11 Ocak 2013 Cuma

Siyer-i Nebi Ders Notları - 11 (Musâ A.s ile Beraber Tûr Dağına Çıkan 70 Kişiyle İmtihanı)


          Tûr Dağına, Musa a.s ile gelen 70 kişi şöyle diyor;

Ve (şöyle de) demiştiniz: «Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız.» Bunun üzerine siz bakınıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı. (2 / BAKARA - 55)

          "Allah'ı apaçık görmedikçe.." sözünü söyleyenlerin Hz. Musa'nın seçtiği yetmiş ki­şi olduğu söylenmektedir. Şöyle ki: Şanı yüce Allah, kendi kelâmını onlara işittirince arkasından Hz. Musa'ya: ".. sana kat'iyyen iman etmeyiz" demiş­lerdi. Mucizelerinin açıkça ortaya çıkmasından sonra peygamberlere iman et­mek ise farzdır. Bunun üzerine yüce Allah onlara semâdan bir ateş gönderdi ve bu ateşle onları yaktı. Daha sonra Hz. Mûsâ Rabbine dua etti ve Allah o kişileri diriltti.

Sonra (yine de) belki şükredersiniz diye, sizi ölümünüzden sonra dirilttik. (2 / BAKARA - 56)

Musa belirlediğimiz buluşma zamanı için kavminden yetmiş adam seçip ayırdı. Bunları da 'dayanılmaz bir sarsıntı' tutuverince, dedi ki: «Rabbim, eğer dileseydin, onları da, beni de daha önceden helak ederdin. (Şimdi) İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helak edecek misin? O da Senin denemenden başkası değildir. Onunla sen dilediğini saptırır, dilediğini hidayete eriştirirsin. Bizim velimiz Sensin. Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge; Sen bağışlayanların en hayırlısısın.»(7 / A'RÂF - 155)    
  
           İbn-i Teymiyye: Kalbin en kötü hastalığı şüphedir. (Teymiyye'nin Kalp Amelleri kitabını okumanızı tavsiye ederim.)

           İsrailoğulları neden sürekli bu şekilde bir inatlaşma ve şüphe halindeler? Çünkü İsrailoğulları yıllarca Fravunun zulmü altında yaşamışlar. Sürekli başlarında bir kırbaç şıkırtısı, bir kırbaçla dürtülmeye, ezilmeye, horlanmaya alışmışlar. Kendileri seçilmiş olduklarında şımarıyorlar. İstiyorlar ki daima başlarına bir zulüm gelsin, bir ceza gelsin ki akıllansınlar. Cezadan kurtulup efendi olmayı becerememişler!.. Bizler için de geçerlidir ki bu; Allah'ı verdiği değeri anlamayarak, aşağı dereceye düşmek...

«Ey kavmim, Allah'ın sizin için yazdığı kutsal yere girin ve gerisin geri arkanıza dönmeyin; yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz.» (5 / MÂİDE - 21)

Dediler ki: «Ey Musa, orda zorba bir kavim vardır, onlar ordan çıkmadıkları sürece biz oraya kesinlikle girmeyiz. Şayet ordan çıkarlarsa, biz de muhakkak gireriz.»(5 / MÂİDE - 22)

Korkanlar arasında olup da Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: «Onların üzerine kapıdan girin. Ona girerseniz, şüphesiz sizler galibsiniz. Eğer mü'minlerdenseniz, yalnızca Allah'a tevekkül edin.» dedi.(5 / MÂİDE - 23)

Dediler ki: «Ey Musa, biz, orda onlar durduğu sürece hiç bir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burda duracağız.»(5 / MÂİDE - 24)

(Musa:) «Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır.» dedi.(5 / MÂİDE - 25)

(Allah) Dedi: «Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde 'şaşkınca dönüp dolaşıp duracaklar.' Sen de o fasıklar topluluğuna karşı üzülme.»(5 / MÂİDE - 26)

          Hatta öyle ki, akşama kadar yol alıp uyumak için konaklayıp sabah kalkınca bakıyorlar ki ertesi sabah başlamış oldukları yere geri gelmişler. Mevla, 40 sene Musa a.s'a asi olan eski nesli kaldırıyor, gerçekten itaat olacak yeni bir nesil var ediyor ...

Biz onları (İsrailoğullarını) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa'ya: «Asan'la taşa vur» diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp fışkırdı; Böylece her bir insan-topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) «Size rızk olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yeyin.» Onlar bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı. (7 / A'RÂF - 160)

Bulutları üzerinize gölgelendirdik ve size kudret ve bıldırcın (men ve selva) indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin iyisinden yiyin (dedik) . Onlar bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler. (2 / BAKARA - 57)

          Men konusunda çok rivayetler mevcut. Meallede kudret helvası diye geçiyor. Men'in anlamı ise: emek harcamadan yerden biten bitki, yer elması, mantar vs gibi...

          İmam Kurtubi; Rivayet edildiğine göre men onlara tan yerinin ağarmasından güneşin doğuşuna kadar yağmur gibi iner, kişi o gün için ken­disine yetecek kadarını alırdı. Eğer birşey saklayacak olursa o sakladığı şey bozulurdu. Bundan tek istisna Cuma günüdür. Çünkü onlar Cuma günü Cu­martesi günü için de ihtiyaçlarını alıp saklar ve bu sakladıkları bozulmazdı. Çünkü Cumartesi günü onların ibadet günü idi. Ayrıca Cumartesi günü on­ların üzerine men namına herhangi bir şey inmezdi.

Ve (yine) hatırlayın, demiştik ki: «Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek kapısından girerken 'dileğimiz bağışlamandır' deyin; (biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların (ecirlerini) artıracağız.» (2 / BAKARA - 58)

O (nefislerine) zulmedenler, emrolundukları sözü değiştirdiler. (Tevbe ettik, mânasına gelen Hıtta kelimesini alaya alarak buğday mânasında olan Hınta’ya çevirdiler.) Biz de, o zâlimlere, yaptıkları fıskın karşılığı olmak üzere, gökten bir azâb indirdik.  (2 / BAKARA - 59)

          Rivayetlere göre bu azap Tâun(kolera) hastalığı idi ki, kısa zamanda kitleler halinde ölümlere sebep olmuştur.
          İsrailoğullarının başka bir özelliği de sözleri, emirleri değiştirmek!.. Onlar sadece bir mağfiret kavramını değiştirdikleri için helak oluyorlar. Bugün bize bakalım, biz hangi sözleri - kavramları tahrif etmişiz? Bizler en başta Tevhid'i bozmuşuz. Biz değiştirmiyoruz içini boşaltıyoruz. İlah kelimesini... İlah: sözünün üzerine söz söylenmeyen, kuralının üzerine kural eklenmeyen, kendisinden başka otorite kabul edilmeyen demektir ki Tevhid'in temelidir. Biz tesbih kelimesi değil, Tevhid'in temelini bozuyoruz...Yine İslam denildiğinde herkesin anladığı İslam çok farklıdır... Orucu bozduk, zekatı bozduk vs vs.... sulandırmanın en üst zirvesini yaşıyoruz.

Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman biz ona: «Asanı taşa vur» demiştik de ondan oniki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık (ve kışkırtıcılık) çıkarmayın. (2 / BAKARA - 60)
   
          Allah azze ve cellein 12 farklı yerden su çıkartmasının sebebi; Mevla insanoğlunun, Yakub a.s'ın 12 oğlunun soyundan gelen İsrailoğullarının tabiatlarını biliyor. Birbirlerini çekemezmezlik, orası senin burası benim, sen fazla aldın ben az aldım, diye birbirlerine girmesinler diye 12 pınar fışkırtıyor Mevla...

Siz (ise şöyle) demiştiniz: «Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve soğan çıkarsın.» (O zaman Musa da) «Hayırlı olanı, şu değersiz, şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır.» demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi: (yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi. (2 / BAKARA - 61)

Sizden kesin bir söz almış ve Tur dağını üstünüze yükseltmiştik (ve demiştik ki:) «Size verdiğimize sımsıkı yapışın ve onda olanı (hükümleri sürekli) hatırlayın: umulur ki sakınırsınız.» (2 / BAKARA - 63)

Siz ise, bundan sonra da yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın üzerinizdeki fazlı (lutuf ve ihsanı) ve rahmeti olmasaydı, siz gerçekten kayba uğrayanlardan olurdunuz. (2 / BAKARA - 64)

          Bu olay Musa a.s Tûr Dağından inip kavmini buzağıya tapar gördükten sonraki levhaları kenara bırakmasından, yani ameli konuları bir kenara bıraktı. İtikâdi konularda ilerlediklerinden sonra Musa a.s "bu on emri alın ve buna kuvvetle sarılın" dedi. Aradan bir müddet geçmesiyle İsrailoğulları sanki buzağı olayı hiç yaşanmamış gibi dediler ki "bu emirler bize ağır geliyor biz bunlara uymayız".

          Tûr, icma ile -  fikir birliği-, Musa a.s'ın Allah azze ve celle ile görüştüğü dağdır. Tûr'un bir başka manası da; üzerinde ot biten dağdır. Arapça da, üzerinde ot biten, yeşil dağa tur denilmezmiş.

          Tûr'un hepsini Mevla, İsrailoğullarının üzerine kaldırıyor. Kurtubi de geçtiği üzere; yine de ısrar edip kabul etmemeleri sebebiyle Tûr'un bir parçası onlardan bir kısmının üzerine düşüyor. Altında kalıp helak oluyorlar. Diğer kısım bu olayı görünce, secdeye kapanıyorlar. Tûr'un üzerlerine düşmesinden o kadar çok korkuyorlardı ki, yanları üzere secdeye kapanıyorlar. Bu şekilde Allah'tan bağışlanma dilediler. Allah azze ve celle, onlara merhamet ederek affetti ve Tûr'u yeniden yerine oturttu.

          Peki, İsrailoğulları bundan sonra hakiki manada imana geldiler mi? Tevbelerinde sebat ediyorlar mı? Hayır. Ama şaşırmıyoruz. Depremler görüyoruz, volkanik dağların patladığını, tsunamiler, kasırgalar görüyoruz. Bizler değişiyor muyuz? Hayır. İşte diyoruz ya "zaman herşeyin ilacıdır" aynen böyle zaman her
şeye ilaç olup bir kaç gün sonra onlar da bizler gibi unutup eski hallerine geri dönüyorlar.

          Devamında Cumartesi yasağını çiğneyenleri işleyeceğiz inşeAllah...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder