1 Şubat 2013 Cuma

Siyer-i Nebi Ders Notları - 15 (İsrailoğullarının Calut ile Savaşacak Hükümdarları Talut ve Ordusuyla İmtihanı)


          DÂVÛD Aleyhissselam:

          Musa a.s'ın vefatından sonra İsrailoğullarının başlarına peygamber olarak, Yuşâ bin Nûn geçiyor. İsrailoğuları ötekileşme ile dinlerini bozuyorlar. Onlar dinlerini her bozuşta, Allah azze ve celle yeni yeni peygamberler gönderiyor.

          Rivayetlere göre; İsrailoğullarını Tih çölünden çıkarıp dedeleri Yakub a.s'ın memleketi olan Filistin'in Kenan bölgelesine yerleşiyorlar. O bölgede Amâlika Kabilesi bulunuyor. Bu Kabile, İsrailoğulları Mısır'dan çıkıp Tih Çölüne doğru giderken yol üzerinde rastladıkları kabiledir. İsrailoğulları onların puta taptıklarını görmüş ve ötekine benzeme -  ötekileşme ahlâklarına yansıdığı için kendileri de buzağıya tapınmışlardı.

          Çok büyük hikmetlere mebnî olarak Mevla;
          İsrailoğulları Musa a.s'ı dinlemeyerek, o kavim gibi kendilerine bir buzağı yaptılar. Asırlar sonra özendikleri o kabile İsrailoğullarının başına musallat oluyor.

          Ey Müslüman kardeşler dikkat edelim! Bugün özendiğimiz; onlar da var bizde niye yok deyip habire dinimize kendilerinden birşeyler eklediğimiz toplumlarla imtihan olmaktayız!..
Dedenin yediği haram koruktan, torunun dişi kamaşır misali... Asırlar önce yapılan hatalar, asırlar sonra gelen torunların başını ağrıtabilir. Bu konuda şuna da değinelim ki karışıklık olmasın inşeAllah;

 «........ Hiç bir nefis, kendi aleyhinden başkasını kazanmaz. Günâhkar olan bir başkasının günah yükünü taşımaz. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. O, size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir.» (6 / EN'ÂM - 164)

          Dedelerinin tapmış oldukları buzağının günahı torunlara yüklenmiyor. Dedenin yapmış olduğu hata torunun karşısına imtihan olarak çıkıyor. Bir önce ki derste Musa a.s ile Hızır kıssasın da; anne ve babaları salih kimseler oldukları için Allah azze ve celle, o babanın çocuklarına yardım ediyordu. Aynı şekilde kişi zalim olunca yaptığı hatalardan çocukları da etkilenir. Babası haydut, hırsız, eşkiya olan fakat kendisi olmasa da babasının ünvanından çocukta bir şekilde etkilenir. "Onun babası kim zaten, ipsizin sapsızın teki" gibi hayatında babasının yapmış olduğu hatalar çocuğun yüzüne vurulur. Dedenin, babanın yaptığı iyilik veya kötülük nesline de yansıyor. Ama çocuk bundan sorumlu değildir, sadece hayatına - imtihanına- yansır. Bunun en güzel örneği İbrahim a.s'dır. Ne kadar düzgün isek zürriyetimizinde düzgün olma olasılığı yüksek, ne kadar bozuk isek te zürriyetimizin de bir o kadar bozuk olabilme ihtimali yüksektir.

          Ve İsrailoğulları Fravunun zulmünün bir benzerini Amâlika Kabilesinden görerek yıllarca eziliyorlar. Amâlika kabilesinde Hükümdarlar değişiyor ama zulüm ve işkence hiç değişmiyor. En sonunda Amâlika Kabilesinin başına zalimlik konuşunda hiç görülmedik bir hükümdar geçiyor. Adı, Câlut... Amâlika Kabilesinin tarihindeki en zorba kralı. Bütün şehirleri alt üst ediyor, yağmalıyor. Kadınların ırzına geçiliyor, erkekler sağ bırakılmıyor. İsrailoğullarının Fravun dönemi misali, erkekler öldürülüp kadınlarını köle yapıyor.
O sırada İsrailoğullarının içerisinden Şamuyel veya Şem'un adında bir peygamber gönderiliyor. Bu peygamberin ismi Kur'an geçmez, Yahudi kaynaklarında mevcut. Allah-u Alem (Allah bilir), sonuç itibariyle

         Yuşâ bin Nûn'dan sonra başka bir peygamber geçiyor İsrailoğullarının başına. İsrailoğulları bu büyük zulme dayanamayarak, ileri gelenlerinden - elit tabakasından bir grup peygamberlerine gidip;

Musa'dan sonra İsrailoğullarının önde gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine: «Bize bir hükümdar tayin et de Allah yolunda savaşalım» demişlerdi, 

        Son Peygamber s.a.v.; hem peygamber, hem de hükümdar - komutandır. İsrailoğulların da böyle değil. Yine Allah'ın emri ile İsrailoğulların da peygamber ile komutan ayrı. Bu yüzden peygamberlerinden bir komutan seçmesini talep ediyorlar.

O: «Ya üzerinize savaş yazıldığı halde, savaşmayacak olursanız?» demişti. «Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)» demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı dışında (çoğunluğu) yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir. (2 / BAKARA - 246)

         Savaşma konusunda ki öncelikleri, yurtları onun akabinde de tabiiki malları. Allah için cihad yok akıllarında. “Bir bedevi Resul-i Ekrem’e geldi ve: ‘Ey Allah’ın elçisi; kimi akrabalık (kavmiyetçilik) gayreti ile, kimisi kahramanlık göstermek için, kimisi de Allah yolunda derecesini görmek için savaşır. (Bunlardan hangisi Allah yolunda savaşmış olur?)’ dedi. Hz. Peygamber s.a.v; ‘Her kim Allah’ın dininin en yüce olması için savaşırsa işte o, Allah yolundadır.’ buyurdu.”(Fethu’l-Mübdi, c. 2, s. 240.)

         Bir başka rivayette de biraz farklı içerikle nakledilen hadis şöyledir: “Bir adam Peygamber Efendimize gelerek: “Ganimet (mal) için savaşan, nam için savaşan, kendini göstermek için savaşan adamlar vardır, bunlardan hangisi Allah yolunda savaşanlardandır?” dedi.” Resulullah s.a.v, adama şu cevabı verdi: “Kim Allah’ın dininin en yüce olması için savaşırsa, Allah yolunda savaşan adam olur.” (Fethul-Mübdi, c. 2, s. 66.)

         Ebu Musa el-Eşari’den gelen bir rivayete göre; Rasulullahs.a.v’e, “Adamın birisi şecaat (kahramanlık, yiğitlik, cesurluk) için, birisi hamiyyet (kavmiyet, milliyet, vatan gayreti) için, birisi riya (gösteriş) için savaşıyor. Hangisi Allah yolundadır?” diye sual ettiler. Peygamberimiz s.a.v buyurdu ki: “Kim Allah kelamı yücelsin diye savaşırsa, o Allah yolundadır.”(Ebu Davud, Buhari, Müslim, İmam Malik.)

         Böylece İsrailoğullarının bu konu hakkındaki birinci hataları; yurt ve mal için savaşmayı istemek.

         Peygamberleri vahiy gelince kendilerine komutanın kim olacağını açıklıyor;

Onlara peygamberleri dedi ki: «Allah size Talut'u (hükümdar olarak) gönderdi.» 

        Talut; peygamber soyundan gelmiş olmayan, fakir bir adamcağız. İşi, deri tabaklamak. Yani işçi olan alt tabakadaki bir adam. Bunun üzerine İsrailoğullarının ileri gelenleri - elit tabakası - müstekbirleri;

Onlar: «Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?» demişlerdi. O (şöyle) demişti: «Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve vücud gelişimini arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.»(2 / BAKARA - 247 )

        Talut; alt tabakadan,deri tabakçısı olan bir adamdı ama savaş stratejisi pekâla çok iyi bilen, zeki bir adamdı.

        İsrailoğullarının ellerinde bulunan Tabut adında bir kutsal emanetler sandukası var. Rivayetlere göre; İsrailoğulları, savaşa bu sanduka ile çıkar ve onu en safta bulundururlardı. Onun sayesinde savaşı kazanacakları gibi bir inançları varmış. Bu tabutun içerisinde; Musa a.s'ın asası, tevratın yazılı olduğu lavhaların kalıntılıları buluyormuş. Calut şehirlerini ele geçirdiğinde bu tabuta da el koymuş.

Peygamberi, onlara (şöyle) dedi: «Onun hükümdarlığının belgesi, size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden artakalanlar var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.» (2 / BAKARA - 248) 

         Tabutun nasıl geldiği hakkında da bir sürü rivayetler meycuttur. Biz bunu mucize olarak değerlendiriyoruz. Melekler vasıtasıyla, İsrailoğullarına geri gelmiştir.

        Ve İsrailoğullarından ileri gelenler - elit tabaka- müstekbirler, Talut'ın hükümranlığını bahane ederek savaştan çekiliyorlar. Oysaki kendileri istemişlerdi. Fakat istemedeki niyetleri içlerinden birisinin hükümran seçilmesiydi. Bunların haricindeki erkekleri Talut savaş için topluyor. Düzenli muntazam bir ordu kuruyor. Bu orduyla beraber yola çıkıyorlar.

Talut, ordusuyla birlikte ayrıldığında dedi ki: «Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç avuçlayanlar hariç- onu tadmazsa o bendendir. Onlardan az bir bölümü dışında ondan içtiler.

        Havanın çok sıcak olması ve çölde-yolda yürümeleri sebebiyle ordudaki İsrailoğullarından büyük bir kısmı bu sudan kana kana içiyorlar. Bunu üzerine ordudan su içenlerde ayrılıyor. Peki Talut neden böyle birşey yapıyor? Çünkü Talut çok iyi biliyor ki, çok zor bir yere gidiyor, ölüme gittiklerini biliyor. Şayet bir su içme konusunda ona uymayan, su içme isteğini dizginleyemeyen asker, Calut'u görünce asla vücum edemeyecektir, arkasına bakmadan kaçacaktır.

        Burdan neye çağrışım napabiliriz? İslam'a gelelim, Oruç!.. Daha bu dünyada iken, sıcak yaz günlerinde bir bardak suyu içme konusunda kendisine hakim olamayan kişi Allah'ın diğer hükümleri konusunda kendisine asla hakim olamaz!..

        Alimlerin o ırmak hakkında çok güzel yorumları mevcut;
        Seyyid Kutub: "O ırmak dünyadır. Peygamber dedi ki sana; o nehirden bir avuç alabilirsin. Eğer kana kana içersen geride kalanlardan olursun."
        Ama içmezsem kuvvet kazanamayacağım, ama içmezsem saygınlık kazanamam, ama kana kana içmezsem aç kalacağım, ama kana kana bu dünyanın lezzetlerinden içmezsem kâfirleremi bırakacam onları, ben bu dünyadan hiçbir şey alamadan mı gideceğim?
        Kurtubi: "Hiç içmeden geçenler bu Ümmet'in Zahidleridir."
Geriye kalan askerlerden orduda bulunanlarda iki kısma ayrılıyorlar. Bir kısmı korkuyor, "biz azıcık kaldık karşımızda koca ordu var". Gerçekten tavka sahibi -  tevekkül sahibi olanlar ise sebat gösteriyor.

O, kendisiyle beraber iman edenlerle onu (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar) : «Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok.» dediler. (O zaman) Elbette Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: «Nice az bir topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.» (2 / BAKARA - 249) 

         Talut ile Calut'un ordusu karşılaştıklarında, Talut'un askerleri dua ediyor;

Onlar, Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: «Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.» (2 / BAKARA - 250) 

          Bizlerde bugün dünya ordusuyla karşı karşıyayız. Bizlerinde bu duayı çokça yapmamız gerekir.
Ve Dâvûd a.s burada karşımıza çıkacak... Henüz kendisine peygamberlik gelmemiş, yaşı çok genç, ordu içerisinde bir asker...

          Devamı gelecek inşeAllah....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder