11 Ocak 2013 Cuma

Siyer-i Nebi Ders Notları - 10 (İsrailoğullarının Buzağıyı İlah Edinmeleri)


Ve sizden dolayı denizi ikiye yarıp sizi kurtardığımızı ve Firavun'un adamlarını -siz seyredip dururken- boğduğumuzu da hatırlayın. (2 / BAKARA - 50)

İsrailoğullarını denizden geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar. Musa'ya dediler ki: «Ey Musa, onların ilahları (var; onların ki) gibi sen de bize bir ilah yap.» O: «Siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz» dedi. (7 / A'RÂF - 138 )

          "Bu insanlar", "Sina yarımadasında askeri bir garnizon olan Mafka'da yaşayan Mısır'lılardı. İsrailliler Kızıldeniz'i, muhtemelen şimdi ki Süveyş ili ile İsmailiye arasında bir yerden geçerek yolculuklarını o zamanlar Mısır'ın hakimiyeti altında olan yarımadanın güneyine doğru, kıyı boyunca sürdürdüler. Daha aşağılarda bakır ve zümrüt maden ocakları bulunuyordu. Bunların korunması için Mısırlılar buralara yakın yerlere bazı askerî garnizonlar kurmuşlardı. Bunlardan birisi, Mısırlıların, yarımadanın güneybatısında kalıntıları bugün bile durmakta olan büyük bir tapınak inşa etmiş oldukları Mafka'da bulunuyordu. Buna yakın başka bir yerde, Sami kavimlerinin ay tanrısına tahsis edilen başka bir tapınak da bulunmakta idi. Muhtemelen İsrailliler bu tapınağın yanından geçerken yapay bir put edinme hevesine kapılmış ve Hz. Musa'dan böyle bir istekte bulunmuşlardır.

          Bu olay, Mısırlıların kültürünün, esaretleri sırasında İsrailoğulları'nın üzerinde derin izler bıraktığını gösterir.

          Yahudileşmenin, Yahudi alametlerinin en büyük özelliği kendilerinden başka milletlere benzeme özelliğidir. Allah'a isyan eden her kavmin bozulma noktası budur. Kendi özelliklerini bırakıp komşu olan bir kavme benzemeye çalışmak.

Onların içinde bulundukları şey (din) mahvolucudur ve yapmakta oldukları şeyler (ibadetler) de geçersizdir.» (7 / A'RÂF - 139 )

           Ve geliyorlar Tih çölüne. Musa a.s "Ben Rabbim ile sözleşmek üzerine Tûr Dağına çıkacağım, 40 gece boyunca kalacağım"diyor. Kavmi "sen tek başına gidersen sana inanmayız bizi de götür". Allah'ın emri ile içlerinden 70 kişiyi kendisine şahitçi olmaları için yanında götürüyor.
           İsrailoğullarının yaptığı ilk şey, Peygamberlerinden şüphe etmek!..

Musa ile otuz gece sözleştik ve ona bir on daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a «Kavmimde benim yerime geç, ıslah et ve bozguncuların yolunu tutma» dedi. (7 / A'RÂF - 142)

Musa tayin edilen sürede gelince ve Rabbi de onunla konuşunca: «Rabbim, bana göster, Seni göreyim» dedi. (Allah:) «Beni asla göremezsin. Ama şu dağa bak; eğer o yerinde karar kılabilirse, sen de beni göreceksin.» Rabbi dağa tecelli edince, onu param parça etti, Musa bayılarak yere düştü. Kendine geldiğinde: «Sen ne yücesin (Rabbim) . Sana tevbe ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim» dedi.(7 / A'RÂF - 143)

          Musa a.s, Yüce Allah'ın dünyada görülemeyeceğini bildiği halde kendisindeki şiddetli iştiyak sebebiyle Allah'a böyle bir niyazda bulundu.Çünkü o, Allah'ın sözlerini duyunca adeta kendinin dünyada olduğunu unutmuş, ahiret ve cennet hayatına kavuştuğunu zannetmişti.

(Allah:) «Ey Musa» dedi. «Sana verdiğim risaletimle ve seninle konuşmamla seni insanlar üzerinde seçkin kıldım. Sana verdiklerimi al ve şükredenlerden ol.»(7 / A'RÂF - 144)

Biz ona Levhalar'da her şeyden bir öğüt ve her şeyin yeterli bir açıklamasını yazdık. (Ve:) «Şimdi bunlara sıkıca sarıl ve kavmine de emret ki en güzeliyle sarılsınlar. Size fasıkların yurdunu pek yakında göstereceğim» (dedik) .(7 / A'RÂF - 145)

(Allâh) Dedi ki: «Biz senden sonra kavmini deneme (fitne) den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp saptırdı.»(20 / TÂHÂ - 85)

Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Ama sonra siz, onun arkasından buzağıyı (tanrı) edinmiş ve (böylece) zalimler olmuştunuz. (2 / BAKARA - 51)

          Kurtubi de: Bu 40 gecenin Zilkade Ayının tamamı ile Zilhicce Ayının ilk 10 günü olduğu rivayet ediliyor.
          Kavmi kırk gün sayıyorlar. İsrailoğullarının ikinci hilesi,  40 geceyi; gündüzü bir, geceyi iki böylece 20 gün sonra "40 gün 40 gece dolmuş oldu, bize göre 40 gün bitmiştir. Musa'nın bize verdiği süre doldu ve gelmedi." diyorlar. Peygamberlerinin emrine uymayıp, yorum katmak!...

          Kaçarken Kıptîlerden aldıkları altınları eritiyor. Aslen altını eritirken amaçları put yapmak olmuyor. Kap kacak ve silah yapmak amacıyla eritiyorlar. İçlerinden Sâmîri diyor ki "Musa gelmediğine göre bize yalan söyledi" -kendisi heykeltıraş- altınlardan bir buzağı heykeli yapıyor ve: "İşte Musa gelseydi zaten size bunun İlah olduğunu söyleyecekti. Musa'nın da Rabbi, bizim de Rabbimiz budur" diyerek daha henüz peygamberin verdiği süre yarıdayken buzağıyı önlerine koyuyor. İsrailoğullarından 12 bin kişi sadece Harun a.s'a iman ediyor, 70 milyon kişi (sayıları ancak Allah bilir büyük bölümü)  buzağıya tapınmaya başlıyor.

(Tura gitmesinin) Ardından Musa'nın kavmi, süsleme eşyalarından böğürmesi olan bir buzağı heykelini (tapılacak ilâh) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip iletmediğini (hidayete erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler de, zulmedenler oldular..(7 / A'RÂF - 148)

Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: «Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadte bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?»(20 / TÂHÂ - 86)

Dediler ki: «Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, biz onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı.»(20 / TÂHÂ - 87)

Böylece onlara böğürmesi olan bir buzağı heykeli döküp çıkardı, «İşte, sizin de ilahınız, Musa'nın da ilahı budur; fakat (Musa) unuttu» dediler.(20 / TÂHÂ - 88)

Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?(20 / TÂHÂ - 89)

Andolsun, Harun bundan önce onlara: «Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz) . Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah) dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin» demişti.(20 / TÂHÂ - 90)

Demişlerdi ki: «Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız.»(20 / TÂHÂ - 91)

Musa kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndüğünde onlara: «Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz. Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?» dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) «Annem oğlu, bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve neredeyse beni öldürmeye giriştiler. Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla birlikte kılma (sayma)» dedi. (7 / A'RÂF - 150)

          Musa a.s'ın elindeki levhaları bir kenara bırakmasındaki hikmet şudur; Musa a.s'ın almış olduğu levhaların içerisinde çeşitli haram ve helaller vardı. İbadetler, ticaret hukuku, evlenme hukuku vs... hayatı düzenleyen emirler vardı. Fakat Musa a.s inince gördü ki kavmi henüz daha buna hazır değil. Kavmin itikâdi yönden sorunları var. Daha Allah'a inanmamış ki, kulluğu nasıl yapsın. Müfessirlerin yorumlarına göre; 10 tane levhanın içerisinde ki 6 bölüm orada kaldırılıyor. Bu 6 bölüm ibadetlerle ve sosyal hayatla ilgili olan bölümdü. Sadece geriye itikâtla ilgili olan bölümler kaldı. Çünkü İsrailoğulları daha henüz itikâtla ilgili olan sınavı geçememişlerdi.

(Musa da gelince:) «Ey Harun» demişti. «Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi?»(20 / TÂHÂ - 92)

«Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?»(20 / TÂHÂ - 93)

Dedi ki: «Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup yolma. Ben, senin: «-İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin» demenden endişe edip korktum.»(20 / TÂHÂ - 94)

(Musa yalvarıp) Dedi ki: «Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın.»(7 / A'RÂF - 151)

(Musa) Dedi ki: «Ya senin amacın nedir ey Samiri?»(20 / TÂHÂ - 95)

Dedi ki: «Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp onu atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi.»(20 / TÂHÂ - 96)

Dedi ki: «Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: «Bana dokunulmasın») deyip yerinmendir.» Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azab dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız.»(20 / TÂHÂ - 97)

«Sizin ilahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında ilah yoktur. O, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır.»(20 / TÂHÂ - 98)

Bundan sonra belki şükredersiniz diye sizi bağışladık.  (2 / BAKARA - 52)

Ve (yine) hidayete erersiniz diye Musa'ya Kitabı ve Furkanı verdik. (2 / BAKARA - 53)

Musa, kavmine dedi: «Ey kavmim, gerçekten siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen, kusursuzca yaratan (gerçek ilah) ınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu, yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır.» Bunun üzerine (Allah) tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (2 / BAKARA - 54)

           Musa a.s buzağı heykelini yakıyor. Küllerini nehre savuruyor. Herkes buzağıya tapındığını inkar ediyor. Bunun üzerine Musa a.s, herkesin sudan içmesini söylüyor. Rivayetlere göre sudan içtikleri vakit; buzağıya tapınanların dudakları ve yüzleri sapsarı olarak kendilerini belli ediyorlar. Böylelikle kimin tapınıp tapınmadığı ayrılmış oluyor.

           "Nefislerinizi öldürün" emri hakkında müfessirlerin farklı yorumları mevcut. Fakar dikkat çeken bir rivayette; buzağıya tapınanlar ve tapınmayanlar iki grup halinde karşı karşıya diziliyorlar. Musa a.s'ın emri üzerine birbirlerini öldürmeye başlıyorlar. Bu görüşe göre buzağıya tapanların kendilerini öldürmeleri ile cezalandırılma sebebi, buzağıya tapanların tapmaları esnasında münkeri değiştirmeyip bir kenara çekilmeleridir. Halbuki onlara düşen görev buzağıya tapanlarla çarpışmak ve savaşmak idi. İşte münker kulları arasında yayılıp da herhangi bir şekilde değiştirilmeyecek olursa, herkesin cezaya çarptırılması Allah'ın bir sünnetidir.

          Cerir (b. Abdullah el-Becelî) şöyle rivayet etmektedir: Rasulullah (s.a) buyurdu ki: "Bir topluluk arasında mâsiyetler işlenir de o topluluk güçlü ve onlara karşı kendilerini koruyabilecek durumda oldukları halde herhangi bir şekilde (münkeri) değiştirmez iseler, mutlaka Allah, onların hepsini kuşatacak bir ceza gönderir." Bunu İbn Mace Sünen'inde rivayet etmiştir. [İbn Mace, Fiten 20 ve Ebû Davud, Melahim 17,] Öldürme işi alabildiğine yayılıp çoğalınca, öldürülenlerin sayısı da yetmiş bini bulunca, Allah onları affetti. Bu İbn Abbâs ve Ali (r. anhum)'ın görüşüdür. Yüce Allah'ın öldürme cezasını sona erdirmesinin sebebi kendilerini öldürmek hususunda bütün gayretlerini ortaya koymalarıdır. Gerçekten de şanı yüce Allah'ın bu ümmete İslâm nimetinden sonra tevbe etmekten daha üstün verdiği bir nimet yoktur.

          "buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz. "...   Zulüm: eşyanın ait olduğu - Allah'ın onu koymuş olduğu yerden- , bir kulun haksız yere gelip onu başka bir yere koymasıdır.

          Musa a.s, 70 kişi ile Tûr Dağına çıktığında yanındakilerde aşağıdakilerden farksız davranmıyor.
          Ne yaptıkları daha sonra inşeAllah....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder