7 Ocak 2013 Pazartesi

Siyer-i Nebi Ders Notları - 5 (Yusuf Aleyhisselam'ın Zindan Günleri ve Hükümdar Oluşu)


       Yusuf a.s'ın zindan günleri başlar...

       Biz çabuk geçiyoruz fakat öyle bir gün iki gün değil. Rivayetlere göre; 5 - 7 - 14 ama orta hallisi 8 veya 12 yıl gibi uzun bir süre zindanda haksız yere kalıyor.

Onunla birlikte iki genç de zindana girmişti. Onlardan biri: «Ben (rüyamda) kendimi şarap sıkıyorken gördüm.» dedi. Öbürü de: «Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi» dedi. «Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan görmekteyiz.» (12 / YÛSUF - 36)

       Yusuf a.s'ın akabinde bu zindana atılan bu iki genç, birinin görevi saki -kral'ın şarap sunucusu-, diğeride fırıncı. Rivayete göre Fahreddin Razi, Şevkani'nin tefsirinde: Bu iki delikanlı rüşvet karşılığında kralı zehirlemeye çalışıyorlar. Fakat kralın onları yakalayıp öldürmesinden korkup daha yakalanmadan olayı itiraf ediyorlar. "Ey kralım biz seni zehirlemek istiyorduk ama bu işten vaz geçtik" diyorlar ve kral bunları zindana attırıyor.

        Bir gece rüya görüyorlar ve Yusuf a.s'a anlatıyorlar. Rüyalarını Yusuf a.s'a anlatma gerekçelerini " bize bunun yorumunu anlat çünkü biz seni muhsinlerden -iyilik yapanlardan-  görüyoruz" diye belirtiyorlar. Bu bize toplum içerisinde bir numune, örnek bir şahsiyet olmanın önemini vurguluyor. İnsanların bizim yapacağımız tebliğe verdikleri önemin, bizim duruşumuzdan geçtiğini görüyoruz.Yusuf a.s zindanda ahlâkıyla karakteriyle o insanların dikkatini çekiyor. Tebliğin ilk basamağı... Malesef biz merdivenleri ikişer ikişer çıkıyoruz, böylelikle atlamış olduğumuz adımlardan biri olsa gerek... Daha Yusuf a.s ağzını açmadan, duruşundan, karakterinden, olaylara bakış açısından, iyi bir insan oluşundan, onun muhsin olduğuna kanaat getiriyorlar.

        Sürekli olarak dönüp dönüp kendimize: " acaba ben ne kadar samimi miyim? Bu yaptığım işi, bu yaptığım tebliği, kibir için mi, riya için mi yapıyorum? Ben hakikaten samimi miyim?" soralım.

Dedi ki: «Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm. Bu, rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir topluluğun dinini terkettim.» (12 / YÛSUF - 37)

        Yusuf a.s, tamam rüyalarınızı yorumluyacağım zaten Rabbim bana böyle bir ilim verdi. Ama bir dakika, ondan önce ben size bir kendimi tanıtayım, ben derdimi bir anlatayım diyerek başlıyor tebliğe - dinini anlatmaya:

«Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a hiç bir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil. Bu, bize ve insanlara Allah'ın lütuf ve ihsanındandır, ancak insanlardan çoğu şükretmezler.» (12 / YÛSUF - 38)

«Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı (bir sürü) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı?» (12 / YÛSUF - 39)
     
        Düşünmeye sevk ediyor...

«Sizin Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiç bir ispatlayıcı delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler.» (12 / YÛSUF - 40)

         Bu 37. ayetten 41. ayete kadar ki tebliği, muhtemelen Yusuf a.s'ın ilk tebliğidir. Çünkü daha önce ayetlerde tebliğ yaptığını görmüyoruz. Hayatımızda ne olursa olsun imtihanımız, ilk sıraya Allah'ın dininin yaşanması ve tebliği gelmelidir. Zindana sabrederek bu durumunu çok iyi kullanıyor. Tebliğ metodunda bir diğer basamak, yerine göre, kişisine göre, sosyal ve ekonomik durumuna göre, hassasiyetine göre davet etmek. Mesela Yusuf a.s, kölelerin anlayacağı şekilde tebliğ ediyor: "düşünün bir çok efendiye mi köle olmak daha iyidir tek bir efendiye mi köle olmak iyidir? " -çünkü onlar köleliğin ne olduğunu biliyorlar.
Bu tarz bir tebliğ içinde donanıma sahip olmak gerekir yani bilgili olmak. Okuyacak, bilecek, akıllı olacak müslüman...

        Yusuf a.s rüyaları yorumluyor:

«Ey zindan arkadaşlarım, ikinizden biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak, kuş onun başından yiyecek. İşte hakkında fetva istemekte olduğunuz iş (artık) olup bitmiştir.» (12 / YÛSUF - 41) 

İkisinden kurtulacağını, sandığı kişiye dedi ki: «Efendinin katında beni hatırla.» Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı. (12 / YÛSUF - 42)

        Malesef yine Yusuf a.s hakkında şaibeler var. "Yusuf a.s o kişiye beni efendinin yanında an demesiyle Allah'ın kendisine öfkelendiği, kızdığı için zindanda daha nice yıllar kalmıştır. "

        Mevdudî: "Bu düşünceyi kabul etmek için, Yusuf a.s'ın daha önceki hayatını bilmiyor olmak lazım. Zaten zindana girmeyi dua ile istemişti. Zindana Allah için giren bir peygamber zindandan çıkmakta Allah'ı unutur mu? Yine bu isteği de tevekkül iledir. Ayetlerde de Yusuf a.s hata yaptığı belirtilmiyor."

Yusuf a.s'ın hayatında üç şaibeli konu vardır:
1. Yusuf a.s, Zuleyha'ya meyletti mi? (önceki derste bahsetmiştik)
2. Yusuf a.s Allah'ı unutarak bir insandan yardım istediği için uzun süre zindanda kalmıştır.
3. Yusuf a.s Mısır'ın maliye bakanı mıydı, yoksa yöneticisi miydi? (ileride bahsi gelecek)

         Yıllar geçiyor ve Mevla Yusuf'un zindandan çıkmasına hükmediyor ve bunun için zemin hazırlıyor. Ve hükümdar bir gece rüya görüyor:

Hükümdar «ben (rüyamda) yedi besili inek görüyorum, onları yedi zayıf inek yiyor; bir de yedi yeşil başak ve diğerleri ise kupkuru. Ey önde gelen (kahin bilginler,) eğer rüya yorumluyorsanız benim bu rüyamı çözüverin» dedi. (12 / YÛSUF - 43)

Dediler ki: «(Bunlar) Karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilenler değiliz.»(12 / YÛSUF - 44)

O iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zaman sonra hatırladı ve: «Ben bunun yorumunu size haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin» dedi. (12 / YÛSUF - 45)

(Zindana gidip:) «Yusuf, ey doğru (sözlü insan) .. Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin) yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (rüya) konusunda bize fetva ver. Umarım ki insanlara da (senin söylediklerinle) dönerim, belki onlar (bunun anlamını) öğrenmiş olurlar.» (12 / YÛSUF - 46)

Dedi ki: «Siz yedi yıl, önceleri (ektiğiniz) gibi ekin ekin, yediğinizin az bir kısmı dışında (kalanını) biçtiklerinizi başağında bırakın.» (12 / YÛSUF - 47)

Sonra bunun arkasından (kuraklığı) zorlu yedi yıl gelecektir, sakladığınız az bir miktar dışında, daha önce biriktirdiğinizi yiyip bitirecektir.» (12 / YÛSUF - 48)

Sonra bunun arkasından bir yıl gelecektir ki, insanlar onda bol bol yağmura kavuşturulacak ve onda sıkıp sağacaklar.» (12 / YÛSUF - 49)

         Ve saki gidip hükümdara anlatıyor. Hükümdar bu yorumu çok beğeniyor.

Hükümdar dedi ki: «Onu bana getirin.» 

         Eğer Yusuf a.s zindandan çıkmaya çok meraklı olsaydı, Allah'ı unutup insanalara bel bağlasaydı şu cevabı vermezdi:

Ona elçi geldiğinde (Yusuf:) «Efendine (Rabbine) dön de ona soruver: «Ellerini kesen o kadınların durumu neydi? Doğrusu benim Rabbim, onların hileli düzenlerini gerçekten bilendir.» (12 / YÛSUF - 50)

         Hemen çıkıp hükümdarın yanında da derdini anlatabilirdi, ama yapmıyor. Allah'ın vahyi ile Yusuf a.s biliyor ki ilerde Mısır'ın yöneticisi olacak. Zindana ne ile girmişti? İftira ile. Eğer üzerinde ki iftira kalkmazsa ilerde bu iftira yeniden ortaya çıkıp onun Peygamberliğine leke sürebilir. Bu yüzden Yusuf a.s hemen çıkmıyor ve diyor ki "efendine dön kadınların durumunu sor diyor".

         (Kurtubi): Rasûlullah s.a.v. efendimiz Yûsuf aleyhiselam’ın bu yüce tavrını değerlendirirken buyurur ki: “Ben O’nun gibi senelerce zindanda kalmış ve bana böyle bir haber gelmiş olsaydı hemen çıkardım, beklemezdim.” Şeklinde ifade kullanmıştır.

          Şerefli insanlar, canlarından önce şeref ve haysiyetlerini düşünürler...

          Burada da bir incelik var. Yusuf a.s Zuleyha'yı anmıyor!.. "Git Aziz'in karısı Zuleyha'nın bana neler yaptığını sor" demiyor. Aziz'e karşı olan minnettarlığı ile karısının adını vermeden, Aziz'in şerefini düşürmeden çok müthiş bir nezaket ile derdini iletiyor. Sakide gelip  hükümdara iletiyor:

(Hükümdar topladığı o kadınlara:) «Yusuf'un nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz neydi?» dedi. Onlar: «Allah için, haşa» dediler. «Biz ondan hiç bir kötülük görmedik.» Aziz (Vezir) in de karısı dedi ki: «İşte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söyleyenlerdendir.» (12 / YÛSUF - 51)
 
         Zuleyha ikinci kez itiraf etmiş oluyor.

(Yusuf aracıya şunu söyledi:) «Bu, (itiraf Vezirin) yokluğunda gerçekten kendisine ihanet etmediğimi ve gerçekten Allah'ın ihanet edenlerin hileli düzenlerini başarıya ulaştırmadığını kendisinin de bilip öğrenmesi içindi.» (12 / YÛSUF - 52)

«(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir.» (12 / YÛSUF - 53)

          Yusuf a.s iftiradan tamamen kurtulduktan sonra zindandan çıkıyor ve hükümdarın önüne geliyor. Hükümdar ve yanındakiler Yusuf a.s'ın konuştukları zaman Yusuf a.s'ın üstün bir meziyete sahip bir insan olduğunun farkına varıyorlar. Bir gün iki günde olmuyor anladığımız kadarıyla Yusuf a.s hükümdarın yanında misafir oluyor ve daha önceki hayatındaki gidişatını da göz önünde bulundurarak gerçekten üstün meziyetli, nefsine hakim olabilen, rüya yorumu güçlü, devlet işlerinde istikrarlı bir adam olduğuna karar veriyor.

Hükümdar dedi ki: «Onu bana getirin, onu kendime bağlı kılayım.» Onunla konuştuğunda da (şöyle) dedi: «Sen bugün bizim yanımızda (artık) önemli bir yer sahibisin, güvenilir (bir danışman, yönetici)sin.» (12 / YÛSUF - 54)

(Yusuf) Dedi ki: «Beni (bu) yerin (ülkenin) hazineleri üzerinde (bir yönetici) kıl. Çünkü ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum, (yönetim işlerini de) bilenim.» (12 / YÛSUF - 55)

         Buradaki iktidar talebi, bir çok çağdaş yorumcunun yaptığı gibi tarım bakanlığı veya maliye bakanlığı tarzında bir bakanlık değildi. Tefsircilerin yorumları birbirinden farklı olabilir. Sizde böyle düşünüyor olabilirsiniz. Çünkü Ayette açıkça belirtilmemiştir. Fakat, Mevdudî ve Fahreddin Razi'nin yorumlarını tevhide, mantığa ve akla yatkın buluyoruz.

         Şimdi bunlara birer birer değinelim:
         İlk soru şudur: Hz. Yusuf'un a.s. krala yaptığı teklif bir memuriyet için miydi? Mesele hedefine varmasını sağlayacak bir fırsat ânını kollayan hırslı bir kişinin başvurusu, yahut bir ricası olmadığı gibi, kralın kendi huzurunda dile getirilen bu teklifi kabul edişi de, (meselenin öncesi yokmuş gibi) âniden olmamıştır. Zira Talmud'a göre, "İbrani kendisini bilge ve uzman bir kimse olarak isbat etmişti"; ayrıca Talmud, Hz. Yusuf'un a.s. şöyle dediğini nakleder: "Şu kesin ki, benden daha temâyüz etmiş biri daha yok: Nihâyet ben Allah'ın tüm bilgileri öğrettiği biriyim."

         Aziz, nedimleri, şehzadeleri, subayları ve bürokratları, Hz. Yusuf a.s. huzurdayken artık onun gerçek değerini öğrenmiş durumdaydılar ve başından son on yılda geçen olaylar esnâsında sergilediği yüksek karakteri bizzat müşâhede etmişlerdi. Böylece Hz. Yusuf a.s. tevâzuda, doğrulukta, önsezide, kendini kontrolde, güvenilirlikte, cömertlikte, zekâ ve anlayışta eşsiz olduğunu kanıtlamıştı. Bu özellikler karşısında muhâtapları bildi ve anladı ki, ülke kaynaklarının nasıl korunacağını, onların nasıl tasarruf edileceğini en iyi bilen, kaynakları geleceğin teminatı olarak koruyabilecek yegâne kişi odur. Bu yüzden Hz. Yusuf a.s. isteğini belirtir belirtmez bütün kalpleriyle kendisine güvendiler. Hz. Yusuf a.s. hakkında kralın beslediği olumlu kanaat Kitab-ı Mukaddes'te teyid edilir. Ayrıca Talmud'da da belirtildiği gibi sadece kral değil, etrafında bulunan diğer yöneticiler de Hz. Yusuf'un a.s. yönetime geçmesini ittifakla kabul etmişlerdir.

          Şimdi ikinci soruyu ele alalım: "Hz. Yusuf'a a.s. güven duyulmasını sağlayan gücün mâhiyeti neydi?" Bu önemlidir, çünkü Kur'an'ı kavramada tecrübesi olmayan kimseleri bu âyette geçen "hazâinu’l-ard" deyimi ve daha sonra geçen tahıl dağıtım işi yanıltmış; bu yanılgıyla sözkonusu memuriyetin bugünün "Hazine Müsteşarı", "Kıtlık Dönemi Danışmanı" yahut "Maliye Bakanı" türünden bir memuriyet olduğu sonucuna varmışlardır. Aslında memuriyeti bunlardan hiçbiri değildi, zira Kur'an, Kitab-ı Mukaddes ve Talmud'a göre Hz. Yusuf'a a.s. tüm iktidar tevdi edilmiş ve bir yöneticinin tüm imtiyazı verilmiştir. Tahta oturmasının (12/Yûsuf,  l00) ve kendisine melik denmesinin (12/Yûsuf, 72) sebebi budur. Bizzat Hz. Yusuf a.s. Allah'a kendisine melikliği bahşettiği için şükretmiştir (12/Yûsuf, l00). Herşeyden öte, bizzat Allah bu olaya tanıktır; meâlen: "Böylece Yusuf'a ülkede iktidar verdik. Artık ülkenin her yanına istediği gibi tasarruf etme hakkına sahip olmuştu" (12/Yûsuf, 56).

           Kitab-ı Mukaddes'e baktığımızda şunları okuyoruz: "Ve Firavun Yusuf'a dedi: "Evimi mekânın bileceksin ve halkın senin emrinle yönetilecek. Ben yalnız tahtta senden büyük olacağım. Bak, tüm Mısır ülkesini yönetmeye seni tayin ediyorum. Senden habersiz Mısır ülkesinde hiç kimse ne parmağını kıpırdatabilecek ne de adım atabilecektir. Ve Yusuf'a Zaphnath-paaneah (Dünya Koruyucusu) adını verdi." (Tekvin, 4l: 40-45). Talmud'a göre ise olay şöyledir: Ağabeyleri Mısır'dan babaları Hz. Yakub'a a.s. döndüğünde Hz. Yusuf a.s. hakkında kendisine şunları söylediler: "Mısır meliki, halkı üzerinde öylesine egemen ki ondan üstünü yok. Herkes onun emriyle giriyor, onun emriyle çıkıyor ülkeye. Yöneten onun emirleri... Efendisi Firavun'un nefesini harcamasına gerek bile yok."

          Meseleyle ilgili bir diğer soru da şu: Hz. Yusuf'un a.s. ülkedeki tüm iktidarın kendisine teslimi için yaptığı teklifin hedefi neydi? Hizmetlerini kâfir bir devletin kanunlarına güç katmak için mi gerçekleştirdi? Yoksa elinde bulundurduğu hükümetin güçleriyle İslâm'ın kültürel, ahlâkî ve siyasî sistemlerini mi tesis etmek niyetindeydi? Bu sorulara en iyi cevap allâme Zemahşerî'nin Keşşaf Tefsirinde 55. âyete getirdiği yorumda verilmiştir. O şöyle diyor: "Yusuf a.s. ülkenin kaynaklarını benim tasarrufuma verin şeklindeki teklifinde bulunduğu zaman niyeti Allah'ın hükümlerini yürürlükte kılmak, hak ve adâleti tesis etmek ve tüm rasüller gibi görevini icrâ etmek üzere iktidar fırsatı kollamaktı. Yoksa tahta geçmeyi, saltanat sevdâsı için yahut dünyevî arzularını ve hırslarını tatmin için istememişti. Böyle bir talepte bulundu; çünkü bu işi icrâ edebilecek bir başkasının bulunmadığını gâyet iyi biliyordu."

İşte böylece biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkân verdik. Öyle ki, onda (Mısır'da) dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız. (12 / YÛSUF - 56)
  
          Ülkede egemen olan ve dilediği gibi (tabii ki vahye göre) davrandığı belirtilen birinin bir başka yönetici ile beraber bu şekilde egemen ve dilediği gibi davranan biri olarak vasıflandırılması nasıl mümkün olur?

Ahiretin karşılığı ise, iman edenler ve takvada bulunanlar için daha hayırlıdır. (12 / YÛSUF - 57)

          Şöyle ki, biz bir İslam biliyoruz... İlk insan Adem a.s'dan Muhammed a.s'a kadar gelen bir İslam biliyoruz. Bu İslam, öyle bir İslam ki, girdiği yerin yönetimini ele geçirmek zorunda olan bir İslam...
          Çünkü biz biliyoruz ki İslam kişinin hayatına hükmeder.
          Çünkü biz biliyoruz ki İslam, atalar dini gibi namaz, oruç, zekat ve hac vs'den ibaret değildir. Biz biliyoruz ki İslam önce evlere sonra ülkelere hükmeder...
          Çünkü biz biliyoruz ki bize bir Kitap verilmiş ve bunda miras hukukundan ülke yönetimine kadar bütün kurallar geçerlidir.
          İbrahim a.s da gördük. İlk önce Nemrud'a tevhid akidesini telkin etti, Nemrud İbrahim'i niye yakmaya kalkıştı? Çünkü İbrahim a.s Nemrudu'un tahtını sallıyordu. Ben senin en büyük tanrını inkar ediyorum diyordu. Ve ben otomatik olarak seninde yeryüzünde onun gölgesi olduğunu reddediyorum diyordu. Yine göreceğiz inşeAllah ki Musa a.s ile Fravun... Yine aynı şekilde son peygambere Muhammed a.s'a gelelim. Mekkeli müşrikler Muhammed a.s ve ashabını niye istemiyorlardı?Ne dediler "Ey Muhammed biz sana karışmıyoruz bir putun varsa getir koy Kabe'ye, istediğin iktidarsa gel geç başımıza, kadınsa en güzelini verelim paraysa hepimiz neyimiz varsa verilim" Rasulullah bunu kabul etmiyor. 13 yıl neyin mücadelesini vermişti? Ambargo oluyor bir vadide aç susuz kalıyorlar eşi orada yakalandığı hastalıktan ölüyor. O diyemezmiydi " ben Allah'a kendi çapımda kulluk yapayım?" Eğer bu kadar basit olsaydı, Rasulullah'a Mekke'de örnek olması için inen bu Yusuf a.s 'ın hayatından bir örnek çıkartırdı kendisine "Yusuf'ta Hükümdarın koruması altına girmiş ben de gireyim"... Şunu asla unutmuyoruz Peygamberler Allah'ın sistemini yeryüzüne, bulundukları bölgeye hakim kılmak için inmişlerdir.

          Ama şunuda düşünmeyin, pazartesi günü Yusuf a.s iktidara geldi  cuma günü bütün ülke müslüman oluyor. Nasıl ki Rasulullah 9 yıl uğraşıyorsa Yusuf a.s'da uğraşıyor.

          Ve Yusuf a.s yönetime geçiyor ve rüyaların yorumları gerçekleşmeye balşıyor.Tarım alanında ülkeye büyük yatırımlar yaptırıyor. Dediği gibi 7 yıl bolluğun ardından kıtlık yılı gelip çatıyor. Bu büyük kıtlık sadece Mısır'ı vurmuyor bütün Arabistan Yarımadası dediğimiz Ürdün, Irak, Filistin bütün komşu ülkelere de sirayet ediyor. Bu kıtlık süresince komşu ülkelerdeki halk parayla, kumaş vs değerli neleri varsa gelip bunlar karşılığında bir miktar yiyecek alıyorlar. Yusuf a.s'ın kardeşleri de Filistin'de yaşıyordu. Diyorlar ki Yakub a.s'a "babacığım Mısırlı bir Melik varmış, bize musade ette gidelim bizde biraz azık alalım." Yakub a.s Yusuf'un başı gelenlerden sonra Bunyamin'i hiç yanından ayırmıyor. Bunyamin hariç diğerlerini gönderiyor. Ve yardım istemek için Mısırlı Melik'in kapısını çalıyorlar.

(Kuraklık başlayınca) Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler, onlar onu tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı. (12 / YÛSUF - 58)

Onların erzak yüklerini hazırlayınca dedi ki: «Bana babanızdan olan kardeşinizi getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçüyü tam tutarım ve ben konukseverlerin de en hayırlısıyım.» (12 / YÛSUF - 59)

«Eğer onu bana getirmeyecek olursanız, artık benim katımda sizin için bir ölçek (erzak) yoktur ve bana da yaklaşmayın.»(12 / YÛSUF - 60)

Dediler ki: «Onu babasından istemeye çalışacağız ve her halde biz bunu yapabileceğiz.»(12 / YÛSUF - 61)

Yardımcılarına da dedi ki: «Sermayelerini (erzak bedellerini) yüklerinin içine koyun. İhtimal ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki geri dönerler.»(12 / YÛSUF - 62)

         Bedel olarak getirdikleri hediyeleri de yüklerine geri konulmasını söylüyor.

Böylelikle babalarına döndükleri zaman, dediler ki: «Ey babamız, ölçek bizden engellendi. Bu durumda kardeşimizi bizimle gönder de erzakı alalım. Onu mutlaka biz koruyacağız.»(12 / YÛSUF - 63)

Dedi ki: «Daha önce kardeşi konusunda size güvendiğimden başka (bir şekilde) onun hakkında size güvenir miyim? Allah en hayırlı koruyucudur ve O, esirgeyenlerin esirgecisidir.»(12 / YÛSUF - 64)

        Babalarının kararlı olduğunu görünce ısrar etmekten vaz geçmişken:

Erzak yüklerini açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler ki: «Ey Babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilâve ederiz. Bu (aldığımız) az bir ölçektir.» (12 / YÛSUF - 65)

          Kıtlık ciddi derece baş göstermiş durum da ve düşünün 10 oğul ve bunlarında aileleri çok kalabalıklar azıklarda kişi başına veriliyor. Bunyamin'in de onlarla gitmesi demek bir azık daha fazla almaları demek olduğu için tekrar ısrar etmeye başlıyorlar. Ve Yakub a.s şu şartla izin veriyor:

«Bana etrafınızın çepeçevre kuşatılması dışında, onu ne olursa olsun mutlaka bana getireceğinize dair Allah adına kesin bir söz verinceye kadar, onu sizinle asla gönderemem.» dedi. Böylelikle Ona onlar kesin bir söz verince dedi ki: «Allah, söylediklerimize karşı vekildir.» (12 / YÛSUF - 66)

          Yakub a.s, Yusuf'la Bunyamin'i sevdiği gibi diğer oğullarını da çok seviyor.Diyor ki:

Ve dedi ki: «Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah'tan hiç bir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler.» (12 / YÛSUF - 67)

          Fahreddin Razi'nin rivayetine göre: Yakub as'ın oğullarına ayrı ayrı kapılardan girmelerini tavsiye etmesinin iki sebebi olabilir.
          Birincisi: Yakub a.s'ın oğulları çok yakışıklı - gösterişli idiler -ki Yusuf a.s da onları kardeşleri illaki benziyordur- ve çok da güzel giyinirlermiş. Hepsi toplu halde bir kapıdan girerlerse hased edilebileceklerinden korktuğu için ayrı ayrı kapıalrdan girmelerini demiş olabilir. (Allahu Alem)...

          Bir diğer görüş ise: Yakub a.s'ın endişesi, siyasidir. 11 tane güçlü kuvvetli erkek bir şehre aynı kapıdan cümbür cemaat girerse, olur ki Mısır'ın kralı veyahutta askerleri bunun bir hücum bir baş kaldırı olduğunu zannedip, yanlış anlayıp oğullarını zindana atabilirler.

          Ve diyor ki, bu tevekkülün tedbir boyutudur. Allah'ın takdir ettiğini asla geri çeviremez. Yakub a.s burda bize tevekkülün şartlarını öğretiyor. Tedbir almak lazım fakat Allah'ın dilediğinden başkası bizim üzerimize yazılmamıştır bunu da asla unutmamak gerekir.

Babalarının kendilerine emrettiği yerden (Mısır'a) girdiklerinde, (bu,) -Yakub'un nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında- onlara Allah'tan gelecek olan hiç bir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler. (12 / YÛSUF - 68)

 Yusuf'un yanına girdikleri zaman, o, kardeşini bağrına bastı: «Ben» dedi. «Senin gerçekten kardeşinim. Artık onların yaptıklarına üzülme.» (12 / YÛSUF - 69)

          Şevkani tefsirinde bir açıklama var: Rivayete göre Yusuf a.s, kardeşlerini karşılıyor ve onlara bir ziyafet sofrası hazırlatıyor. Kardeşlerini bu sofraya ikişerli ikişerli oturtturur. Bunyamin açıkta kalıyor ve başlıyor ağlamaya."Eğer benim kardeşim Yusuf'ta hayatta olsaydı oda benimle otururdu" diyor. Bunun üzerine Yusuf a.s Bunyamin'in yanına geliyor. "Ey Bunyamin niçin ağlıyorsun?" diye soruyor. Oda durumu izah ediyor. Yusuf a.s " Ey Bunyamin, benim senin kardeşin olmamı ister misin?"diyor. Bunyamin de memnuniyetle " tabii ki sizin gibi bir kardeşi kim istemez ki" diyerek yanına oturmasına izin veriyor. Gece olunca da yine aynı şekilde kardeşlerini ikişerli ikişerli odalara konuk ediyor. Bunyamin yine açıkta kalıyor. Bu seferde Yusuf a.s, oda benim yanımda kalsın diyor. Bunyamin'i alıp kendi odasına götürüyor. Ve yine soruyor: "Ey Bunyamin, benim senin kardeşin olmamı ister misin?" cevaben Bunyamin "vallahi senin gibi abiyi kim istemez ama seni babam Yakub ile annem Rahil doğurmadı ki..." diyor. Yani öz kardeşim gibi olamazsın demek istiyor. Bunun üzerine Yusuf a.s ağlıyor ve Bunyamin'e sarılarak ona kendisinin Yusuf olduğunu anlatıyor. Ve muhtemelen bir su kabını Bunyamin'in çantasına yerleştireceği planını beraber yapıyorlar. Çünkü ayetlerde göreceğimiz üzere  Bunyamin, o su kabı onun çantasından çıkınca hiçbir tepki vermiyor.

Onların erzak yüklerini kendilerine hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine bıraktı, sonra bir münadi (şöyle) seslendi: «Ey kafile, sizler gerçekten hırsızsınız.» (12 / YÛSUF - 70)

Onlara doğru yönelerek «Neyi kaybettiniz?» dediler.(12 / YÛSUF - 71)

Dediler ki: «Hükümdarın su tasını kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armağan olarak) bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim.» (12 / YÛSUF - 72)

«Allah adına, hayret» dediler. «Siz de bilmişsiniz ki, biz (bu) yere bozgunculuk çıkarmak amacıyla gelmedik ve biz hırsız değiliz.» (12 / YÛSUF - 73)

«Öyleyse» dediler. «Eğer yalan söylüyorsanız (bunun) cezası nedir?»(12 / YÛSUF - 74)

Dediler ki: «Bunun cezası (su tası) yükünde bulunanın kendisidir. İşte biz zulmedenleri böyle cezalandırırız.»(12 / YÛSUF - 75) 

Böylece (Yusuf) kardeşinin kabından önce onların kablarını (yoklamaya) başladı, sonra da onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte biz Yusuf için böyle bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır. (12 / YÛSUF - 76) 

          Mevdudî'nin açıklamasına göre:
          « Bu ayetin arapça metni şu şekilde;  مَا كَانَ لِيَأْخُذَ أَخَاهُ فِي دِينِ الْمَلِكِ  (mâ kâne liye'huzu ehâhu fî dînil melik) "melikin dinine göre Yusuf a.s kardeşini yanında alıkoyamazdı". Burada ki mâ kâne kelimesi aslen arapçada: ona yakışmaz, manasındadır.

          Misalen; "Mâ kâne lî mu'minin ey yagtule mu'minen"  (Bir mu'min diğer bir mu'mini öldüremez, öldürmesi yakışı kalmaz).

          Diğer bir örnek: مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدٍ (Mâ kâne lillâhi en yettehıze min veledin) "Allah çocuk edinmez, zaten edinmesi yakışı kalmaz." (19 / MERYEM - 35). Dolayısıyla Mâ kâne bu manalara geliyorsa, o zaman Yusuf a.s ile ilgili ayetin manası şöyle olmalıdır:
       
          "Mâ kâne liye'huzu ehâhu fî dînil melik" - "Yusuf Melikin dinine göre hüküm veremez, zaten vermesi de yakışı kalmaz." »

          Yine Mevdudî: Melikin dini ibaresinde; Allah, ülkelere konulan kuralların bir din olduğunu bize vurgular.

          Yusuf a.s tağutun hükmü altında mı yönetiyordu yoksa Allah'ın emri ile mi?  iftilaflı olan konuyu da açmaktadır böylece...

Dediler ki: «Şayet çalmış bulunuyorsa, bundan önce onun kardeşi de çalmıştı.»

           Şevkani'nin tefsirinde: Yusuf a.s'ın halası varmış ve Yusuf'u çok severmiş. Yakub a.s'dan Yusuf'un bir müddet kendi yanında kalmasını istiyor. Fakat Yakub a.s, Yusuf'u bir gözünün diğerinden bile sakındığı için buna izin vermiyor. Bunun üzerine halası, kendisine atası İbrahim a.s'dan miras kalan kuşağını Yusuf'un beline bağlıyor. "Ey Yakub, Yusuf benim kuşağımı çalmış, bizim dinimize göre benim yanımda bir yıl kalmak zorunda" diyor. Bunun için kendi kardeşleri değilmiş gibi abisi Yusuf'ta bir zamanlar hırsızlık yapmıştı ona çekmiş diyorlar.

Yusuf bunu kendi içinde saklı tuttu ve bunu onlara açıklamadı (ve içinden) : «Siz daha kötü bir konumdasınız» dedi. «Sizin düzmekte olduklarınızı Allah daha iyi bilir.» (12 / YÛSUF - 77)

Dediler ki: «Ey Vezir, gerçek şu ki, bunun yaşlı (ve) büyük bir babası var; onun yerine bizden birisini alıkoy. Doğrusu biz, seni iyilik yapanlardan görmekteyiz.» (12 / YÛSUF - 78)

Dedi ki: «Eşyamızı kendisinde bulduğumuzun dışında, birisini alıkoymamızdan Allah'a sığınırız. Yoksa bu durumda kuşkusuz biz zalim oluruz.» (12 / YÛSUF - 79) 

Ondan umutlarını kestikleri zaman, (durumu) kendi aralarında görüşmek üzere bir yana çekildiler. Onların büyükleri dedi ki: «Babanızın size karşı Allah adına kesin bir söz aldığını ve daha önce Yusuf konusunda yaptığımız aşırılığı (işlediğimiz suçu) bilmiyor musunuz? Artık (bundan böyle) ben, ya babam bana izin verinceye veya Allah bana ilişkin hüküm verinceye kadar (bu) yerden kesin olarak ayrılamam. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.»(12 / YÛSUF - 80) 

«Dönün babanıza ve deyin ki: 'Ey babamız, senin oğlun gerçekten hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın kollayıcıları değiliz.'»(12 / YÛSUF - 81)

«İçinde (yaşamakta) olduğumuz şehre sor, hem kendisinde geldiğimiz kervana da. Biz gerçekten doğruyu söyleyenleriz.»(12 / YÛSUF - 82)

(Şehre dönüp durumu babalarına aktarınca o:) «Hayır» dedi. «Nefsiniz sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah (pek yakın bir gelecekte) onların tümünü bana getirir. Çünkü O, bilenin, hüküm ve hikmet sahibi olanın kendisidir.» (12 / YÛSUF - 83)

Ve onlardan yüz(ünü) çevirdi ve: «Ey Yusuf'a karşı (artan dayanılmaz) kahrım» dedi ve gözleri üzüntüsünden (ağardıkça) ağardı. Ki yutkundukça yutkunuyordu. (12 / YÛSUF - 84)

           Burada Yakub a.s'ın gözüne boz- ak düşmesinin iki açıklaması var:

           Bir grup alim diyorlar ki, bu tıp doktorlarının da söylediği gibi çok üzüntü ve çok ağlamaktan çok andirde olsa göze katarak gelir. Bu olay çok ani şok yaşanmasıyla kalkabilirmiş.

           Fahreddin Razi'nin de kabul ettiği ikinci bir görüşte, çok ağlamaktan gözünün önünde biriken yaşlar dolayısıyla göremiyordu.

«Allah adına, hayret» dediler. «Hâlâ Yusuf'u anıp durmaktasın. Sonunda (ya kahrından) hastalanacaksın ya da helake uğrayanlardan olacaksın.» (12 / YÛSUF - 85)

Dedi ki: «Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikâyet ediyorum. Ben Allah'tan (bir bilgi olarak) sizin bilmediğinizi de biliyorum.» (12 / YÛSUF - 86)

«Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez.» (12 / YÛSUF - 87)

Böylece onun (Yusuf'un) huzuruna girdikleri zaman, dediler ki: «Ey Vezir, bize ve ailemize şiddetli bir darlık dokundu; önemi olmayan bir sermaye ile geldik. Bize artık (yine) ölçeği tam olarak ver ve bize ilave bir bağışta bulun. Şüphesiz Allah, tasaddukta bulunanlara karşılığını verir.» (12 / YÛSUF - 88)

(Yusuf) Dedi ki: «Sizler, cahiller iken Yusuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?»(12 / YÛSUF - 89)

          Burada 15. ayeti hatırlayalım: " Nitekim onu götürdükleri ve onu kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz de ona (şöyle) vahyettik: «Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin.»" (12 / YÛSUF - 15)

«Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?» dediler. «Ben Yusuf'um» dedi. «Ve bu da kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufta bulundu. Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz.» (12 / YÛSUF - 90)

          İnsanların kıskanıp haset yapması, tuzaklar kurması Allah'ın bir kişiye nimetler vemesini ya da onu yüce mertebelere çıkarmasını asla engelleyemez.

          Nitekim, Rasûlullah duâsında şöyle demiştir: “Allahım! Senin verdiğine engel olacak yoktur. Senin engel olduğunu da verecek yoktur.” [Buhârî, Ezân 155]

Dediler ki: «Allah adına, hayret, Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip seçmiştir ve biz de gerçekten hataya düşenler idik.»(12 / YÛSUF - 91)

Dedi ki: «Bugün size karşı sorgulama-kınama yoktur. Sizi Allah bağışlasın. O, merhametlilerin (en) merhametlisidir.» (12 / YÛSUF - 92)

          Rasulullah ta Mekke'nin fethedildiği gün; "Ebu Süfyan'ın evine sığınan kurtulmuştur, Lâ ilâhe illallah diyen kurtulmuştur, Kâbe'nin örtüsüne yapışan kurtulmuştur. Ey Mekke halkı bugün sizin yapmış olduklarınız başınıza kakılmayacaktır" diyerek Muhammed a.s'ın Yusuf a.s'dan örnek aldığını görmekteyiz.

          Burda düşünmek lazım... Acaba bizim abimiz veya ablamız kuyuya atsa, "bugün başına birşey kakmayacağım" diyebilirmiydik? Açıkcası ben diyemezdim. Bizim kalplerimiz çok hassas kırılmaya heran musaitiz malesef... Fakat Peygamberlerin kalpleri bizim kalplerimizden daha kıymetli olsa gerek.

«Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin.» (12 / YÛSUF - 93)

Kafile (Mısır'dan) ayrılmaya başladığı zaman, babaları dedi ki: «Eğer beni bunamış saymıyorsanız, inanın Yusuf'un kokusunu (burnumda tüter) buluyorum.» (12 / YÛSUF - 94)

«Allah adına, hayret» dediler. «Sen hâlâ geçmişteki yanlışlığındasın.» (12 / YÛSUF - 95)

Müjdeci gelip de onu (gömleği) onun yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak (sağlığına) dönüverdi. (Yakub) Dedi ki: «Ben, size bilmediğinizi Allah'tan gerçekten biliyorum demedim mi?» (12 / YÛSUF - 96)

(Çocukları da:) «Ey babamız, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten hataya düşenler idik» dediler. (12 / YÛSUF - 97)

«İlerde sizin için Rabbimden bağışlanma dilerim. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir» dedi.(12 / YÛSUF - 98)

          Yakub a.s oğullarına kalbinin kırık olduğunu ifade etmek için şimdi değil ileride bağışlanma dileyeceğim diyor...

Böylece onlar (gelip) Yusuf'un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına bastı ve dedi ki: «Allah'ın dilemesiyle Mısır'a güvenlik içinde giriniz.» (12 / YÛSUF - 99)

          Rivayete göre, Yusuf a.s ailesini şehrin kapısında karşılıyor. Büyük bir ziyafet veriyor.

Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. 
         “Ana babasını tahta oturttu” (12/Yûsuf, 100) âyetinde geçen “arş” kelimesi; Yusuf Peygamberin, Mısır yönetimindeki, tek olan otoritesini vurgulayan en kuvvetli anlatımdır. “Arş” (taht); egemenlik, dilediği gibi davranış (vahye göre) anlamlarına gelir.

          Burada ki secde konusunda da iki görüş vardır. Birincisi; Mısır'ın geleneğine göre saygın biri selamlanmak için secde eder sekilde selamlanırdı- ki hiçbir paygamber oğlu dahi olsa bir insana secde etmez-. İkinci görüşe göre ise, babası-annesi ve kardeşleri böyle bir nimet bahşettiği için Allah'a secde ediyorlar. Ayette de "onun için secdeye kapandılar" ifade yer almakta "ona secde ettiler" diye geçmiyor...

          Öte yandan Allah'tan başkası huzurunda saygı göstermek amacıyla yapılan, şimdiki İslâmî anlamıyla secde hareketine önceki şeriatlarca izin verildiğini ileri süren müfessirler yanılmışlardır. Bu anlamda secde tüm şeriatlerde daima yasak olmuştur. Sözgelişi İsrailoğulları'nın Babillerin egemenliği altında bulunduğu esnada Kral Aha-Suerus, Haman'ı tüm prenslerin üstündeki mevkiye çıkarmış ve kölelerine secde edip onu selamlamalarını istemişti. Fakat Yahudiler arasında sıdkı ve velâyetiyle tanınan Mordecai ne secde etmiş ne de başını eğmişti (Esther, 3: l-2).

          Talmud'un aynı konuda söyledikleri gerçekten zikre şâyandır:
“Kralın köleleri Mordecai'ye şöyle dediler: "Haman'ın huzurunda secde etmeyi, kralın emrini hiçe sayarak niye reddediyorsun ki? Kralın huzurunda eğilip selam durmaz mıyız?" "Aptallar!" diye cevapladı Mordecai, "Bir de sebep istiyorsunuz ha! Dinleyin beni. Toprak olacak birini mi ululayayım? Bir kadından doğma, günleri sayılı birinin önünde mi secde edeyim? Küçük bir çocukken ağlayıp sızlayan, yaşlanınca ah vah edip duran; günleri öfke ve kızgınlıkla dolu geçen ve sonunda da toprağa dönecek olan böyle bir adama secde etmek, öyle mi? Asla! Ben Ezeli ve Ebedi olan, hiç ölmeyen Allah'ın huzurunda secde ederim. Yalnızca O yüce yaratıcıya, O büyük Melik'e... Başkasına asla!...” (Talmud'tan Seçmeler, Polano, sh. l72).
         
          Demek ki, Allah'tan başkası huzurunda "secde"de bulunmak için hiçbir açık kapı yoktur.

Dedi ki: «Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendir. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi olan O'dur.» (12 / YÛSUF - 100)

«Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkânını) verdin, sözlerin yorumundan da (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada da, ahirette de benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salih olanların arasına kat.» (12 / YÛSUF - 101)

          Bu kadar imtihanlardan geçmiş bir peygamber dahi son nefesine kadar müslüman olmayı diliyorsa, bizim yürürken, otururken, hayatımızın her anında "Allah'ım beni müslüman olarak öldür, Allah'ın canımı İslam üzere al" diye dua etmeye ihtiyacımız vardır.

          Yusuf a.s'dan Almamız Gereken Dersler:
1. Yusuf a.s'ın abileri haset etmeleri sonucu kuyuya atmışlardı ve onlar müslümandılar. Burdan çıkartacağımız; kişi ne kadar iyi olursa olsun, kalbindeki kıskançlık onu kötü bir iş yapmaya götürebilir. Bunun ilk örneğini Habil ile Kabil'de görülmektedir.

Kıskançlık iki şey dışında haramdır:
* Çok malı olup Allah yolunda harcayan kişi ile çok ilmi olup ona göre yaşayan ve yaşatan kişi kıskanılabilir.
* Kişinin eşini kıskanması.

2. Bazen hoşumuza gitmeyen şer gibi gördüğümüz bir iş hayır olabilir. "... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (2 / BAKARA - 216) 

3. Hayatımızda bu tarz zor imtihanlarla karşılaştığımızda yapmamız gereken "sabrun cemil" güzel bir sabırdır. Sabredeceğiz, Allah muhakkak bir kurtuluş yolu gösterecektir. Tevekkülün üstün boyutlarını öğrenmeliyiz.

4. Mücevherin kıymetini ancak onun ehli olanlar anlayabilir. Yusuf'u kuyudan çıkaran yolcular, ona bakıp bu değersiz bir oğlan diyerek az bir pahaya satmışlardı. Fakat köle pazarında insandan anlayan  daha deneyimli ve kültürlü olan Aziz, Yusuf a.s'ın zekasını, ahlâkını anlayıp onu aldı ve evlatlık edindi. Herkesin değerini, herkes anlıyamaz... Herkese hakkettiği kadar değer verilmelidir...

5. Yusuf a.s zinaya - harama karşılık zindan tercih etmiştir. İnanmış bir insan için iffeti namusunu ayaklar altına almaktan veya harama düşmektense zindan daha sevimli gelmelidir.

6. Rüyaları herkese anlatmak iyi değildir. Marifet rüyayı görmekte - görende değil, yorumlayan dadır.

7. Kral Yusuf a.s'ı çağırdığı zaman hemen zindandan çıkmamış, önce şerefini ve itibarını korumuştur. Çünkü öncü olan kişilikler için, şerefleri ve itibarları bedenlerinden daha önce gelir.

8. Bütün suçsuzluğuna rağmen zindandan çıkarken "ben iftiraya uğradım ama  yinede nefsimi temize çıkartmıyorum çünkü nefis her zaman kötülüğü emreder"diyor. Ne kadar düzgün biri olursak olalım, nefsimizi hiçbir zaman temize çıkartmamalı, kibir, öz güven, benden iyisi yok, her şeyin en iyisini yaparım, en doğru kararları veririm, var mı benden daha iyisi, en mükemmel olmalıyım... diye düşünmemeliyiz. "Oldum, işi çözdüm, hallettim" demeler, durduğun zemini dondurmaktadır. Buzlu zemin de küçük bir darbeyle kaydırır insanı!..-

9. Kardeşlerini affetmesi bize merhametini göstermektedir. Affetmek en büyük erdemdir.

Hadis-i şeriflerde :
* Herhangi bir kimse üç günden fazla müslüman kardeşinden uzaklaşıp küs kalarak ölürse ateşe girer.[Ebu Dâvud]

* Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Müslüman bir kimseye (din) kardeşinden üç günden fazla uzak durmak (küs kalmak) helâl değildir. Küsenlerden hangisi daha önce gelip konuşursa o cennete girer.[Müslim ve Buhârî]

* Kardeşine bir yıl küs kalan, onun kanını akıtan bir kimse gibi olur. [Ebu Dâvud]

10. Kardeşler arasına şeytan girer ve onları ayırır. Yine şeytan karı - koca arasını açmayı çok sever. Çünkü bilir ki şeytan, aileler bozulursa toplumda rahatlıkla bozulur.

Rabbim!.. tüm fitneleriyle, bütün bela ve musibetleriyle üzerimize saldıran dünyanın aldatıcı güzelliklerine meyletmeden, dünyanın gömleğimizi arkadan yırtmasını sağla... Hesap günü gömleğim arkadan yırtık diyebileceğimiz bir hayat, imkan ve güç bağışla... (Âmin)

Selam olsun Yusuf 'lara....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder