekteyiz. İsmâil a.s ile Adnân arasında ise sahih bir bilgi bulunmamaktadır.

3. İbrâhim a.s ile Adem a.s arasındaki dedeleri: Bunlar arasında bazı sahih olmayan isimlerin bulunduğundan şüphe edilmemektedir.

           Bizim için önemli olanlar ise Peygamberimiz s.a.v'den 21. dedesi Adnân arasındaki atalarıdır. Bunlar arasında da  üzerinde duracaklarımız ; Kusayy, Abdû Menaf, Hâşim, Abdulmuttalib ve babası Abdullah'tır...

            Kâbe'nin bulunduğu Mekke şehrin'de İbrahim a.s'ın Tevhid Dini hakimdi. Fakat inançları Tevhid'ten başka herşeye benzemekteydi. İbrahim a.s'ın tebliğ etmiş olduğu dinden sadece; bir İbrahim a.s adı ile Kâbe ve bir de kendilerince yine bozup uydurdukları hac ibadetleri kalmıştı. Bunların haricinde putlar, kahinler, falcılar, hurafeler almış başını gitmekte idi. Lat, Menat, Uzza ve Hubel, en büyük putları olarak Allah'ın salih kulları ve insanları Allah'a yakınlaştıran öğeler, varlıklar olarak inanılmaktaydı. Mekke'nin yönetimide bu unsurlar ön planda tutularak gerçekleşmekte idi.

             Rasûlullah s.a.v'in nesebi her ne kadar babadan, atadan beri şerefli ve seçkin insanlar olarak sürüp gelmekteyse de, bu soyu Kureyş ünvanı ile seçkin kılan kişi, Nadîr b. Kinâne idi. Bazı araştırmacılara göre Kureyş ünvanı ilk önce Fihr'e verildi ve kendisinden sonra gelen çocuklarına Kureyş soyundan anlamında "Kureyşî" dendi. Hâfiz Irâkî, Siret-i Manzum isimli eserinde şöyle der: " En doğrusu, Kureyş Fihr'dir; çoğunluk ise 'Kureyş Nadîr'dir diyor." (Zerkâvî, c. I, s.90)

             Bu ata (Nadîr veya Fihr), acaba nasıl bir atamış ki, zürriyeti lakabıyla-ünvanıyla anılır olmuş?.. Haklarında her hangi bir tarihsel bilgi ya mevcut değil ya da biz ulaşamadığımız için net olarak bu ataya Nadîr'dir veya Fihr'dir diyemiyoruz (En doğrusunu Allah bilir)... Hangisi olursa olsun şu bir gerçektir ki; Bir kişinin soyunun adı veya lakabıyla anılması için o şahsın devrim yapan, çığır açan bir şahsiyet olması gerekir.
Daha önceden siyer okuduysanız görmüşsünüzdür ki, Rasulullah s.a.v'i Mekke'li müşrikler aleni bir şekilde Kâbe'de dolaşırken öldürmeye teşebbüs etmiyorlar/edemiyorlar. Allah'ın takdiri ve hikmeti ile onları bu konuda engelleyen sebeplerden biri de atalarıdır...

            KUSAYY:
            Nadîr'den sonra Fihr ve Fihr'den sonra Kusayy b. Kilâb son derece saygı toplamış ve nüfuz elde etmiştir. Kusayy ile Kureyş ailesinin tarihinde yeni bir çığır açılıyor. Kusayy, Kureyş kabilesinin çok sayılan, önemli  ve değerli bir atasıdır. O dönemde Harem'in mütevellisi (idarecisi) Huzâa Kabilesinden Halil Huzâî idi. Kusayy'ın annesi Mekke halkından değildi, babası annesi ile başka bir beldede evlenmişti. Kusayy daha sonra Mekke'ye gelmiş ve Halil'in Hubbî adındaki kızıyla evlenmiştir. Halil ölürken Kusayy ile olan bu evlilik bağından dolayı Kâbe'ye yapılacak hizmetin ve mütevelliliğin Kusayy'a havale edilmesini vasiyet etti. Böylece bu görevi onlar devraldı. Fakat Huzâa Kabilesinin diğer mensupları bunu istemediler. Bunun üzerine Kusayy'a savaş açtılar. Kusayy'da annesinin akrabalarından yardım istiyor. Bu yardımın akabinde Kusayy Huzâa Kabilesini Kâbe'den dışarı sürüyor. Huzâalılar civar bölgelerde ki dağlara yerleşmek zorunda kalıyorlar. Böylelikle Kusayy ile beraber Kâbe'nin yönetimi Kureyş Kabilesinin eline geçiyor. Kusayy, Dârun-Nedve denilen bir danışma meclisi kurdu. Şehrin ileri gelenlerinden 40 yaşını aşmış her erkek de bu topluluğa katılabiliyor ve şehrin yönetimi hakkında fikir sahibi olabiliyordu. Kureyş bir toplantı yapacaksa veya bir savaş kararı alacaksa, bunları Dârun-Nedve'de kararlaştırırdı. Nikah ve diğer merasimlerde  burada düzenlenirdi. Dışarı gidecek olan bir kervan ve kafilenin hazırlığı burada yapılırdı.

             Kusayy, kendinden sonra da devam eden ve bir hatıra olarak hafızalarda kalan çok büyük işler yaptı. Örneğin; rifâde ve sikâye (Kâbe'yi ziyaret edenlerin yiyecek ve içecek ihtiyaçlarının karşılanması) Kâbe hizmetkârlarının en büyük görevi idi. Dârun Nedve'nin kurulması ile yılda bir kez verilmesi süretiyle halka vergi bağlıyor. Bu vergi ile şehri kalkındırmak, şehre sürekli olarak akan Umre ve Hac için gelen insanların yeme - içme ihtiyaçlarının giderilmesi için toplanıyordu. Yani Kusayy, Kâbe'deki Umre ve Hac işini sistematik bir hale getirmişti. Bütün Kureyş'i toplayarak bir konuşma yaptı ve : "Yüzlerce, binlerce kilometre mesafelerden insanlar Kâbe'yi ziyarete gelmektedir. Onlara evsahipliği yapmak, Kureyş'in görevidir" dedi. Meş'ar-i Haram'da onun icraatlarındandır. Hac günlerinde onun üzerine çıra konur, aydınlatması için yakılırdı. (Ikdu'l-Ferîd / Tabakât İbn Sa'd, Leiden, c. 1. s.36-42)

             Ayrıca Kusayy dönemine kadar Mekke halkı çadırlarda yaşarlar iken taştan evler yaparak çadırlardan çıkarıp o evlere yerleştirmesi ile, halk göçebelikten yerleşik hayata geçmiş oldu. Ve bu icraatıyla Kureyş ünvanının ihtilafında Nadîr ve Fihr'e ek olarak Kusayy'da katılıyor. İbn Abdi Rabbih, İkdu'l-Ferîd isimli eserinde: " Kusayy sülâleyi toplayarak Kâbe'nin çevresine yerleştirmiş olduğu için kendisine Kureyş denilmiştir. Çünkü Kureyş kelimesinden türetilen  "Takrîş" kelimesinin manası bir araya toplamaktır. Bu bakımdan, ona "bir araya toplayıcı" da derlerdi. Nitekim şair şöyle demiştir:

Kusayy; 'bir araya toplayan' diye isim verilen babanızdır
Allah onunla, Fihr'den türeyen kabileleri bir araya topladı. 

            Fakat başka bir kaynakta da; dağlarda, çöllerde yerleşmiş olan Kureyşlileri, Mekke'ye topladı. Bundan dolayı Kusayy'a "Mecme" yani "Toplayıcı" lâkabı verilmiştir. (doğrusunu bilen ancak Allah'tır...)

            Kusayy'ın altı oğlu vardı. Abduddâr, Abdû Menâf, Abduluzzâ, Abd b. Kusayy, Tehammur, Berra.
Kusayy ölürken Kâbe'ye ait bütün yetkileri, âdet üzere büyük oğlu Abduddâr'a devretti. Fakat bu büyük görevi yürütebilecek kabiliyete sahip değildi. Böylelikle Kusayy'dan sonra Kureyş'in başkanlığını Abdû Menâf ele aldı. İşte bu Abdi Menâf'ın sülalesi Resûlullah s.a.v'in ailesinin geldiği sülaledir.

            ABDÛ MENAF: 
            Abdû Menaf'ın Kâbe'ye yaptığı en büyük iş, babasının düzenlemiş olduğu ticaret kervanlarını büyüterek Bizans İmparatorluğu ve Sâsânî İmparatorluklarına kadar ticareti genişletmesidir. Yani Abdû Menaf döneminde Mekke, siyasi ve ekonomik açıdan dünyaya açılıyor. Abdû Menaf'ın altı oğlu vardı. Bunlar arasında olan Hâşim son derece etkili ve haşmetli bir insandı.

            HÂŞİM:  
            O dönem Mekke'de ki idare on ailenin elindeydi. Oligarşik bir idare mevcut idi. Bu on aileden de öne geçmiş olan iki aile bulunmakta. Benî Umeyye Kabilesi, Kâbe'nin askerî olarak korunma işlerine bakıyor. Diğeri ise Rasulullah s.a.v'in mensubu olduğu Benî Hâşim Kabilesi yani Kureyş Kabilesi de dini işlerle ilgilenmekteler. Yani İbrahim a.s'dan kalma inanç kırıntılarından, içeriğini kendilerinin uydurdukları Hac ve Umre ibadetleri mevcut idi.  Kâbe'nin temizliği, gelen hacıların yemek ve su ihtiyaçlarını karşılama işi Kureyş Kabilesine ait idi. Bu görev çok kutsal bir görev olduğu için bu on aile kendisi arasında savaşıyorlar ve bu savaş neticesinde Hâşimîler galib geliyor. Çünkü Kâbe'nin hizmetkârı olmak İbrahim a.s'ın bir sünneti ve çok kutsal yüce bir görev. Ayrıca Benî Umeyye ile Benî Hâşim birbirine rakib olan iki kabiledir.

            Hâşim, atası Fihr gibi kendisinden sonra gelen soyuna adı verilmiş ve Hâşimoğulları diye anılır olmuşlardır. Gerçek adı aslen Amr'dır. Kâbe'ye gelen hacılara, ilk olarak ekmekli et suyu (tirit) yemeğini yediren, dağıtan bu kişi olduğu için Hâşim lâkabını almış. Hâşim'in anlamı da; ekmek doğrayan, kırıp, ufalayan manasına gelir.

            Yılda iki kez olmak üzere ticaret kervanları düzenlenirdi. Biri kış döneminde  biri de yazın olmak üzere bu kervanlar ticaret için hazırlanıp yakın olan Şam - Suriye, Filistin gibi ülkelere giderek Mekke'de bulunan malları satıp onların yerine Mekke'de bulunmayan malları alıp Mekke'ye getiriyorlardı. Hâşim görevini son derece iyi yürüterek ticareti geliştirdi. Bizans İmparatorluğu ile yazışmalar yaparak, Kureyş ticaret eşyalarını alarak Bizans ülkesine gittiğinde kendilerinden hiç bir vergi alınmaması için ferman yazdırdı. Habeşistan Necâşîsinden de buna benzer bir ferman elde etti. (Necâşî: Habeş krallarının kullandığı ünvandır. Mısır'da ki krallara Fravun denildiği gibi...) Arabistan'da yollar güvenli değildi. Hâşim çeşitli kabileleri dolaşarak, Kureyş ticaret kervanlarına zarar vermemeleri karşılığında Kureyş kervanlarının o kabilelerin ticaret mallarını alıp götürerek onlarla alışveriş yapacağına dair anlaşmalar yaptı. Arabistan'da yağmalama yaygın olmasına rağmen Kureyş kervanı daima güven içinde olurdu.

            Hâşim bir gün ticaret için Şam'a gitmek üzere kervan ile beraber yola çıkar. Medine'ye konaklamak için  uğradıklarında Neccaroğulları Kabilesinden Selma Binti Amr ile  evlenir ve orada bir müddet kalır. Daha sonra yoluna devam eder.  Şam'a doğru yola çıktığında ise hanımı Selma, Abdulmuttalib'e hamiledir. Fakat Hâşim Filistin'de Gazze'ye geldiklerinde vefat eder. Selma Binti Amr ise ailesinin yanında iken bebek doğar ve Mekke'de ki Hâşim'in akrabalarının bu çocuktan hiç haberi olmaz. Bebek başında ki bir parça beyazlıkla dünyaya gelmesi üzerine annesi ona Şeybe ismini veriyor ve yedi yaşına kadar Medine'de annesinin yanında büyüyor.

            Mekke'de ise Hâşim'in ölümü üzerine yerine kardeşi Muttalib Bin Abû Menaf geçiyor. Muttalib diğer ataları gibi Kâbe'nin yönetimini adaletli bir şekilde sürdürerek kervanlar, ticaret, hacıların ve umrecilerin hizmeti gibi konuları devam ettirmiştir. Ve yedi yıl sonra yiğeni Şeybe'den haberdar oluyor. Hemen bir kervan ile yola çıkarak Medine'ye yiğenini bulmaya gider. Çocuğun bakımı babasının akrabalarına ait olması geleneği üzerine yiğenini almaya gider. Fakat  annesi Şeybe'yi vermek istemez. Muttalib annesini ikna etmek için;" ben Allah'ın beytinin (evinin) orada oturuyorum ve bizler Allah'ın beytinin hizmetçileriyiz. Bu çocukta babasının yerine geçerek Allah'ın beytinin hizmetçisi olacaktır" diyerek Allah'ın evinin hizmetçisi olmasının vaâdi ile yiğenini annesinden ister. Selma Binti Amr'da Allah'ın evinin hizmet edecek gayesi ile oğlunun amcası ile gitmesine müsade eder. Böylece Şeybe amca ile Mekke'ye gitmek üzere yola çıkar.

             Muttalib şehre girer ve halk hayvanının telkisinde bir çocukla döndüğünü görünce, Muttalib köle almış derler. Muttalib'in kölesi anlamında Şeybe'ye Abdulmuttalib demeleri üzerine amcası hemen onun kölesi olmadığını yiğeni olduğunu açıklar. Fakat araplar arasında lakabın meşur olması hasebiyle o günden sonra Şeybe'nin adı, Abdulmuttalib olarak kalır.

             Şeybe'nin babası Hâşim'in dört oğlu vardı. Esed, Ebû Sayfî, Nadle ve Şeybe (Abdulmuttalib)... Beş tanede kızı var; Şifâ, Hâlide, Rukayye, Cennet ve Bâîse...

            Amca Muttalib, Yemen'de Radvan'da vefat eder. Yerine Hâşim'in oğlu Abdulmuttalib geçer.

            ABDÛLMUTTÂLİB (ŞEYBE):
            Abdulmuttalib'in bir başka amcası olan Nevfel bu iktidarına darbe yaparak topraklarına el koymak ister. Abdulmuttalib Kureyş Kabilesinden yardım ister. Fakat Kureyş Kabilesi, bu Hâşimoğullarının aile problemi biz buna karışamayız derler. Bunun üzerine Abdulmuttalib anne tarafından yardım ister. Dayıları 70 kişilik bir süvari toplayarak yiğenlerine yardıma gelirler. Bunları gören amca Nevfel vaz geçerek yönetimin Abdulmuttalib'te kalmasına razı olur.

           Abdulmuttalib diğer atalarından da daha ünlü bir şahsiyet idi Kâbe halkı için. Yani ataları Kâbe'ye ne kadar hizmet etmiş ise Abdulmuttalib onlardan daha fazla hizmet etmiştir. Babasından kalan mirası Hac ve Umre için gelenlerin ihtiyaçları gidermek için harcamıştır.

          Abdulmuttalib'in hayatında iki büyük olay gözümüze çarpmaktadır. Zemzem kuyusunun kazılması ve Fil Vak'asındaki tutumu.

            Zemzem Kuyusunun Bulunması:
            Aradan yıllar geçer. Bir rivayete göre Abdulmuttalib'in rüyasında görmesiyle, bir rivayete göre kendisine ilham olmasıyla bir diğer rivayete göre de cürhumiler tarafından kapatılan zemzem kuyusu sızmaya başlayarak ortaya çıkınca bunu kazma işini Abdulmuttalib üzerine aldı. Tek bir oğlu olan Hâris ile beraber kazmaya başladılar. Bir müddet devam eden kazı sonucu Zemzem kuyusunun örülmüş duvar taşlarıyla bir daire şeklinde ortaya çıktı. Abdulmuttalib heyecanla tekbir getirmeye başladı: Allah-u Ekber, Allah-u Ekber.

          Abdulmuttalib'in bu faaliyetini başından beri gözetleyen Kureyşliler, işin ortaya çıktığını farkederek büyüklerine haber göndediler. Bir müddet sonra da Kureyş büyükleri, kazılan yere geldiler ve Abdulmuttalib'e: "Ey Abdulmuttalib!.. Bu, babamız İsmâil'in kuyusudur. Onda bizim de hakkımız var. Bizi de bu işe ortak et." dediler.

         Abdulmuttalib kesin bir cevap ile sadece kendisinin yapacağını belirtti. İçlerinden Adiyy b. Nevfel şöyle dedi: " Sen, yalnız bir adamsın. Tek oğlundan başka dayanacağın bir kimsen de yok. Nasıl olur da bize karşı gelir, bize boyun eğmezsin?"

          Bu söz, Abdulmuttalib'in içini yakmış ve ellerini açarak; "Yemin ederim ki, Allah bana 10 erkek çocuk verirse, bunlardan birisini Kâbe'nin yanında kurban edeceğim!.." (İbn-i Hişam, Sîre c. 1, s.160; İbn-i Sa'd, Tabakat, c.1, s. 88; Taberî, Tarih c.1, s.128)

           Abdulmuttalib kazı işinden o anlık vazgeçti ve işin bir hakem tarafından halledilmesini teklif etti. Hakemi tespit ettiler; Şam'da oturan Sa'd b. Hüzeym...

          Kureyş kabilerinin ileri gelenlerinden bir grupla Şam'a doğru yola çıktılar. Ne var ki, Henuz Şam'a varmadan İlâhî Kader onalrı durdurdu. Suları, alev saçan çölün ortasında bitti. Çöl ortasında su aramak, serabın peşinde koşmaktan farksızdı. Fakat herşeye rağmen Abdulmuttalib su aramaya koyuldu. Diğerleri ise susuzluktan ölmeyi beklemeye başlamışlardı.

           Abdulmuttalib'in devesinin ayağı tökezledi, ayağının taşa takılması ile taş yerinden yuvarlandı. Yere düşmemek için devesine sımsıkı yapışan Abdulmuttalib, dönüp arkasına baktığında, yuvarlanan taşın çukurunda pırıl pırıl parlayan bir avuç su gördü. Kılıcıyla su kovuğunu oyduğunda su daha da gür akmaya başladı. Geri Dönüp Abdulmuttalib, "gelin size ve hayvanlarınıza yetecek kadar su buldum" dedi.
Kureyşliler, Zemzem kuyusunu kazan ellerin kendilerine sunduğu bu serin ve temiz suyu içer içmez, birden değiştiler. Mahçup ve suçlu bir eda içinde Abdûlmuttâlib'e dönerek; " Ey Abdûlmuttâlib, artık sana diyecek bir sözümüz yok! Anladık ki, Zemzem'i kazmak senin hakkın. Bu işe ancak sen layıksın. Vallahi, Zemzem hususunda seninle bir daha münakaşa etmeyeceğiz! Artık hakeme gitmeye de gerek görmüyoruz!.." (İbn-i Hişam, Sîre c.1, s.152-153; İbn-i Sa'd, Tabakat, c.1, s. 84)

           Mekke'ye dönen Abdûlmuttâlib oğlu Hâris'le birlikte kazı işine devam etti ve kısa bir zamanda Zemzem'i ortaya çıkardı. Zemzem kuyusundan bazı değerli mallarda çıktı. Bunlar arasında altından iki geyik ile kılıçlar ve zırhlar da vardı. Kureyş ileri gelenleri malları görünce hırs damarları tekrar kabardı ve mallara ortak olmak istediler. Abdûlmuttâlib bunu ilk olarak red etti sonra cömertlik ve mertliğini ortaya koyarak kura çekmeyi teklif etti. "İlk kura Kâbe için, iki kura benim için, iki kura da sizin için çekeriz. Kura da kime ne çıkarsa alır, çıkmayan da mahrum kalır."

           Kâbe içindeki Hübel putunun yanına vardılar ve kura çektiler!.. (içine şirk, bid'at ve hurafe karışmış olan İbrâhim a.s dini...) Kureyş ileri gelenlerine hiçbir şey, Kâbe'ye altın geyikler, Abdûlmuttâlib'e de kılıç ve zırhlar çıktı. (İbn-i Hişam, Sîre c.1, s.145-146; İbn-i Sa'd, Tabakat, c.1, s. 85)

            Zemzem kuyusunu bulduğu sıralarda Abdûlmuttâlib'in yaşı 40 civarındaydı. Otuz yıl sonra, Allah azze ve celle'nin ihsanıyla erkek çocuklarının sayısı 10'u buldu; Hâris, Zübeyr, Ebû Talib, Abdullah, Hamza, Leheb, Gaydak, Mukavvem, Saffar, Abbas. Kızları ise altı taneydi: Ümmü'l-Hakim (asıl adı Beyda), Berra, Âtike, Safiye, Erva, Ümeyme.  Bu sırada seneler önce etmiş olduğu yemini hatırladı: Erkek çocuklarından birini Kâbe'de kurban etme yemini. Ama hangisini?.. Hepsi de birbirinden güzel ve sevimli idi; fakat, Abdullah çok daha başka idi.

          ABDULLAH:
          Abdullah, Abdûlmuttâlib'in oğullarından sekizincisi idi. Sîret ve sûrette diğer kardeşlerinden çok farklıydı. Çocukları arasında en güzeli, en iffetlisi, en sevimlisiydi.

          Abdûlmuttâlib, oğullarına yaptığı adağı haber vermiş, onlar da bunu kabul etmişlerdi. Oğullarının isimlerini kura kadehlerine yazıp bu isimleri Hübel putunun hizmetçisine verdi. O da kura çekti. Kura, Abdullah'a çıkmıştı. Abdûlmuttâlib, oğlunun bileğini kavrayıp doğruca İsaf ve Nâile putlarının yanına götürdü.Kureyş ve bilhassa Mahzumoğullarından olan dayıları ile kardeşi Ebû Talib buna mani oldular. Abdullah için Şam'da bulunan kâhin ve bilge bir kadının olduğunu ona gidip bir çare bulmasını isterler. Bu fikir Abdûlmuttâlib'in aklına yatar. Abdullah'ı yanına alarak yola çıkar. Abdûlmuttâlib, durumu olduğu gibi anlatır. Kadın sordu : "Sizde bir insan diyeti nedir?".
Abdûlmuttâlib: "On deve", dedi.
Bunun üzerine kâhin kadın, "gidin, 10 deve hazırlayın. Çocukla deveyi alıp, ok çektiğiniz yere götürün. Eğer ok develere çıkarsa , develeri kurban edip çocuğu kurtarın; yok, eğer ok çocuğa çıkarsa her defasında bir diyer artırın. Hem Rabbinizi razı etmiş olur, hem de çocuğu kurtarırsınız.", dedi.

           Kâbe'ye dönüp derhal denileni uygulamaya geçtiler. İlk çekilen ok Abdullah'a çıktı! Develerin sayısını 20'ye çıkartarak tekrar çektiler. Yine Abdullah'a çıktı. 30, 40, 50..........90 oldu. Ok, ısrarla Abdullah'a çıkıyordu. Nihayet develerin sayısı 100'ü buldu. Çekilen ok develere çıktı!..
Herkes sevinirken, Abdûlmuttâlib şöyle seslendi; "Vallahi, üst üste üç defa daha çekeceğim; ta ki kalbim mutmain olsun!.."

            Çekiliş üç defa daha tekrarlandı ve develere çıktı. Böylece Abdullah kurban edilmekten kurtuldu. Abdûlmuttâlib, develerin Safâ ile Merve arasına götürüp, yan yana kurban edilmesini emretti. O günden itibaren, Kureyşliler ve Araplar arasında, bir insan diyetinin 100 deve olarak kabul edilme adeti benimsendi. (İbn-i Hişam, Sîre c. 1, s.164; İbn-i Sa'd, Tabakat, c.1, s. 89; Taberî, Tarih c.1, s.174)  İslam da diyeti yüz deve olarak kabul etti. ( (İbn-i Hişam, Sîre c. 1, s.151-155,; el-Mansur Furi, Rahmetun li'l-Âlemin, c. 2, s. 56-66;  İbn-i Sa'd, Tabakat, c.1, s. 89)

            Bir çok Siyer kitaplarında bu konuya binaen Rasûlullah s.a.v'in; "Ben iki kurbanlığın oğluyum" diyerek İsmâil a.s ve babası Abdullah'ı kastettiği rivayet edilir. Ama Kütüb-i Sitte olarak adlandırılan sahih hadis kitaplarının hiçbirinde bu rivayet bulunmamaktadır.

            Rivayet, kitaplarda biri bizzat Peygamberimizin ağzından “ben iki kurbanlığın oğluyum”, diğeri bir bedevinin Peygamberimize hitaben “ey iki kurbanlığın oğlu” şeklinde yer almaktadır. Âlimler ikinci rivayetin sağlam olduğunu, birinci rivayetin Peygamberimizin ağzından çıkmış bir söz olduğunu tespit edemediklerini belirtmişlerdir. (Hadis için  Bkz: Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, Beyrut, 1988, c: 1 s: 199, hadis no: 606)


2 yorum:

  1. Esselamu aleykum,yazının son kısmı benim için bir takrar oldu,çünkü elimdeki yeni bitirdiğim,siyeri ikinci defa okumaya başladım,ama çok daha öncelere ait ayrıntılı bilgileri çok gerekli görmüyorum,okuduğum kitaptada o ayrıntılar yok,Kusay ile ilgi olan kısımlar ayrıntılı anlatılıyor,

    Rabbim hayırlı ilimlerimizi artırsın ve bildiğimiz hayırlı ilimlerle amel etmeyi hepimize nasip etsin(amin),
    sevgilerimle,hayırlı haftalar diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. We aleykum selam ablacım...

      Dualarına içten âmin diyorum. Allah razı olsun.
      Beş farklı siyer kitabından karşılaştırarak okuyorum. Kitapların üçü emanet olduğu için, dikkatimi çeken her şeyi not alıyorum. İster istemez ayrıntılara da girmiş oluyorum. Ama şu ara siyer dersine biraz ara vermek zorunda kaldım. Bir iki ay sonra inşeAllah devam edebilirim..

      Selam Dua ve Muhabbet ile...


      Sil