1 Şubat 2013 Cuma

Siyer-i Nebi Ders Notları - 17 (İsrailoğullarının Dâvûd A.s'a Attıkları İftiralar ve Dâvûd A.s'ın Kur'an'da Bahsedilen Karakteri)


Üçüncü Kıssa;
Sana o davacıların haberi geldi mi? Hani onlar mihraba (Davud'un bulunduğu yere girmek için) yüksek duvardan tırmanmışlardı. (38 / SÂD - 21)

Davud(un yanın)a girdiklerinde, o, onlardan ürkmüştü; onlar dediler ki: «Korkma, iki davacıyız, birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, kararında zulme sapma ve bizi doğru yolun ortasına yöneltip ilet.»(38 / SÂD - 22)

«Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen «Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat» dedi ve bana konuşma (tarzın)da üstün geldi.»(38 / SÂD - 23)

(Davud) Dedi ki: «Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip de salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar azdır.» Davud, gerçekten bizim onu denemeden geçirdiğimizi sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rükû ederek yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip döndü.(38 / SÂD - 24)

Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır.(38 / SÂD - 25)

          Bu tefsir âlimlerinin çok zorlandığı bir konudur. Çünkü konu çok kapalıdır. Kim gelmiş, kim gitmiş, Dâvûd a.s niye mağfiret dilemiş, ne yaptı ki? vs... İsrailiyattan gelen de bir çok rivayet vardır.

          Dâvûd a.s, hem hükümdar hem de Peygamber, dolayısıyla çok düşmanı olabilir. Bu sebeple Dâvûd a.s, yüksek duvarlarla korunan bir evde yaşıyor. Aynı zamanda burayı mahkeme olarakta kullanıyor. Yani orası hem evi, hem mahkeme salonu, hemde namaz kıldığı mescidi... Buranın giriş çıkışları görevlilerce korunuyor, girmek kolay değil.

          Rivayetlere göre; Bir gün Dâvûd a.s namaz kılarken - namaz kıldığı yer bu yapının en alt bölümünde imiş (Allah-u Alem) -, iki kişi duvarı tırmanarak Dâvûd a.s'ın namaz kıldığı yere iniyorlar. Dâvûd a.s, onları karşısında görünce şaşırıyor, korkuyor.Bekçiler onları içe­ri girmekten alıkoymak isteyince, bunlar da ibadet ettiği yerin duvarını aşa­rak yanına gitmişlerdi. Fakat mescitte, Dâvûd a.s': "Biz buraya mahkemeleşmek için geldik..."demeleri hadisesiyle, İsrailoğullarının iftiraları başlıyor.

          İsrailiyattan gelme İbn-i Kesir ve Kurtubi Tefsirlerinde bulunan rivayete göre; Gelen bu iki kişi melekti ve Dâvûd a.s'a yaptığı hatayı anlatmak için geldiler. Bunun sebebi ise İbn Abbas'ın naklettiği şu husustur: Dâvûd a.s içinden eğer ilâhi bir imtihana tabi tutulacak olursam, kendimi yanlışlıktan koruya­cağım, diye geçirmişti. Ona: "Sen sınanacaksın ve sınanacağın günü de bile­ceksin. Onun için tedbirini al," denildi. O da Zebur'u yanına alıp ibadet et­tiği yere girdi, yanına kimsenin girmemesini istedi. Zebur'u okumakta iken en güzel surette bir kuş geldi, onun önünde uçmaya başladı. Eliyle onu ya­kalamak istedi ve arkasından gitti. Kuş nihayet mihrabın aydınlanma deliği­ne kondu. Onu almak üzere ona yaklaşınca, yine kuş uçuverdi. Onu görmek için ileri uzanınca yıkanmakta olan bir kadını gördü. Kadın onu görünce vü­cudunu saçlarıyla örttü. -es-Süddî dedi ki: Kadın Davud'un kalbinde yer et­ti.- Bir rivayete göre; zina işledi.

         (Devamla) İbn Abbas dedi ki: Kocası Allah yolunda gazaya çıkmış, Oriya b. Hannan idi. Dâvûd gaza kumandanına kocasını tabutu taşıyanlar ara­sına katması için emir yazdı. Tabutu taşıyanlara ise yüce Allah ya zafer nasib ederdi yahut öldürülürlerdi. Oriya'yı kumandan tabutu taşıyanlar arası­na yerleştirdi ve öldürüldü. Kadının iddeti bitince Dâvûd ona talib oldu. Ka­dın da, eğer bir oğlu olursa, ondan sonra hükümdarlığa o geçecek, diye şart koştu ve buna dair de bir belge düzenledi. İsrailoğullarından da elli kişiyi bu­na şahit tuttu. Süleyman dünyaya gelip delikanlılık yaşına gelinceye iki me­lek duvarı aşıp namaz kıldığı yere gelinceye ve yüce Allah'ın kitabında an­lattığı durum meydana gelinceye kadar nefsi bir türlü karar kılmamıştı. Dâvûd a.s yüz hanım ile nikahlıydı!.. O kadının kocasının ise hanımı yoktu. Buna ithafen ayette; "doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen «Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat» dedi ve bana konuşma (tarzın)da üstün geldi.»"  Yüce Allah iki meleğin ibadet ettiği yerin duvarını tırmanma­sı ile ve dolaylı anlatım yolunu seçerek, temsili ifadelerle anlattıklarıyla bu hususa onun dikkatini çekmişti. Dâvûd a.s da hatasını anlayarak; " birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler" dedi. Bu yolla bu durumdan kendisine niçin si­tem edildiğini kavrayarak böyle bir yolu izlemekten vazgeçmesi, bu küçük günahı sebebiyle Rabbinden mağfiret dilemeye yönelmesi istenmişti.

          Peki İsrailoğulları niye bu iftirayı atıyorlar? Daha önce de belirttiğimiz gibi Hahamlar - din adamları-  Dini halka uyduruyorlar. Zina edenlerin mabedlerden -ibadet yerlerinden- uzaklaşmamaları, kendilerine gelen para akışının kesilmemesi için zinayı meşrulaştırarak; "bakın Peygamber  olduğu halde Dâvûd'da yapıyor, siz yapmışsınız çok mu?" diye halka örnek sunabilmek için iftira atıyorlar.

         Bu kıssanın aslı nasıl olabilir, neden mağfiret dilemiştir? Yine rivayetlere göre; Hatırlarsak düşmanlarından korunmak için yüksek duvarlı bir kalede yaşıyordu. Yanına davacıların geldikleri vaktin dı­şında, Dâvûd a.s 'ın ibadet ettiği, geceleyin gelmişlerdi. İzinsiz yanına girdiklerinden dolayı korktuğu da söylenmiştir. Bir başka açıklamaya göre onlar duvarı tırmanıp yanına geldik­leri, kapıdan gelmedikleri için korkmuştu. Onun korktuğundan nasıl sözedilebilir diye sorulursa, şöyle cevap verilir: Kendisinden önceki peygamber­lerin yolu da bu idi. Ondan önce gelen peygamberler öldürülmekten, eziye­te uğratılmaktan yana kendilerine güvenlik (teminat) verilmemişti. Ve ayeti kerimenin devamına baktığımızda; "Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen «Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat." Dâvûd a.s bu kardeşin konuşmasından sonra diğer kardeşi dinlemeden; "kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir ". Dâvûd a.s, tek tarafı dinleyip direk ithamda bulunduğu için mağfiret dilemiş olabilir. Çünkü hakimin her iki tarafıda dinlemesi gerekirdi. (Allah-u Alem- Allah bilir)... Ama biliyoruz ki, zinadan dolayı mağfiret dilemez!..

         Ayetin devamında ne diyor Mevla: Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır.(38 / SÂD - 25)

        Kur'an'da ki  Dâvûd Peygamberin kişiliğinden, karakterinden ise şöyle bahsedilir;
Onların söylemekte olduklarına karşı sabret ve bizim güç sahibi kulumuz Davud'u hatırla; 

        Bu ifade Rasulullah s.a.v. için. Allah azze ve celle diyor: Dâvûd'a neler söylenmedi ki bak, sende onun gibi sabret!..

çünkü o, (her tutum ve davranışında Allah'a) yönelip dönen biriydi. (38 / SÂD - 17 )

Doğrusu biz dağlara boyun eğdirdik, akşam ve sabah onlar kendisiyle birlikte (Allah'ı) tesbih ederlerdi.  (38 / SÂD - 18)  

Ve toplanıp gelen kuşları da. Hepsi de onunla (Allah'ı tesbih etmede uyum içinde) yönelip dönmekte olanlar idi. (38 / SÂD - 19 )

Onun mülkünü güçlendirmiştik. Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik. (38 / SÂD - 20 )

         Dâvûd a.s'a Peygamberlik haricinde verilmiş olan 7 ilim/hikmet vardır.
1. Demiri işleyip zırh yapardı. Ve sizin için ona, zorlu savaşınızda sizi korusun diye, '(madeni) giyim sanatını' öğrettik. Buna rağmen siz şükredenler misiniz? (21 / ENBİYÂ - 80) 

Andolsun, biz Davud'a tarafımızdan bir fazl (üstünlük) verdik. «Ey dağlar, onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin» (dedik) ve kuşlara da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumuşattık. (34 / SEBE - 10)

«Geniş zırhlar yap, (onları) düzenli bir biçime sok; ve hepiniz salih ameller yapın. Gerçekten ben, sizin yapmakta olduklarınızı görenim» (diye vahyettik). (34 / SEBE - 11 ) "Onun için demiri yumuşattık" ifadesi açıklanırken birçok tefsirde, Allah'ın lütfuyla demirin Hz. Davud'un elinde -ateşte eritmeksizin- mum veya çamur gibi oluverdiği ve çekiç gibi âletler kullanma ihtiyacı duymadan demire istediği biçimi verebildiği belirtilir.( Taberî, İbn Atıyye, Râzî, ilgili ayetlerin tefsiri)

         Hz. Dâvûd, demircilerin pîridir ve bu sanatını daha çok, son derece saygın olan insan kanının akıtılmasını önlemek için zırh yapımında kullanmıştır. Zaten Enbiyâ suresindeki ayette geçen “zırh yapmayı öğrettik ki savaş darbelerinden sizi korusun” anlamındaki ifadede, zırh yapmayı öğretmenin hikmetinin, insanın yine insana karşı korunması olduğu açıklanmıştır.

         Çalışmak, elinin emeğini ve alın terinin karşılığını yemek İslâm’da önemli bir yer işgal eder. Dâvûd as kimseye yük olmadan kendi kazancı ile geçimini temin eden mâhir bir sanatkâr idi. Rasulullah s.a.v da bu hususta şöyle buyurmuştur; “İnsanın yediğinin en güzeli kendi kazandığıdır. Allah’ın nebîsi Dâvûd kendi elinin emeğinden başkasını yemezdi” (Buhârî, Büyû’ 15) 

         2. Dağlar ve Kuşların Onunla Beraber Allah’ı Tesbih Etmesi:  Allah dağları ve kuşları Hz. Dâvûd’un buyruğuna vermiş, onlar da akşam sabah onun tesbihine katılmışlardır (Enbiyâ, 21/79; Sebe’, 34/10; Sâd, 38/18-19).

         Dâvûd’un sesi hem çok gür hem de çok güzeldi. Âişe ve Ebû Hüreyre’den rivâyet edilen bir hadise göre Hz. Peygamber Ebû Mûsâ el-Eş’arî’nin sesini işittiğinde, “Ebû Mûsâ’ya Dâvûd’un Mezâmir’inden verilmiştir.” (Ahmed bin Hanbel, II/354) 
    
         Ebû Mûsa’nın naklettiği bir başka rivâyette de, “Ey Ebû Mûsâ! Sana Âl-i Dâvûd’un Mezâmir’inden bir mizmar verilmiştir.” (Buhârî, Fezâilu’l-Kur’an 31) demiştir. 

        Ebû Hüreyre’den nakledilen bir hadise göre Rasûlullah şöyle buyurmuştur: “Dâvûd’a kıraat kolaylaştırılmıştır. O bineğinin hazırlanmasını emreder ve daha bineği hazırlanmadan Zebûr’u okurdu. Ayrıca o, yalnız kendi el emeğini yerdi.” (Buhârî, Enbiyâ 37; Tefsîr 17/6) Davud-i Ses tabiri de,  Dâvûd a.s'a ithafen söylenmiştir. Allah Teâlâ, Dâvûd a.s’a eliyle demiri eritip işleme özelliği ihsân ettiği gibi, sesiyle de demir gibi kalpleri eritip yumuşatma mûcizesini mazhar kılmıştır.

       3. Savm-ı Dâvûd (Dâvûd'un Orucu): Gün aşırı oruç tutmak, yani bir gün oruç tutup ertesi gün tutmamak, Peygamberimiz tarafından “Savm-ı Dâvûd” olarak nitelenmiş ve bu şekilde oruç tutmanın fazîletli olduğu ifâde edilmiştir. Peygamberimiz bu şekildeki oruç hakkında “En fazîletli oruç, Dâvud’un tuttuğu oruçtur; o bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı” demiştir. Sahâbeden Abdullah bin Amr, “Ben daha fazlasını tutabilirim” deyince, Peygamberimiz bunun fazîletli bir şekil olduğunu ve daha fazlasını tutmaya çalışmamayı tavsiye etmiştir (Müslim, Sıyâm 187-192).  Bu bakımdan gün aşırı oruç tutmak, en fazîletli nâfile oruç olarak değerlendirilmiştir.

         Hz. Peygamber de onun namazını ve orucunu şu şekilde övmüştür: “Allah’ın en sevdiği namaz Dâvûd’un namazı, en sevdiği oruç, yine Dâvûd’un orucudur.” (Buhârî, Teheccüd 7)Yaşadığı sürece gündüzleri oruç tutacağını, geceleri namaz kılacağını ifâde eden Abdullah bin Amr’a Rasûl-i Ekrem, her ay üç gün oruç tutmasını söylemiş, bunu az görmesi üzerine bir gün oruç tutup iki gün tutmamasını tavsiye etmiş, bunu da kabul etmeyince, “Bir gün tut, bir gün tutma. Bu Dâvûd’un orucudur ve oruçların en fazîletlisidir; ondan daha fazîletli oruç yoktur” (Buhârî, Savm 55-57, 59, Enbiyâ 37, Fezâilu’l-Kur’an 34, Edeb 84, İsti’zân 38) demiştir. Öte yandan Hz. Peygamber, Dâvûd (as)’un her gecenin yarısında uyuduğunu, üçte birinde namaz kıldığını, gecenin kalan kısmının altıda birinde yine uyuduğunu haber vermiştir. (Buhârî, Teheccüd 7, Enbiyâ 38) 

        4.Kendisine Zebûr Verilmiştir: Kur’ân-ı Kerim Hz. Dâvûd’a Zebur’un verildiğini bildirip (Nisâ, 4/163; İsrâ, 17/55), muhtevâsına kısaca temas etmekle birlikte (Enbiyâ, 21/105), ayrıntılı bilgi vermemektedir.

       5. Dâvud a.s, Yeryüzünde Halîfe Kılınmıştır: Dâvûd as yeryüzünde halîfe kılınmış, onun saltanatı güçlendirilmiş, adâletle hükmetmesi emredilmiştir.  «Ey Davud, gerçek şu ki, biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma; sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah'ın yolundan sapanlar, hesap gününü unutmalarından dolayı onlar için şiddetli bir azab vardır.» (38 / SÂD - 26) Onun döneminde İsrâiloğullarının tam anlamıyla yerleşik medeniyete geçip devleti güçlendirdikleri, Hz. Dâvûd’un gerek kendi evini, gerekse krallığın idaresini belli bir düzene koyduğu, ibâdetleri sistemleştirdiği, sürekli bir ordu kurduğu Kitab-ı Mukaddes’te ayrıntılı şekilde anlatılmaktadır. Buna göre, Dâvûd (as) Allah'tan aldığı görevi sadâkatle yerine getirmiş, krallığına Allah'ın İbrâhim nesline vaad ettiği genişliği kazandırmış, onun hükümranlığı Fırat sâhillerinden Kızıldeniz kıyılarına kadar yayılmıştır (I. Samuel 8/3; I. Tarihler 18/3).

         Hz. Dâvûd gerçek bir devlet başkanı ve ehliyetli bir yöneticiydi. Kudüs’ü başşehir yapmak sûretiyle iktidarı merkezîleştirmiş, askerî teşkilâtını geliştirmiştir. Devleti yönetirken adâleti öncelikle kendisi icrâ ediyor, dâvâlara bizzat bakıyordu (II. Samuel, 8/15; 14/4-22; 15/2-6; I. Tarihler, 18/14; bk  TDV İslâm Ansiklopedisi, Davud aleyhisselam md.) 

          6. Fasl-ı Hitap Verilmiştir:  "Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiş, ona hikmet ve fasl-ı hitap/açık, güzel konuşma vermiştik." (Sâd, 38/20).  Dâvûd a.s’a hikmetle beraber “fasl-ı hitap” yani, anlaşmazlıkları kesin ve âdil ölçülerle çözme, her maksadı sözle açıklama yeteneği (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 15/107) de bağışlandı. O, bu yetenekle kendisine gelen dâvâları çözüme kavuşturuyor, mülkünde adâleti sağlıyordu. Hikmet, hakka/gerçeğe uygun bilgi demektir. Fasl-ı hitap da: Hatıra gelen düşünceleri açıklama yeteneğidir. Güzel konuşma, işlerin içyüzünü anlama, dâvâları adâletle, iknâ edici bir üslûpla çözüme kavuşturma anlamları da vardır. Dâvûd as'ın özelliklerinden birinin de güzel konuşma yeteneğinin olması, insanların arasında çıkan olayları, anlaşmazlıkları güzel çözüme bağlamasıdır.

         7.Dâvûd a.s'ın ailesine verilen nimetler ve şükür; «Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın.»  Kullarımdan şükretmekte olanlar azdır. (34 / SEBE - 13)

«Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah'a hamdolsun» (27 / NEML - 15)

          Ya Rabbi! Bize iman bahşettin, imanın içinde katmerli olarak bizi şirkten çıkarttın, bize tevhid bahşettin, bizi mü'min kullarının bir kısmına göre üstün kıl, bize bu şekilde dua etmeyi nasip ettiğin için Sana hamdolsun... (Âmin...)

         Şükür, nimetin sahibini bilmektir. Bir bardak su içilince Elhamdulillah demek sadece dilin şükrüdür. Aklın şükrü: Bu nimeti bana Allah ihsan eyledi bunu biliyorum, iman ediyorum, demekle de şükür gerçekleşmez.  Organların da şükrü gerekir. Kalble, akılla, dille sahibini biliyoruz ya, organlarda itaat etmedikçe şükür gereğince yerine getirilemez... Şükür üç şekilde gerçekleşir; birincisi, nimeti vereni bilmek, bunu herkes biliyor çünkü kendileri yapamadıkları için mecburi oluyor bir nevi.  İkincisi: dil hamdetmeli. Üçüncüsü: nimeti verenin makâmını, yüceliğini bilip - tanıyıp, emirlerine itaat etmekle gerçekleşir. Şükür ilk olarak ta İman ile başlar. Nedir İman? Dil ile ikrar(söylemek), kalp ile tastik (kalbin bunu hissetmek) ve azalar ile âmel etmektir...

         Annem beni doğurmuş sağolsun o kadar emek vermiş beslemiş büyütmüş. Fakat benim iyiliğim için koyduğu kurallara ben uymuyorum, ama her yerde ilan edeyim "ben annemi çok seviyorum". Annem buna inanır mı? İnanmaz. "Seviyosan yavrum bir göster de inanayım" der.

         Bir kul; yediren, içiren, doyuran, organlarını çalıştıran, çocuk veren vs. vs. bu kadar hayati unsurlarını elinde bulunduran bir otoriteye saygısızlık ediyorsa, hayatında ki en büyük saygısızlığı yapıyor demektir. Diğer aciz kullara saygı göstermesinin hiç bir anlamı yoktur. Bu nankörlüktür... Nankörlükten Allah'a sığınırız...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder