1 Şubat 2013 Cuma

Siyer-i Nebi Ders Notları - 16 (Dâvûd A.s'ın Calut'u Öldürmesi)


Eski savaş kurallarına göre; iki ordu savaşmadan önce içlerinden iki büyük baş seçilir, onların çarpışmalarının ardından savaş başlar. Calut, Talut'un önüne çıkarak onunla alay ediyor. "Sende kimsin, toplaya toplaya bu ayak takımını mı toplayıp geldin? Sizi hemen şimdi öldürüvereceğim." diyerek tehdit savuruyor. "Aranızdakilerin en kuvvetlisini karşıma çıkarda sizi öldürmeye önce ondan başlayayım".
Talut, ordusuna soruyor. "Kim bu zalime karşı duracak?". Dâvûd ayağa kalkıyor. Bu konuda da çok rivayetler mevcut. Dâvûd, Calut'un karşısına çıkıyor. Tabii ki Calut bununlada alay ediyor. Rivayetlere göre Dâvûd, tek bir darbe ile Calut'u öldürüyor. Sapanla öldürdüğü de rivayet edilmektedir.
Dâvûd, Calut'u öldürmesi ile hem hükümdar hem de peygamber oluyor. Neden Calut'u öldürdükten sonra peygamberlik veriliyor? İsrailoğullarının ilk hükümdar peygamberi olacak ve İsrailoğullarının peygamberlerine ne derece bağlı oldukları da mağlum olaraktan, Calut'u -Amâlika Kabilesinin en zorba hükümdarını öldürmesi onun için bir referans oluyor. Talut'un yerine geçiyor ve kendisine peygamberlik veriliyor.

Böylece onları, Allah'ın izniyle yenilgiye uğrattılar. Dâvûd Calut'u öldürdü. Allah da ona mülk ve hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti.

          Allah-u Teala'nın her peygambere öğrettiği özel bir hikmet vardır. Her peygamberin ki de birbirinden farklıdır. Yusuf a.s'ın ki farklıydı, İbrahim a.s'ın ki, Musa a.s'ınki farklıydı ve göreceğiz Dâvûd a.s da muhteşem bir hakim - kadı, davalı ile davacı arasında hükmediyor. Ve çok fasıh bir konuşma diline sahip kendisi. Düşündüğünü anlatabilme, anlattığını uyguluyabilme kabiliyetine sahip. O dönemde İsrailoğulları arasında karışıklık hadsafhada olduğu için Allah azze ve celle, Dâvûd a.s'a hükmetme, karışıklıkları çözme kabiliyeti veriyor.

Eğer Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah, alemlere karşı büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (2 / BAKARA - 251) 

İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana hak olarak okuyoruz. Sen de gönderilen elçilerdensin. (2 / BAKARA - 252) 

          Dâvûd a.s, Nuh a.s'ın soyundan gelen bir Peygamberdir. Kur'an-ı Kerim'de, Dâvûd as'dan çok bahsedilmez. Sadece üç kıssası vardır. Birincisi; işlemiş olduğumuz Calut'u öldürmesi, bunun akabinde hükümdarlık ve peygamberlik verilmesi.

          Savaş sonrası ülkesine dönüyor. İsrailoğulları Dâvûda.s'ın zamanında düzenli bir orduya sahip oluyorlar. Dâvûd a.s'a Zebur veriliyor. Fakat bu Tevratı devamı niteliğindedir. Devletini ve ordusunu tekrardan inşaa ediyor. Kur'an'da çok bahsedilmediği için hakkında fazla bilgi sahibi değiliz. İki kıssası daha vardır. Bu kıssalarda da kendisine büyük iftiralar atılmıştır.

          İkinci kıssa; Dâvûd a.s ile ekin sahibinin davası:
Davud ve Süleyman'ı da an; hani kavmin hayvanlarının içine girip yayıldığı ekin tarlaları konusunda hüküm yürütüyorlardı. Biz onların hükmüne şahidler idik. (21 / ENBİYÂ - 78) 

Biz bunu (hükmü) Süleymana kavrattık, her birine de hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) Yapanlar biz idik. (21 / ENBİYÂ - 79)

          Rivayete göre; Bir gece ekin sahibinin tarlasına, başlarında çoban yokken koyunlar girip telef ediyorlar. Dâvûd a.s'ın hüküm vermesi için ona geliyorlar. Dâvûd a.s'da; koyunları ve koyunların telef ettikleri bağın kıymetini göz önünde bulunduruyor. Her ikisinin eşit değerde olduklarını gö­rünce koyunları bağın sahibine veriyor.
         Hasımlar çıkarken, kapıda Süleyman a.s ile karşılaşıyorlar. Rivayetlere göre yaşı henüz onbir. Süleyman a.s'da çok meraklı dava konularına merak ediyor ve davalılara;  "Aranızda Allah'ın peygamberi Dâvûd ne şe­kilde hüküm verdi?" diye sordu. Hasımlar: "Koyunların ekin sahibine verilme­sine hükmetti," dediler. O: "Hüküm belki başka türlü alabilir, benimle bera­ber geliniz," dedi. Babasının yanına varıp: "Ey Allah'ın Peygamberi," dedi. "Sen şunu şunu hükme bağladın, ben ise her iki kişiye de daha uygun gelen bir görüşe vardım." Dâvûd (as) O nedir? deyince şöyle dedi: "Koyunları ekin sahibine ver, o koyunların sütlerinden, yağlarından, yünlerinden faydalan­sın kesmemek şartıyla. Ekini de ona bakmak üzere koyunların sahibine ver. Koyunların zarar verdiği o ekin, o sene telef olmadan önceki haline gelince herkes elin­deki malı öbürüne teslim etsin."Bunun üzerine Dâvûd (as): "Oğulcağızım, gerçekten başarılı bir hüküm ver­din. Allah senin bu kavrayışını sürekli kılsın," deyip oğlu Süleyman'ın verdi­ği şekilde o da hüküm veriyor.

          İşte burada İsrailoğulları Dâvûd a.s'ın haksızlık yapmış olduğunu iddia ederler. Bu iddialarıyla aynı zamanda Dâvûd a.s'ın hakimliğini tümden reddetme, adaletsiz olduğunu iddia etme vardır. Maksatları Peygamberlerini yalancı çıkarmaktır. Fakat biz Peygamberlerin sıfatlarında öğrenmiştik ki, Peygamberler büyük günah işlemezler. İsmet sıfatları... Ama Peygamberler Zul - küçük hatalar yaparlar. Bunlarda insanlara örnektir, hemen vahiy ile bu hataları düzeltilir. Şayet bir Peygamber, bir konuda vahiy ile hükmederse değil Peygamberin oğlu, hiç kimse o vahye karşı duramaz. Dâvûd a.s'ın bu verdiği hüküm anlıyoruz ki vahiy değildir. "Bununla beraber her birine hikmet ve ilim verdik" buyruğundan  anlıyoruz ki, Dâvûd as bu olayda hata etmemiştir, aksine bu hususta kendisine ilim ve hikmetin verilmiş olan ilimle zararını karşı eşit değerde olduğu için koyunları tarla sahibine vermiştir. Ayrıca hata etmiş olsaydı bir uyarı ifadesi olurdu. Yüce Al­lah'ın: "Biz onu hemen Süleyman'a kavratmıştık" buyruğun dan da anlaşılacağı üzere Süleyman as'ın verdiği hükümün daha isabetli olduğudur, ki zaten  Dâvûd a.s'da bunun ile hüküm vererek, hükmünü değiştirmiştir.

          Bu bizlere bir örnektir. Bir konu hakkında hüküm vermişken, o hükümden daha üstün bir hüküm geldiğinde -bunu söyleyen bizden çok küçük yaşta dahi olsa- tevazu ile büyüklenmeden, kibirlenmeden bunu kabul etmeliyiz. Veya yanlış hükümde vermiş olabiliriz. Bunda ısrar etmemeliyiz. "Allah razı olsun, bu hatamı bana düzeltmeyi nasip eden Rabbime hamdolsun" diyebilmeliyiz.

          İsrailoğullarının devamlı olarak Peygamberlerini yerme aşağılama, onlarda kusur arama sebebleri; hahamların - din adamlarının dini halka uydurmasıdır. Kendilerine gelen para akımı kesilmesin diye dini halka uyduruyorlar. İş tamamen duygusal...

          Üçüncü Kıssa da daha sonra inşeAllah...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder