17 Mart 2013 Pazar

Yaratıklar İle Yaratıcıyı Birbirine Karıştırmayalım!..


          Her şeyin mutlaka bir yapıcısı vardır. Resmi ressam, heykeli heykeltraş, masayı marangoz yapıyor. Bu kâinatı da Allah yarattı. Öyle ise Allah'ı kim yarattı, O'nun da bir yaratıcısı olması gerekmez mi?..

          Elbette gerekmez... Çünkü bir yapıcısı ve yaratıcısı olduğunu söylediğimiz diğer şeyler hep "YARATIK"tır... Resim de, heykel de, masa da hep birer yapılmış eserdir. Dolayısıyla her yaratığın ve her eserin bir yapıcısı, yaratıcısı olmalıdır. Ancak, Allah'ın da bir yaratıcısı var mıdır, dediğimiz zaman bir yanlışlık yapmış oluruz. Yaratık ile yaratıcıyı birbirine karıştırmış oluruz. Bu da büyük bir  mantık ve düşünce yanlışı olur. 

         Yaratılmışların sıfatları başka, Yaratıcı'nın sıfatları başkadır. Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekir. Bu ayırmayı yapabilmek için de bizim varlığına ve birliğine inandığımız Yaratıcı'nın sıfatlarını, özelliklerini çok iyi öğrenmemiz gerekir. Meselâ bu sıfatlardan biri; Tekvin, yani yaratma sıfatıdır. Allah yaratıcıdır. Halbuki O'nun yarattığı varlıklar yaratıcı değildir... Yani bir şeyi yoktan, hiçten ortaya koyamazlar, yaratamazlar...

         Oysa ki biz, "Allah'ın da bir yaratıcısı var mıdır? dersek, O'nu yaratıcı olarak değil, yaratık olarak, yaratılmış bir eser olarak düşünmüş oluruz. Böylece iki ayrı şeyi birbirine benzetmiş ve birinde olan şeyi diğerinde de aramış oluruz. Bu da yanlışların en büyüğü olmaz mı?..

         Meselâ, üzerinde oturduğunuz sandalyeye bakınız. Bu sandalyeyi kim yapmıştır?
- Marangoz...
- Marangozu görmediyseniz, şu şekilde tarif edebilir miyiz?
- Bu sandalyeyi yapan marangoz; aynen yaptığı sandalye gibi demir bacaklı, üzeri düz ve kalın tahtadan bir metre boyunda bir varlıktır...

         Marangozun böyle bir yaratık olduğuna ınanır mısınız? Bu marangozu yaptığı sandalyeye benzetmektir. Halbuki marangozun yaptığı sandalye başka, kendisi başkadır... Yani bir ustanın, yaptığı esere benzetilmesi mümkün değildir... 

        Yine bir resim onu yapan ressama benzetilemez. Resim düz bir çizgi ve zemindir. Sadece bir görüntüdür ve cansızdır. Onu yapan ressam canlı bir insandır. Hem çok yönlü bir dış görünüşüyle, hem de ondan daha mükemmel yaratılmış iç organlarıyla resimden apayrı ve bambaşkadır...

        Hiçbir eser onu yapana benzetilemezse, yaratık Yaratıcı gibi olamazsa, Allah'ı insanlara benzetebilir miyiz?

       
Demek ki, "Allah'ı kim yarattı?" sorusu, mantıksız ve yanlış bir sorudur. Soranın cahilliğini gösteren bir sorudur. Başkalarının inandığı asılsız yaratıcılar, sahte İlahlar için bu soru sorulabilir... Ama bir Müslüman için sorulması çok yanlıştır... Çünkü Müslüman'ın inandığı Yaratıcı ezelî yani öncesizdir... Ebedîdir, yani sonsuzdur... Hiçbir şeye muhtaç değildir. Eşsizdir, benzersizdir, denksizdir ve birdir... Doğmamış ve doğurulmamış tek bir Allah'tır... Bütün bu sıfatları taşıyan Allah, nasıl olur da bu sıfatların hiçbirini taşımayan canlılara, insanlara benzetilebilir?..

       Bu soru şuna benzer; Biri size insanı anlatıyor. Saçını, kaşını, gözünü, aklını, fikrini açıklıyor, tarif ediyor. Siz de ona: "peki kanatları nasıldır" diyorsunuz... Hiç böyle soru olur mu deyince de, kuş çeşitlerini göstererek, "Baksana bütün bu canlıların kanatları vardır" diye cevap veriyorsunuz. Böyle bir cevap ne kadar komiktir, değil mi?... Bu ne kadar saçma ve komikse, Allah'ı da yaratılmışlara benzetip, böyle sorular sormak an az o kadar komik ve saçmadır.

        Aslında dikkatle düşünecek olursak, sorunun komikliği ve tutarsızlığı kendi içindedir. Çünkü "her şeyi Allah yarattı, öyleyse Allah'ı kim yarattı" diyen şahıs, önce Allah'ın yaratıcı olduğunu kabul ediyor. Sonra da O'nu kimin yarattığını soruyor. Ne oluyor burada? Büyük bir zıtlık oluyor... Allah'ın önce yaratıcı olduğunu kabul edip, sonra da yaratılmış olduğunu araştırıyor. bir şey hem yaratıcı, hem de yaratılmış olabilir mi? Bir şey, iki şey olur mu aynı anda? Allah yaratıcıdır. Dolayısıyla da yaratılmış olamaz. Şu halde O'nu kimin yarattığını araştırmak sapıklıktır.

      Çünkü Yaratıcı, yaratık değildir. Eğer yaratılmış olsaydı, yaratma gücüne sahip olabilir miydi? Yaratma gücüne sahiptir, o halde yaratık değildir. Yaratılmışların en üstünü ve kabiliyetlisi olan insan bile, hiçbir şeyi yoktan varedemez. O  halde her şeyi yoktan yaratan Allah nasıl yaratılmış olabilir?..

       Bu düşüncenin bir yanlışlığı da şöyle ortaya çıkar. Bir şeyi yapan kişi, bir eseri ortaya koyan usta, eserine ve onu tâbi kıldığı kanunlara uymak zorunda değildir. Yapılmış olan eserin bağlı bulunduğu, uyduğu kanuna san'atçının da uyması gerekmezse; Yaratıcı'nın da yarattıklarını uydurduğu kanunlara uyması gerekmez.

      Kendi isteğiyle hareket eden, düşünen, yiyen, içen, gezen, yatıp kalkan ve bazı şeyleri arzu eden insan yaptığı eserlere meselâ otomobile hiç benzer mi? Otomobillerinde kullanım özellikleri dışında kendi keyfince hareket ettikleri düşünülemez. Usta ile eser arasında hiçbir benzerlik yoktur...

      Bu kâinat yaratılmış bir varlıktır. O'nu yoktan yaratan da Allah'tır. Kâinatın Allah tarafından konulmuş özellikleri vardır. Onun yaratıcısı olan Allah'ın sıfatları ise, kâinattan bambaşka ve apayrıdır... Karşılaştırılmaları bile imkânsız olan bir farklılık ve başkalıktır bu...

      Her sebep bir kanun gibidir. Varlıklar onun dışına çıkamaz. Çünkü Allah'ın yarattığı zaman ve mekânın içinde yaşamaktadır. Ancak, zamanın ve mekânın yaratıcısı olan Allah sebeplerin ve onların bağlı buşunduğu kanunların üstünde, ötesindedir.

        Yaratıcının Yaratıcısı Olsaydı...
     
Bu sorunun en önemli yanlışlıklarından biri de, bir noktada durmayışı, zincirleme devam edişidir. Eğer bu soruyu soran kişi Allah'ı yaratan başkasıdır cevabını alırsa, artık bu soru bitip tükenmek bilmeyen bir kısır döngü içine girecektir. Çünkü, eğer Yaratıcı'nın bir yaratıcısı varsa, onun da yaratıcısı vardır. Yaratıcı'yı yaratanında yaratıcısı vardır ve bunun gibi... Akla hayale sığmaz bir zincirleme yaratıcılar serisi meydana çıkar ki, bu da çok saçma bir sonuçtur. Bir Yaratıcı'yı aklına sığdıramayan kişi, sayısız çokluktaki yaratıcıları kabul etmek zorunda kalır... Böylece Allah'ın birliği ilkesi de çiğnenmiş olur. Halbuki, Allah'ın bir oluşunu; kâinatın bozulmayan düzeni, dünyanın yapısı, hakaretleri, mevsimleri, gece ve gündüzün şaşmayan nizamı hep bir olan Yaratıcı'yı gösterir. Kur'ân-ı Kerîm'de de Allah azze ve celle şöyle buyuruyor;

     "Oysa, (anlamıyorlar ki,) göklerde ve yerde Allah'tan başka tanrılar olsaydı, bu iki alem de kargaşalık içinde yıkılıp giderdi! Bunun içindir ki, O mutlak hükümranlık tahtının Efendisi, O sınırsız kudret ve yücelik sahibi Allah, insanların tanımlama ve tasvir yoluyla kendisine yakıştırdığı her şeyin ötesinde, her şeyin üstündedir!" (21 / ENBİYÂ - 22)

      Peki bu soru nerede duracaktır? Yaratıcı'nın yaratıcısı var, onun da var, onun da var.... Elbette ki, akıl ve mantığın gereği olan bir yerde kesilip bitmesidir. İşte sorunun kesilip bittiği yerdeki son yaratıcı gerçek yaratıcı, Allah'tır...

      Şayet bu soru hiçbir yerde durmadan devam edecek deniyorsa, bu da büyük bir akılsızlık, mantıksızlık ve saçmalıktır. Mutlaka bir yere dayanması, bir yerde durması, bitmesi gerekir ki akıl bunu kabul edebilsin. Misallerle bu konuyu açıklayalım inşeAllah...

     Hiç tren görmemiş birini ilk defa şehre indirip trene bindiriyoruz. Seksen vagonlu uzun bir katar bu. En arkadaki vagondan başlıyoruz bu adama hareket halindeki treni gezdirmeye... Adam körüklü bir aralıkla öndeki vagona geçerken bakıyor ve diyor ki;
- Şimdi anladım, bu vagon öndekine bağlanmış o bunu çekiyor.
     İkinci vagonu da geçerken aynı şekilde cümlesini tekrarlıyor;
- Anlıyorum, bu vagonu da öndeki çekiyor.
     Böylece geze dolaşa en öndeki vagona geliyor. Ve oradan da lokomotife...
- Haa anladım, diyor... Bu en öndeki vagonu da lokomotif çekiyor.

     Şimdi bu adam lokomotiften çıkıp, onunda önünde bulunan ve lokomotifi çeken bir şeyi arasa, akıllılık yapmış olur mu? Olmaz... Çünkü onun çekicilik kuvveti kendisindendir. Lokomotif bizzat kendisi harekerlidir. Çekme işi de en son ona dayanmaktadır.

      Bu misalle de öğreniyoruz ki; Bütün yaratıklar bir Yaratıcı'ya bağlanmazsa, uzayıp giden sebeplerin bitip tükenmeyen zincirlemesi mantıksız bir kısır döngü oluşturur. Ama onlar bir yerde durup Yaratıcı'ya bağlanırlarsa, konu mantıklı bir çözüme kavuşmuş olur.
   
      Bir başka örnek verecek olursak;
      Ayakta duran bir insana soralım;
- Senin başın nerededir?
- Vücudumun üzerindedir.
- Vücudun nerededir?
- Ayaklarımın üzerindedir.
- Ayakların neyin üzerindedir?
- Dünya'nın üzerinde.
- Dünya neyin üzerindedir?
- Dünya hiçbir şeyin üzerinde değildir.Onda boşlukta durabilme gücü vardır. Bir şeye dayanıp durma mecburiyetinde değildir...

      İşte bu cevaptaki gibi, Allah'ın varlığı zatındandır, yani kendisindendir. Varlığı için başkasına muhtaç değildir... Niçin muhtaç değildir? Çünkü O'nun varlığı, İlah oluşu en mükemmeldir, muazzamdır, en yücedir. Böyle olduğu için de noksanlıklardan, eksikliklerden münezzeh, yani çok uzak ve yüksektir. Başkasına muhtaç olmak da bir noksanlık ve acizliktir. İşte en mükemmel varlık sahibi olan Allah azze ve celle, bu başkasına muhtaç olma noksanından da elbette uzaktır. Dolayısıyla da, "Allah'ı kim yarattı?" sorulursa O'na noksanlık verilmiş, böylece mantığa ters düşülmüş olur...

     Bir yazıya bakalım ve sırasıyla onu yapanı bulmaya çalışalım;
- Yazıyı kim yazdı?
- Kalem yazdı.
- Kaleme kim yazdırdı?
- Onu tutan parmaklar.
- Parmakları kim tuttu?
- El tuttu.
- Eli kim tuttu?
- Kol tuttu.
- Kolu kim tuttu?
- Vücut tuttu.
     Böylece mesele gerçekten sapar ve yazıyı kimin yazdığını da bulamamış oluruz. Halbuki, manalı bir yazı, bir ilimden kaynaklanmıştır. Yazı  ise bir ilimden çıkmıştır, aslen yazıyı yazdıran ilimdir...

     Bu örneklerden de açıkça anlaşılacağı üzerine varlıkların zincirleme bir tarzda birbirlerini yaratmaları söz konusu olamaz. Onları yaratan ve fakat kendisi yaratılmamış olan bir Yaratıcı'nın varlığı kesin bir mecburiyettir.

     Bir kağıda sıfır yazalım. Sıfırın sonuna bir rakam yazıncaya kadar bunun değeri sıfırdır. Sıfırın soluna bir rakam yazmadan sıfırları artırırsak herhangi bir değer kazanmaz. Soluna bir rakam yazmadığım sürece bunlar hiçbir değer ifade etmeyeceklerdir. Çünkü; "Hep aynı şeye muhtaç ve aynı hususta da aciz olanların bir araya gelmesi, ihtiyacı çoğaltmaktan ve acizliklerini artırmaktan başka işe yaramaz."
         
      Bir mana kazanabilmeleri için birbirlerinin aynı olan sıfırları bir başka rakama dayandırmak gerekir. Sebepler zincirinin de bir Yaratıcı'ya bağlanması gerekir. Zira akılsız, kör ve sağır sebeplerden akıllı, lüzumlu ve manalı neticeler meydana getirilmesi ancak ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcı'ya dayandırılmalarıyla mümkündür.

     
Bir fıkra ile son örneğimize de verelim;
     Dursun ilk defa camiiye giriyor ve cemaatle namaz kılıyordu. Baktı ki bütün cemaat öndeki tek bir adamın arkasındalar, nasıl hareket ederse aynını yapıyorlardı.
   
     Cemaatin imama uyuşu, aklını kurcaladı. Namazdan sonra camii avlusunda imama yaklaştı ve kendisine has sorusunu sordu:
- Haçen imam efendu, çemaat sana uyuyır da, sen çime uyuyırsun da?

      İmam cevap verdi:
- Cemaat imama uyar ama, imam kimseye uymaz. Şayet imam da bir başka şeye uysa, imam olamaz; o da cemaat durumuna düşer. Yani imam olmanın şartı, nasıl başkasına uymamaksa, cemaat olmanın gereği de imama uymaktır.....

        Madde Ezelî ve Ebedî Olur Mu?..
     
Bu soru da Şeytan'ın bir hilesidir. Genellikle de inancı zayıf insanların, ya da inançsızların zaman zaman ortaya atıp kalpleri ve kafaları bulandırmak maksadını güdüyor. Yaratıcı olarak Allah'a inanmayanlar, sebeplerin ve maddenin ezelî ve ebedî olduğunu iddia ediyorlar. Yani onlara göre madde öncesiz ve sonsuzdur.

      Bilimsel gelişmelere göre bu görüş çok yanlış ve asılsızdır. Kimya bilgini John C.; "İlimlerin Hakim Olduğu Çağda Allah'ın Varlığı İspatlanmıştır" adlı eser de şöyle diyor:

      "Kimya bize bazı maddelerin yok olma yolunda bulunduğunu söyler. Ancak bazı maddeler yokluğa doğru sür'atle ilerlerken, diğer bir kısmı ise yavaş yavaş gider. Bu yüzden madde ebedî(sonsuz) değildir."

      Sonsuz olmayan bir şey aynı zamanda öncesiz de değildir...

      Allah azze ve celle'ye olan sozsuz imanımız ve bağlılığımız her türlü şüphenin üstesinden gelip imanın vereceği benzersiz huzura kavuşturur. Zaten Rasulullah s.a.v. bu gerçeği asırlar öncesinden bakınız ne kadar net anlatmıştır;

"Şeytan size gelir ve dünyayı Allah yarattı, Allahı kim yarattı? diye vesvese verir. Böyle bir vesveseyle karşılaştığınız zaman:

-Ben Allah'a ve Rasûlüne inandım, iman ettim. Şeytan, boşuna benimle uğraşıp durma, deyiniz". [Buhari]
     
(Öğretmenin Not Defteri 1-2-3/ Vehbi Vakkasoğlu'nun kitaplarından alıntıdır...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder