14 Mart 2013 Perşembe

Siyer-i Nebi Ders Notları - 19 (Zekeriyyâ A.s, Hz. Meryem, Yahyâ A.s ve İsâ Aleyhisselam - 1)

          Süleyman a.s'ın ardından, İsrailoğulları'nın başına hükümdar olarak oğlu geçiyor. Fakat aynı iktidarı sağlayamıyor. Bunun akabinde de İsrailoğulları dinlerini tahrif etmeye, bütün maneviyatlarını çökerterek sapıtmaya hızla devam ediyorlar. Ne zaman ki, İsrailoğulları sınırlarını aşmışlarsa, dinlerini tahrif ederek ahlâki çöküşe uğramışlarsa; Allah azze ve celle başlarına zorba devletleri, zorba yöneticileri hakim kılarak onlara musallat etmiştir. Zalim hükümdarlar ile alakalı olan kısım Zekeriyya ve Yahya a.s'ın hayatlarının son dönemleriyle ilişkilidir. Bu konuya geri döneceğiz inşeAllah...

         Şam, Kudüs ve çevresinde Batlamyusçular diye nitelenen İsrailoğulları'nın bir kolu ortaya çıkıyor. Bunlar, Beyt-i Makdis’e hürmet eder­ler, orada yaşarlar ve İsrailoğulları’nı hoş tutarlardı. Bu kavmin uluları, ibadethâneden hiç dışarıya çıkmazdı. Beyt-i Makdis’te gece-gündüz ibadet ederlerdi.

          Süleyman Mâbedi'nin içerisinde, İsrailoğulları'nın ileri gelenlerinden bir grup din adamı yaşamaktaydı. Fakat Mâbedin dışarısında kalan halk, son derece ahlâkî çöküntüye sahip. Komşu İmparatorluklar tarafından halen daha ezilen ve sömürülen zelil olmuş bir ırk konumundaydı. Süleyman Mâbedi'ndeki alimlerde tabii ki masum değiller... Onlar da Beyt-i Makdis'e gelen, malî gelirin kesilmemesi için halka göre Tevrat'ı tahrif ediyorlar. El misal; İsrailoğullarından zengin bir kişinin işlediği zinanın kısası uygulanmıyor ki maddî yardımını kesmesin. Fakir bir kişi bu günahı işlediğinde ise kısas uygulanıyor. Böyle bir halî durumda iken, sapıklıklarının da bizzat farkında olarak;  kendilerine bir peygamber göndermesi için Allah’a dua ediyorlar. Bu dualarının akabinde Allah azze ve celle, Zekeriyya a.s'ı gönderiyor. Zekeriyya a.s, İsrailoğulları'nın isyankârlıklarını, bozgunculuklarını düzeltmeye çalışan onlara Allah'ı, tevhidi, ahireti hatırlatmaya çalışan bunun karşılığında çok büyük sıkıntılar çekmiş olan bir Peygamberdir. İsrailoğulları bir peygamber istemiş olmalarına rağmen, geldiği vakit baş tacı etmiyorlar. Her fırsatta Zekeriyya a.s'ı yalanlıyorlar.

         Zalim ve zorba Krallar da; kendilerine dini hatırlatan her salih kişiyi kesip biçerek, kendilerine karışılmamasını, karışacak olanlara da göz dağı veriyorlardı. Mâbed'de bulunan alimlerde bunlara göz yumarlardı. Zekeriyya a.s'da bu zorbalıklardan nasibini almış bir peygamberdir.

          Kur'an'da, Zekeriyya a.s'ın genel olarak hayatından bahsedilmez. Kur'an'da, Zekeriyya adı yedi defa geçmektedir. Adının geçtiği yedi ayette de, yapmış olduğu dualardan bahsedilir.  Soyu Dâvûd a.s'a dayanmakta olup, ordan da Yâkub a.s'a kadar varmaktadır. Zekeriyya a.s'ın hanımı, Süleyman a.s'ın soyundan gelen İşâ (Elizabeth)'dır.  İşâ (Elizabeth), aynı zaman da İsa a.s'ın annesi olan Hz.Meryem'in annesi Hanne'nin kız kardeşidir.

          Bir soy ağacı çizecek olursak; Zekeriyya a.s, Dâvûd a.s'a ve ordan Yakub a.s'a dayanan bir soya sahiptir.
          İşâ (Elizabeth) Süleyman a.s'ın soyuna dayandığına göre kız kardeşi Hanne'de Süleyman a.s'ın soyuna dayanmaktadır.
          Hz.Meryem'in babası İmran da Dâvûd a.s'ın soyundandır. Böylece Hz.Meryem de her halukârda    Yakub a.s'ın soyundan ordan da soyu İbrahim a.s'a kadar dayanmaktadır....
         
           Zekeriyya a.s Peygamber olmasının yanı sıra; Süleyman Mâbedin de kulluk eden, Mâbedde reis ve müşavir konumunda olan yani kendisine danışılan, fetva sorulan, ders veren alimden de biridir. Fakat Mâbedde bulunan diğer bilginler/alimler gibi geçimini Mâbede yapılan bağışlardan karşılamıyor. Ebû Hureyre'nin naklettiğine göre, Rasulullah s.a.v; "Zekeriyya a.s marangoz idi" (Ahmed bin Hanbel, II/405) diyerek onun elinin emeği ile geçinen bir zanaat ehli olduğunu haber vermiştir.

           Burada kısa bir ara vererek Zekeriyya a.s'a tekrardan geri dönmek üzere bırakıyor ve geçiyoruz Hz. Meryem validemize... Çünkü; Zekeriyya, Meryem, Yahya ve İsa a.s aynı zamanda yaşıyorlar. Dört büyük şahsiyetten bir arada bahsetmeye çalışacağız inşeAllah...

            Hz. Meryem, İsrailoğulları'nın ileri gelenlerinden, aynı zamanda da alimlerden biri olan ve Dâvûd a.s'ın soyundan gelen İmran'ın kızıdır.

“Allah iman edenlere namusunu koruyan, İmran’ın kızı Meryem'i de misal gösterir.” (66/Tahrîm, 12). 

          “Meryem” Süryânice hizmetkâr anlamındadır. Allah’a adanıp dinin ve Mescid-i Aksâ’nın hizmetinde bulunduğu için bu isim verilmiştir. Meryem aynı zaman da "dindar kadın" demektir. Erkeklerden sakınan, iffetli anlamında "Betül" adıyla da adlandırılır. İmran'ın hanımı Hanne, kısır bir kadın olup, uzun yıllar hiç çocuğu olmamış idi. Yine Zekeriyya a.s'ın hanımı ve Hanne'nin de kız kardeşi olan İşâ (Elizabeth)'nın da çocuğu olmuyordu.

          Rivayete göre (doğruluğunu ancak Allah bilir); Bir gün bir ağacın gölgesinde otururken yavrusunu doyurmaya çalışan bir kuş gördüğünde bu olay içindeki çocuk sahibi olma duygusunu alevlendirdi.(İbnül-Esir, el-Kâmil fi't-Tarih, Beyrut 1979, I, 298). 

          Kendisine salih bir çocuk ihsan etmesi için Allah'a dua ediyor ve duası kabul edilirse çocuğunu Beytül-Makdis'e hizmetçi olarak adayacağını söylüyor. Allah azze ve celle duasını kabul ederek ona bir evlat nasip eder ve Hanne hamile kalır.

          Burada Hanne'nin çocuk istemesinin nedeni; bir çocuk sahibi olmadan ölmek değil!..  Çocukla zaman geçireyim oyalanayım, bana bir meşgale olsun değil!.. Kısır kadın derler korkusu değil!.. Nedenini çocuğa hamile kaldıktan sonra yaptığı duadan anlıyoruz ki, Hanne çocuğunu ilk olarak Allah'a adamak için istiyor...

Bir zaman İmrân’ın hanımı (Hanne) şöyle demişti: « 'Rabbim! Gerçekten ben karnımdakini (ibâdet için) âzâd edilmiş (bir köle) olarak sana adadım, artık benden kabûl buyur! Şübhesiz ki Semî' (her niyâzı işiten), Alîm (herşeyi bilen) ancak sensin!' » (3 / ÂLİ İMRÂN - 35)

          Hamile kalacak olan kadın, çocuğunu niçin doğuracağını bilmelidir. Çocuk; evliliğin bir gereği, kız olup oğlan olsun veya oğlan olup kız olsun diye, birincisi olur ikinci bir kardeşi olsun diye ikinci olur üçüncüsü olsun diye değildir!.. Hanne bir kadının niçin çocuk doğuracağını öğretiyor burada bizlere... Rabbim bir çocuk bahşederse onu Allah'a ve dinine adayacağım denilmelidir. Hanne'nin çocuğunu eğitimindeki attığı ilk adım, salih bir niyet; Allah rızası içindir... Müslüman bir kadın doğurduğu her çocuğu İslam'a yeni bir fert olsun diye doğurmalıdır.

          Yaptığı duada bir diğer dikkat çeken husus ta şu ki: "Rabbim" diyor. Neden Kâdir demiyor, Samed demiyor, Hâlık demiyor da Rabbim diye niyaz ediyor? Çünkü Rab: Yaratan, yarattıklarını başı boş bırakmayarak onları terbiye eden, yetiştiren demektir...

          Hanne amacına uygun dua ediyor. Amacı: bizzat bu çocuğun Allah'ın yetiştirmesi, bizzat Allah'ın terbiye etmesi. Hanne'nin çocuk eğitiminde ki attığı ikinci adım; çocuğu için dua etmek ve dua ederken de amacına uygun sözcükler ile niyazda bulunmak. 

          Burdan da öğreniyoruz ki, dualarımızda uygun Esma'yı seçmeliyiz. 

          Hanne bu adamayı yaparken çocuğunun bir kız olma ihtimali aklına gelmemişti. Ama erkek istemesinin sebebi; soyumu sürdürsün, oğlu yok demesinler diye değildir... Eğer çocuk kız olursa Beytül-Makdis'te hizmette bulunması nasıl mümkün olabilirdi? Mâbedde yatılı olarak kalacaktı. Kadınların özel durumları buna müsaade etmediği gibi, kurallara göre de bu imkansız bir şeydi. Bunun içindir ki, Meryem, dünyaya geldiği zaman annesi, Allah Teâlâ'ya şöyle seslenmişti: 

Fakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: «Rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir. Ona Meryem adını koydum. 

          Hanne'nin çocuk eğitiminde ki attığı üçüncü adım; adadığı ve yetiştirmek istediği çocuğu, amacıyla müsemma olacak bir isim koyuyor. Meryem; Allah'ın hizmetkârı, dindar kadın, abide, İbadete düşkün kadın demekti.r

Ben onu ve soyunu o kovulmuş şeytanın şerrinden koruman için Sana emânet ediyorum.» (3 / ÂLİ İMRÂN - 36)
          Ebû Hureyre (r.a.) diyor ki: "Doğan hiçbir çocuk yoktur ki, anasından doğduğu anda Şeytan ona do­kunmuş olmasın. Çocuk, Şeytanın bu dokunmasından dolayı ilk defa ağlar. An­cak Meryem ve oğlu İsa bundan müstesnadır." [Buhari, K. Tefsir el-Kur'an sure 3, bab: 2]

          Babası İmran, Meryem'in doğumundan önce vefat etmişti. Hanne, çocuk her ne kadar kız olsada adağından vaz geçmeyerek çocuğu kundaklayıp Beytül-Makdis'e götürerek, orada görevli bulunanlara teslim etti. 

          İkrime (Taberi Tefsiri'nden), Meryemin bakımı işini şöyle anlatmaktadır: Meryemin annesi onu bir beze sararak alıp Mâbedin hizmetçilerine götürdü. Hanne onlara "Alın bu adağı, ben bunu buraya hizmete ada­dım. Bu benim kızımdır. Kadınlar mâbede giremez ama ben bunu tekrar evi­me döndürmem." dedi. Onlar da: "Bu bizim İmamımızın kızıdır." dediler. Çün­kü İmran bunların namazlarını kıldıran İmamları ve kurbanlarını kesen rehber­leriydi. (Yani salih bir kişiydi.)Orada bulunan Zekeriyya "Bunu bana verin. Çünkü onun teyzesi benim hanımımdır." dedi. Onlar ise "Bu bizim İmamımızın kızı, gönlümüz onu sana teslim etmeye razı değil." dediler. İşte o zaman, Tevratı yazdıkları kalemlerle kur'a çektiler. Kur'a Zekeriyya'ya çıktı. O da Meryemin bakımını üzerine aldı.

"Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya'yı da ona sorumlu kıldı." 

         Böylece Hz. Meryem, bir peygamber'in koruması altında yetişti. Zekeriyya a.s onun için mescidde özel bir yer (mihrab) tahsis etmişti. O burada sürekli ibadet ve dua ile meşgul olurdu. Yanına Zekeriyya a.s'dan başkası giremiyordu. Zekeriyya a.s yiyecek bir şeyler vermek için yanına girdiğinde, her defasında yiyeceklerle karşılaşıyordu. Bu yiyecekler, yazın kış meyveleri ve kışın da bulunmayan yaz meyveleri idi. Allah Teâlâ, peygamber annesi yapacağı şerefli bir kadını bu şekilde rızıklandırıyordu. 

Zekeriya, ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: «Meryem, sana nerden bu?» deyince, «Bu, Allah katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir» dedi. (3 / ÂLİ İMRÂN - 37)

          Muhteşem bir cevap... "Ben bugün çok namaz kıldım, çok ibadet ettiğim, saliha olduğum için getirildi" gibi verilen nimeti kendisinden bilir tarzda bir cevap vermiyor... O nimetin Rabbin'den geldiğini, asla kendisinden kaynaklanmadığını, övgünün Allah'a ait olduğunu belirtiyor...

          Dünya ve cennet kadınlarının  en faziletlileri; Hz. Asiye, Hz.Meryem, Hz.Hatice, Hz. Fatıma'dır...
          Cennet ehli kadınların en faziletlisi Hüveylid kızı Hatice, Muhammed'in kızı Fatıma, Muzahim'in kızı ve Firavun'un eşi Asiye ve İmran'ın kızı Meryem'dir. [Ahmed b. Hanbel Mesned kitabında (1. cüz, s. 293) İbn-i Abbas'tan naklediyor.]

           Hz.Meryem'in göstermiş olduğunu bu üstün tevekkül örneğinin bir benzerini yine dünya ve cennet kadınlarının en faziletlilerinden biri olan Rasulullah s.a.v. kızı, Hz.Fatıma'da görüyoruz;

           Sa’lebî, Kasas-ul Enbiya’da, Zemahşerî, Keşşaf’da “Kullema dehale aleyha Zekeriyya...” [Al-i İmran/37] ayetinin tefsirinde ve Suyutî, ed-Dürr-ül Mensur’da mezkur ayetin tefsirinde Ebu Ye’la vasıtasıyla Cabir’den şu rivayeti nakletmişlerdir. Sa’leb’inin nakline göre rivayetin metni şöyledir: "Abdullah İbn-i Hamit, Cabir İbn-i Abdullah’tan rivayet etmiştir ki: Resulullah s.a.v birkaç gün yemek yemeden geçirdi. Bu durumdan meşakkate düşen Resulullah s.a.v  (bir şey bulmak için) hanımlarının evlerinde yiyecek bir şey aradı, ama bir şey bulamadı. Bunun üzerine Hz.Fatıma’nın  yanına gelip: “Kızım, yiyecek bir şeyin varsa getir yiyelim; ben açım” dedi. 

          Fatıma: “Hayır, Allah’a andolsun (ki bir şey yoktur)...” diye cevap verdi. Resulullah s.a.v  oradan ayrıldığında, Hz. Fatıma’nın komşusu iki tane ekmek ve biraz da eti Hz. Fatıma’ya gönderdi. O da onları alıp bir kabın içerisine bırakıp üzerini örttü. Kendisi ve çocukları bir vâde yemeğe muhtaç olmalarına rağmen: “Resulullah s.a.v kendim ve yanımdakilere tercih edeceğim” dedi.

          Sonra, Hasan ve Hüseyin’i cedleri Resulullah s.a.v peşi sıra gönderdi ve Resulullah geri döndü.

          Fatıma: “Çocuklarım sana feda olsun, Allah bize bir şey verdi ve ben onu senin için ayırdım.” dedi. Resulullah s.a.v de: “Getir” diye buyurdu. Onu getirip üzerini açtığında kabın (ekmek ve et ile) dolu olduğunu gördü. Gördüğüne şaşırdı ve bunun Allah’ın bereketi olduğunu anladı. Bunun için Allah’a hamd edip Peygambere salavat getirdi.

           Resulullah s.a.v “Bunu nereden elde ettin?” diye sorunca Fatıma: “Bu Allah’ın indinden (gelen) bir nimettir, Allah dilediğine hesapsız rızk verir” dedi. Resulullah da s.a.v Allah’a hamdederek şöyle buyurdu: “Hamd olsun Allah’a ki, seni, Beni İsrail’in kadınlarının en üstünü olana benzetmiştir. Ona da Allah güzel bir rızk verince eğer o rızktan sorulsaydı; Bu Allah’ın indindendir; gerçekten Allah dilediğine hesapsız rızk verir” derdi. Sonra Resulullah s.a.v, Ali r.a'yı çağırdı. O da geldi. Resulullah s.a.v, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin ve Peygamberin bütün hanımları o yemekten doyuncaya kadar yediler. Ama kap yine olduğu gibi dolu kalmıştı.
    
           Hz.Fatıma demiştir ki: "Ben o yemekten bütün komşularıma da verdim. Allah ona bereket ve kalıcı bir hayır vermişti. Kaptaki yemeğin aslı, iki tane ekmek ve bir parça etten ibaretti, geri kalanı ise Allah’ın verdiği bereket idi."[Kasas-ul Enbiyâ, s.513, Kaşşâf Tefsiri, Al-i İmrân suresinin tefsiri, 37 âyet, ed-Dürr-ül Mensur, Al-i İmrân suresinin tefsiri, 37. âyet.]

           SubhanAllah... Burda biraz düşünelim; hadiste geçtiği üzere, evde yiyecek hiçbir şeyin bulunmaması ne demektir?!.. Bu bizlerin anlayabileceği bir husus değildir... Çünkü yemek yoktur demiyor... Bir hurma, bir ekmek parçası, bir avuç un vs. hiç bir şeyin olmaması nasıl bir şeydir bizler bilmiyoruz... Bazen deriz ya, dolu olan dolabı açıp bir göz gezdirip "aman yiyecek hiçbir şeyde yok!.." Halbuki kahvaltılıklar vardır veya yemekte vardır da beğenmiyoruzdur... Öyle bir Peygamberin, böyle bir ümmetiyiz... (Estağfirullah, Estağfirullah, Estağfirullah...)

            Ve Zekeriyya a.s; "Gökten bir kız çocuğuna türlü türlü niyetleri indirmeye Kâdir olan Rabbim bu yaşımdan sonra bana evlat vermeye elbette ki Kâdir'dir" diyor ve o anda Rabbinden çocuk istemeye karar veriyor. Çünkü Zekeriyya a.s, her ne kadar Peygamber olsa da ve Mâbed'de ki Alimlerin reisi olsa da kendisini pek umursayan, dinleyen olmuyor. Zekeriyya a.s, ümmetinden kendisi "ölüp gittikten sonra, benim yerime kim geçecek, bunlara İslam'ı kim anlatacak" diye endişeleniyor. Kendisi 99 yaşında, hanımı 98 yaşında.Ve tıpkı Hanne gibi Rabbin'den bir erkek evlat istiyor. Bu çocuğu istemesinin tek bir amacı var; Peygamber olması ve kendisinden sonra İsrailoğullarına İslam'ı tebliğ etmeye devam etmesi. 

          Tam bir teslimiyet ile Zekeriyya a.s Allah'a dua ediyor. Bu duasının üzerine Allah azze ve celle, onu üç şey ile müjdeliyor;
1. Hemen oracıkta duasını kabul ediyor.
2. Ona istediğini veriyor, bir oğul ile müjdeliyor.
3. Hem peygamber olacağını bildiriyor hem de o verdiği oğulun adını da bizzat Allah azze ve celle kendisi  koyuyor.

(Bu,) Rabbinin kulu Zekeriya'ya olan lütuf ve ihsanının anlatımıdır. (19 / MERYEM - 2 )

Hani O, Rabbine içinden yalvarmış. (19 / MERYEM - 3 )

Demişti ki: «Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım.» (19 / MERYEM - 4 )

...«Rabbim bana katından tertemiz bir soy bağışla. Doğrusu Sen, duaları işitensin» dedi. (3 / ÂLİ İMRÂN - 38)

«Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın) dır. Artık bana kendi katından bir yardımcı armağan et.» (19 / MERYEM - 5 )

«Bana mirasçı olsun, Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl.» (19 / MERYEM - 6 )

O mihrapta namaz kılmakta iken, melekler ona seslendi: «Allah, sana Yahya'yı müjdeler. O, Allah'tan olan kelimeyi (İsa'yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir.»  (3 / ÂLİ İMRÂN - 39)

(Allah buyurdu:) «Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız.» (19 / MERYEM - 7 )

Dedi ki: «Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım.» (19 / MERYEM - 8 )

(Ona gelen melek:) «İşte böyle» dedi. «Rabbin dedi ki: -Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değil iken, seni yaratmıştım.» (19 / MERYEM - 9 )

Dedi ki: «Rabbim, bana bir belge (ayet) ver.» Dedi ki: «Senin belgen, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır.» (19 / MERYEM - 10 )

Böylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: «Sabah akşam tesbih edin.» (19 / MERYEM - 11 )

          Yahya as, Mûsâ a.s'nın şeraitiyle amel eden peygamberlerin sonuncusuydu. O, İsâ a.s'dan altı ay önce dünyaya gelmişti. Yani İsâ a.s'dan altı ay büyük olarak, İşâ (Elizabeth) üç aylık hamileyken Hz.Meryem'de İsâ a.s'a hamile kalıyor. 

          İşâ (Elizabeth)'ın Yahya'ya halime kalması, Allah azze ve celle'nin adete aykırı, sıradan olaylara aykırı şekilde yaratabileceğine en büyük ve açık delillerden birisidir. Allah hikmet sahibidir. Burada muhteşem bir döngü oluşuyor. Allah azze ve celle, İsrailoğullarını İsâ a.s'a hazırlıyor. Mevla, babasız dünyaya gelecek olan İsâ'ya halkı şöyle hazırlıyor; Kısır bir kadının hamile kalması, birinci hafif mucize. Daha sonra arkasından, daha büyük bir mucize ile babasız Hz.Meryem hamile kalıyor.

          Yahya a.s daha küçük yaşta iken, kendisine hikmet verilmişti. Bu hikmet; çok küçük yaşında Tevrat ve Zebur ile ilgili ilimleri öğrenip araştırmış ve yaşının küçük olmasına rağmen alimlerin arasına girmişti. Yaşıtı olan çocuklar kendisine: "Ey Yahya! Bizimle gel, oynayalım" dedikleri zaman: "Ben, oyun için yaratılmadım" derdi (es-Sa'lebî, el-Arais, Mısır 1951, 375 vd.).

          Yüce Allah ona daha 30 yaşlarında iken peygamberlik vermiş; onu efendi, nefsine hâkim, şehvet ve kötülüklerden uzak kılmıştır (3/Âl-i İmrân, 39). İsrailoğullarından çeşitli zulümler görüyor. Hiç evlenmiyor, şehvetini dinginlediği için Yahudiler, Yahya a.s'a eş cinsel damgasını vurmuşlardır. 

(Yahyâyi ihsan etdik ve ona çocukluğunda:) «Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut» (dedik). Henüz sabî iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günâhlardan) temizlik (verdik). O, çok takva sahibi biriydi. Anasına, babasına da itaatkârdı. Asla zorba ve isyankâr biri değildi. (19 / MERYEM - 12,13,14)

Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağı gün de.  (19 / MERYEM - 15)

           Yahya a.s, İsrailoğullarına tebliğ etmek üzere beş şey ile emrolunuyor;
İmam Ahmed, Resulullah s.a.v.'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Yüce Allah, Zekeriyyâ a.s'nın oğlu Yahyâ a.s’a, hem kendisi amel etmek, hem de amel etmeleri için İsrail oğullarına emretmek üzere, beş kelime emretmişti. Kendisi bu hususta biraz ağır ve yavaş davranınca, İsâ a.s ona:

-Sen, hem kendin amel etmek hem de amel etmelerini İsrâil oğullarına emretmek üzere, beş kelime ile emrolunmuştun. Bunu İsrail oğullarına ya sen tebliğ edersin, ya da ben tebliğ ederim, deyince,       Yahyâ a.s:

-Ey kardeşim! Sen bu vazifeyi yerine getirmekte beni geçersen, ben azâba uğramamdan veya yere batırılmamdan korkarım, dedi ve hemen İsrâil oğullarını Beytü'l-Makdis'te topladı. Beytü'l-Makdis, İsrail oğulları ile doldu. Yahyâ a.s yüksek bir yere oturarak Allah'a hamd ve senâda bulunduktan sonra şöyle dedi:

-Yüce Allah, bana, hem kendim amel edeyim, hem de amel etmenizi size emredeyim diye beş kelime emretti. 

1. Onların ilki, Allah'a hiç bir şeyi şerik/ortak koşmaksızın O'na ibâdet etmenizdir. Bunun misâli, öz malı olan altın veya gümüşle bir köle satın alıp çalıştıran bir adama benzer ki, köle çalışmasının kazancını, efendisinden başkasına ödüyor. Hanginiz, kölesinin böyle davranmasına sevinir, râzı olur? Hiç kuşkusuz, sizi Yüce Allah yarattı ve rızkınızı vermektedir. Öyle ise Allah'a, hiç bir şeyi şirk koşmaksızın ibâdet ediniz.

2. Allah namaz kılmanızı size emretti. Namaza durduğunuzda, yüzünüzü sağa sola çevirmeyiniz. Şüphe yok ki Yüce Allah, kulu, yüzünü başka tarafa çevirmedikçe, hep ona yöneliktir.

3. Allah size orucu emretti. Bunun misâli, yanında misk kesesi olduğu halde, bir topluluk içinde bulunan ve hepsi ondaki misk kokusunu duyan bir kimseye benzer. Hiç şüphesiz oruçlunun ağzının kokusu, Allah'ın katında misk kokusundan daha güzeldir.

4. Allah size sadakayı emretti. Bunun misâli, düşmanını esir edip elini boynuna bağladıkları ve boynunu vurmak üzere yaklaştırdıkları bir kimseye benzer ki o, ‘canımı elinizden kurtarmak için size bir fidye, kurtulmalık versem, olmaz mı?’ diyerek kendisini onlardan kurtarıncaya kadar, az çok fidye parası öder durur.

5. Allah size, Allah'ı çok zikretmenizi, anmanızı da emretti. Bunun misâli, düşmanın süratle kendisini tâkip ettiği bir kimseye benzer ki, sağlam bir kaleye gelip onun içine sığınmıştır. İşte kul da, Allah'ı zikir ile meşgul oldukça, şeytandan böyle korunur." (Tirmizî, el-Emsâl, 3, Edeb 78; Ahmed bin Hanbel, IV/202, V/244).

          Bu hadiste görüldüğü gibi tevhid inancı, namaz, oruç, zekât ve zikir gibi ibadetler, yalnız Hz. Muhammed s.a.v'in ümmetine mahsus ibadetler değildir. Daha önceki peygamberlerin de ümmetlerine emrettiği ibadetlerdir.

          Yahya a.s’ın dâvet metodu, hikmet ve güzel öğütten ibaretti.

          Hıristiyan din bilginleri; Hz. Yahya’yı “Yuhanna” diye adlandırmışlar ve ona “Vaftizci” lakabı takmışlardı. Hz. Yahya’nın insanları vaftiz ettiğine dair özellikle Matta İncilinin çeşitli yerlerinde konu geçmektedir; Yahya a.s'ın, hıristiyanlarca yapılan vaftiz işini üstlendiği, Ürdün nehrinde vaftiz ettiği geçmektedir. (Bu İslam'la bağdaşan bir düşünce değildir, Hıristiyanların kaynaklarında Yahya a.s'ın geçtiğini, Peygamber olduğundan haberdar olduklarını belirtmiş olduk.)

           Yahya a.s Şehid Edilmesi;
           Tarihçiler, Yahya a.s’ın öldürülmesi ile ilgili birçok sebep naklederler. Bunların en meşhur olanını, İbn Kesir rivayet etmiştir. İncillerden alındığı anlaşılan bu rivayeti, en-Neccâr, Kasasu’l-Enbiyâ adlı kitabında şu şekilde aktarmaktadır: “Filistin hükümdarı/vâlisi Herodes, belâlı ve fâsık bir kimse idi. Bunun, erkek kardeşinin Herodya adında çok güzel bir kızı vardı. Kızın amcası, yeğeniyle evlenmek istiyordu. Kız ile annesi de, bu evliliğe razı idiler. Fakat Hz. Yahya, bu evlilik işini öğrenince, böyle bir şeyin olamayacağını belirtmişti. Çünkü bu evlilik işi, (müslümanlara göre haram olduğu gibi) ehl-i kitabın şeriatına göre de haramdı. Bu nedenle de kızın annesi, Hz. Yahya’ya karşı kalbinde kin besleyerek onu öldürtmek için bir hile tasarlıyordu. Bu sebeple de kızı Herodya’yı çok güzel bir şekilde süsledi ve en güzel elbiseler giydirdi ve Herodes’in huzuruna yolladı. Kız, Herodes’in aklını başından çelinceye kadar dans etti. Herodes, kıza: ‘Dile benden ne dilersen?’ dedi. Herodya, annesinin kendisine öğrettiği gibi: ‘Şu tabakta Yahya’nın başını istiyorum’ dedi. Herodes, kızın bu isteğini kabul edip Yahya’nın başının kendisine getirilmesini emretti. Bunun üzerine Yahya a.s.’ı, namazda iken, bir koyun boğazlar gibi boğazlayıp öldürdüler. Daha sonra, kesik başını, kanlar içinde tabağa koyarak Herodes’e getirdiler. Bunun üzerine Herodya’nın, o anda helak olduğu söylenir.”
Romalılar, genellikle fethettikleri yerlere, yerli vali ve hükümdar atama eğiliminde oldukları için Filistin’de kendilerine tabi olan yerlilerden oluşmuş bir devlet kurulmasına izin verdiler. Bu devlet, M.Ö. 40 yılında son derece akıllı ve zeki olan Herodes adlı bir yahudinin eline geçti. Bu kişi, tarihe “Büyük Herodes” adıyla geçmiştir. Herodes, iktidara sahip olduktan sonra aldığı çeşitli tedbirler ve izlediği dirayetli siyaset sayesinde yahudi devletinin sınırlarını benzeri görülmemiş şekilde genişletti. Öyle ki M.Ö. 40’tan M.Ö. 4’e kadar bütün Filistin ve Ürdün’ün büyük bir bölümüne hakim oldu. Herodes, bir yandan dinî lider ve din adamlarını himaye ederek yahudilerin desteklerini kazandı, diğer yandan da Roma kültür ve medeniyetini yayarak Roma İmparatorluğunu da memnun etti. Fakat yahudiler, siyaset ve devlette söz sahibi olmalarına rağmen din, ahlâk ve mâneviyat açısından büyük kayıplara uğradılar. Hz. İsa’yı öldürmek isteyen Herodes bu “Büyük Herodes”tir (bu konuyu İsâ a.s öldürülmesinde işleyeceğiz). Hz. Yahya’yı şehid eden ise onun torunu olan Herodes olmuştur. 

          Bu kıssa, bize; İsrailoğulları hükümdarlarının zulüm ve haksızlıkta ne kadar ileri gittiklerini göstermektedir. Çünkü bu hükümdarlar, bir anlık istekleri uğruna veya dine hürmeti ve şeriata saygısı olmayan cahil, fasık kimselerin arzularını yerine getirmek için peygamberleri öldürmeye ve sâlih kulların kanlarını dökmeye cür’et etmişlerdir. Çünkü İsrailoğulları, bu kötü işi başlatanların ilkidir. Hatta peygamber öldürmek, onların sapıklıklarının ve taşkınlıklarının bir alâmet ve işareti olmuştur. Hz. Yahya, Hz. Zekeriyya ve Hz. İsâ’ya karşı tertiplenen olaylar ve sayılarını ancak Allah’ın bildiği peygamberlerin, hem insanlığın ve hem de Allah’ın düşmanları yahûdileşmiş kimselerin ellerinde suçsuz yere kanları dökülmüştür.

          Yahya a.s’ın öldürülmesi olayında zorbalığa ve hükümdarın zulmüne karşı çıkan pek çok alim de öldürülmüştür. Bunların başında Yahya a.s’ın babası Zekeriyya a.s gelmektedir. Bazı tarihçiler, oğlu Yahya’nın öldürülmesinden sonra, Zekeriyya a.s'ın askerlerden kaçarak saklanmış olduğu ağaç kavuğunda testere ile biçilerek öldürüldüğünü belirtirler. 

          Said bin Müseyyeb’in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: “Buhtu’n-Nasr, Şam’a geldi. Orada Hz. Yahyâ’nın fokurdamakta olan kanı ile karşılaştı. Bunun nedenini sorunca, kendisine meseleyi anlattılar. O da, yetmiş bin kişiyi orada öldürünce, Hz. Yahya’nın kanı sakinleşip durdu.” (İbn Kesir, el-Bidâye, II/55).

           Yahya a.s’ın öğrencileri, Yahya a.s’ın öldürülmesinden sonra, oraya gelip başsız cesedini aldılar ve gömdüler. Daha sonra Hz. İsâ’ya gidip ona Hz. Yahya’nın öldürüldüğünü anlattılar. Hz. İsa, bu olaya çok üzüldü. 
           Yahya a.s’ın mübarek başı, Şam’daki Ümeyye Câmii’nde gömülü olduğu rivayet edilmektedir. (Allah'u Alem..)

           Rivayetlere göre; Yahya a.s, şehid edildiği zaman otuz küsur yaşındaydı. Yahya a.s ve İsâ sadece üçer yıl peygamberlik yapıyorlar. (Allah'u Alem...)

Her nerede bulunurlarsa bulunsunlar -Allah'ın ipine ve insanların ipine (ahdine) sığınanlar başka- onlara zilet (horluk damgası) vurulmuştur. Onlar, Allah'tan bir gazaba uğradılar da üzerlerine aşağılanma (damgası) vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. (Yine) Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır. ( 3 / ÂLİ İMRÂN - 112 )

 Andolsun; «Gerçek, Allah fakirdir, biz ise zenginleriz» diyenlerin sözlerini Allah işitmiştir. Onların bu sözlerini ve Peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız ve: «Yakıcı olan azabı tadın» diyeceğiz. ( 3 / ÂLİ İMRÂN - 181 )

          Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerifler, yahudiler tarafından öldürülen peygamberlerin isimlerini belirtmez. Ama bu durum, o kadar açıktır ki, yahudilerden bu konudaki ayetlere itiraz eden kimse çıkmamış, dolaylı yoldan hepsi bu tarihsel suçu kabul etmiştir.

Devamında Hz. Meryem'in İsâ a.s'a hamile kalmasından bahsedilecek inşeAllah...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder