18 Şubat 2013 Pazartesi

İNKÂRCILARIN ÜÇ İDDİASI (1.Sebepler Yaratıcı Olabilir mi?)


Ünlü Volter'in akrabası olan bir çocuk henüz dokuz yaşındayken bir piskoposa takdim edilmiş. O da şöyle demiş;
- Yavrucuğum, eğer sen bana Allah'ın nerede olduğunu söylersen ben sana bir portakal veriririm!
Zeki çocuk da hemen şu cevabı vermiş;
- Eğer siz bana Allah'ın nerede olmadığını söyleyebilirseniz ben size iki portakal veririm.

***

          Allah'ın varlığı, düşünen insan için çok keskin bir gerçektir. Aksini düşünmenin ve hele ispatlamanın hiç mümkün olmadığı bugüne kadar açıkça görülmüştür. Yâni dünyanın yaratılışından günümüze kadar Allah'ın olmadığını ispatlayan bir insana rastlanmamıştır. Ama O'nun varlığına getirilen yüzbinlerce delil vardır ortada.

          Allah'ı İnkâr eden birçok kimse, eğer O'nun yokluğunu ispatlamak mümkün olsaydı, herhalde bunu becerebilecekti... Demek ki ilk bilmemiz gereken şey, "İnkârın ispatı yoktur" gerçeğidir. Tam aksine ilim geliştikçe yeni ispat yolları ortaya çıkmakta, inanmayanlar inanmaya, inananlar da imanlarını pekiştirmeye doğru gitmektedirler.

          Bir başka gerçek de, Allah'ın inancının ilk insandan bugüne kadar bütün tarih boyunca kalplerde yaşamış olmasıdır. Ne kadar köklü ve vazgeçilmez bir inançtır ki, hiçbir devirde insanlar onsuz olamamışlardır. İnsanla birlikte doğmuş bir inanç, bütün bütün insanların kalbine nasıl girmiştir? Ve binlerce yıldan beri de nasıl güçlenerek devam etmektedir? Hiç bu kadar güçlü ve sarsılmaz bir başka inanç var mıdır?

         Bazı inkârcılar diyorlar ki, ilk insanlar tabiat hâdiselerinin kanunlarını bilmedikleri için onlardan korkmuşlar, bu korku ve âcizlikleri sebebiyle de sonradan Allah inancını uydurmuşlardır. Tabiî bu da yanlış ve sakat bir görüştür. Çünkü, Tabiat olaylarının; mesela yağmurun, karın, dolunun, zelzelenin, gök gürültüsünün, şimşeğin, yıldırımın hangi sebeplerle oluştuğu artık iyice anlaşılmıştır. Ama insanoğlunun bunlardan korkmamaya başlaması -ki halen daha çoğu insan korkar- inançsızlaşmasını değil, daha çok imanlı olmasını sağlamıştır. Demek ki tabiat olaylarının verdiği korku ve âcizlik doğurmamıştır Allah inancını...

          İnsan, Allah inancını içinde, yüreğinde duyarak doğar. İman doğuştandır, sonradan kazanılma değildir. Resûlullâh salla`llâhu aleyhi ve sellem`in şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Her doğan çocuk muhakkak İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra annesiyle babası onu yehûdî yâhud nâsrâni, yâhud mecûsî yaparlar. (Sahih Buhari, cenaze bahsi; 664)

          İnkârcıların ne gibi iddialarda bulunduklarına bakalım. Hangi düşüncelerle ya da düşüncesizliklerle Allah'a inanmak istememişler. Bu düşünceleri üç grupta toplamak mümkündür;
1. Eşya ve varlıklar, sebepler tarafından yaratılıyor.
2. Eşya ve varlıklar, kendi kendilerine oluşuyor, tesadüfen meydana geliyor.
3. Tabiîdir, tabiat (doğa) yaratıyor.

         Genel olarak bu üç inançsızlık iddiasını çürütsek, geriye inanç kalacaktır. Yani varlıkları sebepler ve tabiat yaratmadıysa, kendi kendine de oluşmadıysa, kim yaratmıştır?

          Dördüncü olarak ALLAH yaratmıştır demek zorunda kalacağız. Çünkü başkaca bir iddia ortaya atmak mümkün değildir.


          1. SEBEPLER YARATICI OLABİLİR Mİ?
          Eşya ve varlıkların meydana gelmesini, oluşmasını, ya da var olmasını sebeplerle açıklayanlara bakalım önce. Ne diyorlar? "Herşeyi sebepler meydana getiriyor, yani yaratıyor" diyorlar. Mesela yağmur... Kim yaratıyor yağmuru? Bunu sebeplere bağlayanlar şöyle diyorlar:
          "Denizlerdeki, göllerdeki su sıcaktan buharlaşıyor. Yükseklerdeki soğuk havaya dokununca da tekrar yağmur olarak aşağıya iniyor. Yani yağmuru meydana getiren sebeplerdir. Nedir burada sebepler? Önce sıcak hava. Sonra da soğuk hava. İşte bu başlıca iki sebep yağmuru oluşturuyor".

          Yağmurun bu şekilde yaratıldığı doğru. Ancak bu bilgi, yağmurun meydana getirilişinin nasıl olduğunu açıklayamaya yarar. Nasıl olduğunun bilinmesi ise, kimin tarafından yaratıldığının cevabı değildir.
Bazı olaylar , eşya ve varlıklar bazı sebeplerle olmakta. Fakat bu oluşmayı sebepler bilerek hazırlamış değildir. Sebepleri birtakım özelliklerle yaratan, hazırlayan ve gerekli şekilde de sıralayan bir güç ve bilgi sahibine ihtiyaç vardır.

         Mesela sıcaklık olmasaydı, yağmur olur muydu? Diyelim ki sıcaklık var da, suyun buharlaşma kabiliyeti yoktur. Bu durumda da yağmur olmayacaktı. Ya da, yukarılarda soğuk hava tabakası olmasaydı...
Öyleyse bütün bu sebepler kendi kendilerine anlaşıp nasıl gerekli şekilde sıralanmışlardır. Yoksa akılsız ve bilgisiz sebepler aralarında anlaşma mı yaptılar? Aman hepimiz sırayla görevimizi yapalım da insanlar, bitkiler, hayvanlar susuz kalmasınlar. Çünkü bize çok ihtiyaçları var diye mi düşündüler?

         Demek ki, suyu buharlaştırıp kara, yağmura ve doluya dönüşme kabiliyeti veren biri var. O kabiliyeti kim verdi ise, sıcak ve soğuk havaları da görevlerini yapmak üzere birbiri arkasına sıralayan O'dur.

        Şimdi düşünelim, bir elma sebeplerin yarattığı bir meyve olabilir mi? Elma ağacı, elma fabrikasıdır. Peki ağaç neye muhtaçtır? Toprağa topraktaki onu besleyen gıdalara. Güneşe, bilhassa suya... Bütün bu sebepler bir araya gelecek ki bu elma var olsun. Peki şimdi, elmayı yaratan bu sebepler midir?

       Ağaç bilgisiz, akılsız. Toprak bilgisiz, elmanın farkında bile değil. Elmayı besleyen diğer maddeler, sebepler bilgisiz ve şuursuz. Bunca bilgisiz, akılsız, şuursuz sebepler nasıl olur da bir araya gelip, anlaşıp birlikte elmayı yaratırlar? Yaratabilirler mi?

       
Bir elmanın yaratılması için dünyaya, güneşe, suya ihtiyaç var.

Demek ki güneş sistemini yaratandır, elmayı da yaratan...

Bütün varlık âlemi, aynı kudretin eseridir.

       

          Acaba yaratılış açısından bir elma mı, yoksa bir hayvan mı daha kıymetlidir, sanatlıdır? Bir hayvan mı, yoksa bir insan mı daha üstündür? Elbette hayvanlar bitkilerden, insanlar da hayvanlardan daha üstün yaratılmışlardır.

          Bir elmayı ya da yağmuru yaratmaktan aciz olan kör, sağır, bilgisiz sebepler acaba canlı hayvanları, ondan da öte insanları yaratabilir mi?

          Sebepler hayvanları ve insanları yaratsalardı, önce kendilerini onlardan da yüksek birer canlı olarak yaratırlardı. Yaratıcı olan sebepler kendilerini akılsız, kör ve sağır bırakacaklar, yarattıklarından bazılarına da kendilerinde bile olmayan değerli özellikleri verecekler. Bu imkansız ve gülünç bir şeydir...
Bir ilaç Fabrikası...Büyük bir laboratuvar..uzun masaların, tezgahların üzerinde yüzlerce şişe ve kavanoz dizilmiş...Her birinin içinde ayrı ayrı ve çeşit çeşit ilaç maddeleri bulunuyor. Bu ayrı ham maddelerden belli ölçülerde alınarak bir romatizma ilacı yapılacaktır. Siz orada çalışan bir eczacıya soruyorsunuz:
- İlacı nasıl yapıyorsunuz?
- İlaçları biz yapmıyoruz. Bu tezgahın üzerinde bulunan gerekli maddelerin kavanozları, şişeleri esen bir fırtına sebebiyle devriliyor. Her birinden gerekli ölçüde akıp birbirine karışıyor. Böylece romatizma ilacı meydana geliyor. Yani onu bir takım sebepler meydana getiriyor. Bu cevaba inanır mısınız?

         O şekilde ilaç olmaz, olamaz. Söylenilen sebeplerin hepside akılsız, kör ve sağır sebeplerdir. Dolayısiyle de akıllıca iş yapmaları hele de ilaç yapmaları hiç mümkün değildir. Cansız madde olan romatizma ilacı bile maddi sebeplerle meydana gelemiyor, olamıyor. Öyleyse canlıların ve hele de insanların rastgele sebeplerle oluşması büsbütün imkansızdır. Ama bu işin bir başka imkansızlığı daha var. Hadi diyelim ki sebepler işin maddi tarafını, yani gözle görülen, elle tutulan tarafını meydana getirdiler. Bir de işin manevi tarafı yok mudur? Mesela insanın şekil ve maddesinden başka bir de manevi varlığı ve ruhu var. Maddi sebepler ellerinin erişemeyeceği manevi varlıkları nasıl meydana getirecekler?

          Hangi açıdan bakarsak bakalım, bu dünyadaki maddi sebeplerin yaratıcı olmaları imkansızdır...

(Öğretmenin Not Defteri 1-2-3/ Vehbi Vakkasoğlu'nun kitaplarından alıntıdır...)


2 yorum: