20 Aralık 2012 Perşembe

Siyer-i Nebi Ders Notları - 3 (İbrahim Aleyhisselam'ın Halka Tebliği, Putları Kırması ve Ateşle İmtihanı)


      İbrahim a.s ya eş zamanlı ya da babasından sonra kavmine tebliğ ediyor:

Hani, o babasına ve kavmine "Nelere kulluk ediyorsunuz?" diye sormuştu.(26 / ŞUARÂ - 70 )

 Onlar da: "Putlara kulluk ediyoruz" diye karşılık verdiler, "ve her zaman, kendini onlara adamış kimseler olarak kalacağız!"(26 / ŞUARÂ - 71 )

(İbrahim:) "Peki, yalvarıp yakardığınız zaman sizi işittiklerine, (26 / ŞUARÂ - 72)

yahut size fayda ya da zarar verebildiklerine (gerçekten inanıyor musunuz)?" dedi.(26 / ŞUARÂ - 73)

İbrahim a.s'ın muhteşem tebliği... Yalanlamıyor, kendileri anlamaları için sorguluyor düşünmeye sevk ediyor.(26 / ŞUARÂ - 74)

"Ama" diye çıkıştılar, "biz atalarımızı da bunu yapıyor gördük!"(26 / ŞUARÂ - 75)

(İbrahim:) "Peki" dedi, "(bu) taptığınız şeylere (başınızı kaldırıp da) hiç bakmadınız mı?(26 / ŞUARÂ - 76)

Sizler ve sizden önceki atalarınız,  (26 / ŞUARÂ - 77)

"İmdi, (bana gelince, ben biliyorum ki,) şüphesiz (bu düzmece tanrılar) benim düşmanlarımdır, (ve benim için) alemlerin Rabbinden başka (tanrı yoktur);  (26 / ŞUARÂ - 78)

beni yaratan da, bana doğru yolu gösteren de O'dur;  (26 / ŞUARÂ - 79)

ve beni yediren de, içiren de O'dur;   (26 / ŞUARÂ - 80)

ve hasta olduğum zaman beni iyileştiren,  (26 / ŞUARÂ - 81)

ve beni öldürecek olan ve sonra yeniden diriltecek olan (hep) O'dur. Ve Hesap Günü'nde hatalarımı bağışlamasını umduğum kimse de O'dur.  (26 / ŞUARÂ - 82)

"Ey Rabbim! Bana (doğruyla eğrinin ne olduğuna) hükmedebilme bilgi ve yeteneğini bağışla ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat (26 / ŞUARÂ - 83)

      Küfür toplumların veya ortamlarında Tevhid'i anlatan kişiler ilk olarak hafife alınırlar, hiç kâle alınmazlar, hiç kimse oralı olmaz, dinlemez. İbrahim a.s da topluma bu tebliği yaptığında ilk başta toplum ibrahim a.s hiç ciddiye almıyor.

      Celaleddin Vatandaş bu konu üzerine yorumunda: "Toplum şu şekilde düşünmüş olabilir; ' Herhalde İbrahim a.s kendine yeni bir put icat etti, o yüzden bizim putlarımızı kötülüyor.' Çünkü halk, İbrahim a.s'ı ilk etapta hiç ciddiye almıyor."

"Sen (bu sözle) karşımıza çıkarken tamamen ciddi misin yoksa o şakacı insanlardan biri misin?" diye sordular.(21 / ENBİYÂ - 55 )

      Şayet zannettikleri gibi İbrahim a.s da bir puta veya başka bir şeye tapıyor olsaydı seslerini çıkartmıyorlardı. Fakat İbrahim a.s putların nezdinde, sureti olarak putları inkar ettiği gibi o putları temsil eden soyut varlıkları da inkar ediyor. Daha da önemlisi; İbrahim a.s, o putları oluşturan geleneği reddediyor. Hiçbir put ve onun temsil ettiği hiç bir ilah yoktur, hepsi safsatadır, yalnızca bir tek Rabb vardır, O'da yerin ve göğün Rabb'idir. Toplumun sosyal yaşantısını irdelediğinde, örfüne ve adetine - geleneklerine - törelerine müdahale ettiği anda, o zaman toplum orda dur diyor.  Kavminin tapınmakta oldukları ay, güneş ve yıldızın uydurma olduklarını muhteşem tebliği ile belirtiyor.

 Gece onu karanlığı ile örttüğü zaman (gökte) bir yıldız gördü (ve) haykırdı: "İşte benim Rabbim bu!" Ama yıldız kaybolunca, "Ben batan şeyleri sevmem!" diye söylendi. (6 / EN'ÂM - 76) 

Sonra, ayın doğduğunu görünce, "İşte benim Rabbim bu!" dedi. Ama ay da batınca, "Gerçekten, eğer Rabbim beni doğru yola iletmezse ben kesinlikle sapkınlığa düşmüş kimselerden olurdum!" dedi.(6 / EN'ÂM - 77) 

Sonra, güneşin doğduğunu görünce, "İşte benim Rabbim bu! Bu (hepsinin) en büyüğü!" diye haykırdı. Ama o (da) kaybolunca: "Ey halkım!" diye seslendi, "Bakın, sizin yaptığınız gibi, Allahtan başkasına ilahlık yakıştırmak benden uzak olsun!"(6 / EN'ÂM - 78) 

"Bakın, ben batıl olan her şeyden uzak durarak yüzümü gökleri ve yeri var eden Allaha çevirmekteyim; ve ben Ondan başkasına ilahlık yakıştıranlardan değilim!"(6 / EN'ÂM - 79) 

«Ve (sonra) halkı onunla tartışmaya girdi. (Bunun üzerine) onlara: "Beni doğru yola ileten O iken benimle Allah hakkında hala tartışıyor musunuz?

Halk kendisinden korkuyor. Her an Ay Tanrısı Nanna'nın gazabına uğrayacak, başına musibet inecek diye... İbrahim a.s da diyor:

Ama Ondan başka ilahlık yakıştırdığınız hiçbir şeyden korkmuyorum, (zira hiçbir kötülük bana dokunmaz) Rabbim dilemedikçe. Rabbim her şeyi bilgisi ile kuşatır; peki bunu hiç düşünmüyor musunuz?» (6 / EN'ÂM - 80) 

Allahtan başka taptıklarınızdan neden korkayım, Allah size yüce katından hakkında hiçbir şey indirmemişken Ondan başka varlıklara ilahlık yakıştırmaktan korkmuyorsanız? O halde (söyleyin bana,) eğer (cevabını) biliyorsanız: İki taraftan hangisi kendini daha emin hissedebilir?(6 / EN'ÂM - 81) 

"İmana ermiş olan ve zulüm işleyerek imanlarını karartmayanlar, işte onlardır güven içinde olacak olanlar, çünkü doğru yolu bulanlar onlardır!" dedi.(6 / EN'ÂM - 82) 

      Halk ibrahim a.s'ı kınıyor, yanından uzaklaşıyor, reddediliyor, toplumdan dışlanıyor, kovuluyor İbrahim a.s için zor günler başlıyor. Herkes kendisinden kaçıyor, tebliğ etme imkanı olmuyor. Ve İbrahim a.s tebliğe devem edebilmek için putları kırmaya karar veriyor.Fakat puthanelerin önü çok kalabalık, bekçileri- rahipleri bulunuyor. İbrahim a.s insanları puthanenin çevresinden uzaklaştırmak için yanlarına gidip tebliğe başlıyor. Çünkü halk İbrahim a.s'ın başına bir bela - musibet gelmesinden korkuyorlar. İbrahim a.s tebliğe başlar başlamaz yanından uzaklaşıyorlar.

Ve (içinden:) "Allah'a yemin olsun, siz arkanızı dönüp uzaklaşır uzaklaşmaz putlarınızı yere sereceğim!" diye ekledi. (21 / ENBİYÂ - 57)

babasına ve halkına şöyle seslenmişti: "Siz neye tapıyorsunuz? (37 / SÂFFÂT - 85) 

«Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz?»(37 / SÂFFÂT - 86)

Öyleyse alemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?" (37 / SÂFFÂT - 87)

Sonra yıldızlara gözünü dikti,(37 / SÂFFÂT - 88)

«Ben, doğrusu hastayım» dedi.(37 / SÂFFÂT - 89)

bunun üzerine onlar ona arkalarını döndüler ve uzaklaşıp gittiler.(37 / SÂFFÂT - 90)

O da onların tanrılarına gizlice yaklaştı ve "Ne o! (Önünüze konulmuş nimetlerden) yemiyor musunuz?(37 / SÂFFÂT - 91)

Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?" dedi.(37 / SÂFFÂT - 92)

Sonra üzerlerine yürüyüp onlara sağ eliyle vurdu.(37 / SÂFFÂT - 93)

Ve en büyükleri dışında (putların) hepsini paramparça etti; belki dönüp (bu olup biten için) ona başvururlar diye. (21 / ENBİYÂ - 58)

      Tefsirlerde: kırmış olduğu baltasını, bırakmış olduğu büyük putun omzuna astığı rivayet edilmektedir.

(Dönüp de olanları görünce:) "Kim yaptı bunu tanrılarımıza?" diye sordular, "Her kimse, o'nun çok zalim biri olduğundan kuşku yok!"(21 / ENBİYÂ - 59)

İçlerinden bazıları: "İbrahim denen bir gencin o (tanrı)ları diline doladığını işitmiştik" dediler.(21 / ENBİYÂ - 60)

Dediler ki: «Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar.»(21 / ENBİYÂ - 61)

Bunun üzerine diğerleri koşarak o'na doğru geldiler (ve yaptığından dolayı o'nu suçladılar). ( 37 / SÂFFÂT - 94 )

(İbrahim onların yanına getirilince, o'na) "Bunu tanrılarımıza sen mi yaptın, ey İbrahim?" diye sordular.(21 / ENBİYÂ - 62)

(İbrahim:) "Bu işi, belli ki, şu yapmıştır, putların en irisi yani: ama en iyisi, siz kendiniz onlara sorun; tabii, eğer konuşmasını biliyorlarsa!"(21 / ENBİYÂ - 63)

Bunun üzerine vicdanlarına dönüp içlerinden: "Asıl zalim İbrâhim değil, bu âciz putlara ibadet edip bel bağlayan sizler, biz müşriklermişiz!" dediler.(21 / ENBİYÂ - 64)

Ama çok geçmeden yine eski düşünce tarzlarına döndüler ve (İbrahim'e:) "Bu (put)ların konuşamadıklarını kendin de pekala biliyorsun!" dediler.(21 / ENBİYÂ - 65)

(İbrahim:) "O halde" dedi, "Allah'ı bırakıp da, size hiçbir şekilde ne yararı ne de zararı dokunmayan şeylere mi tapınıyorsunuz?(21 / ENBİYÂ - 66)

«Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?»(21 / ENBİYÂ - 67)

      Putları kırmasının sebebi, tevhidi duyurmaktı. Yoksa putlar kırılmakla tüketilmez, yenisi yapılır. Önemli olan putların arka planındaki putçuluk anlayışını kırmaktır...Ve Putları kırması da Kur'an da önemsenir. Putları kırsak şayet bugün, kimseye İbrahim a.s'a verilen cezadan (imtihandan) daha fazlası verilmeyecektir....
Ve yine Atası İbrahim a.s misali, Muhammed s.a.v'in de Tarih'te unutturulmuş put kırma hadisesi bulunmaktadır. Mekke döneminde sadece gönüllerde ki putları kırmamıştır.

      Hz. Ali bin Ebu Talib, Kâbe'deki putları kırmasını şöyle anlatır: "Işıksız karanlık bir gece Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Bana Kâbe'de asılı olan putları toplamamı söyledi. Kimisini verdim, kimisini sağdan soldan ittim. Put düştü, param parça oldu. Resulullah'ın omuzlarından indim.Diğerlerini de Rasulullah yere çarparak kırdı.Daha sonra ikimiz Mekke'nin ara sokaklarından koşarak uzaklaştık." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).

      İbrahim a.s'ın putları kırma hadisesi Nemrud'un kulağına gidiyor, bardağı taşıran son damla oluyor. Nemrud İbrahim a.s ile görüşüyor ve aralarında bir tartışma gerçekleşiyor.Nemrud diyor: "Ey İbrahim anlat bakalım senin İlah'ın nedir, nasıl biridir?"

«Sırf Allah kendisine hükümdarlık bağışladığı için İbrahim ile Rabbi hakkında münakaşa eden o (hükümdar)dan haberin yok mu? Hani İbrahim: "Rabbim hayat veren ve ölüm dağıtandır!" demişti.Hükümdar cevap vermişti: "Ben (de) hayat verir ve ölüm dağıtırım!" 

      Tefsirlerde ki rivayetler de, Nemrud'un "Ben (de) hayat verir ve ölüm dağıtırım!" diyerek zindandan iki kişi getirttirip birini selbest bırakarak, işte yaşattım. Diğerinin de ölüm emrini vererek bak işte öldürdüm şeklinde gerçekleştiği kaydedilmektedir. Ve halkta:" Evet, demek ki İbrahim as'ın ilahı da bizim Nemrut'tan farksız değilmiş.Aynı işi yapabiliyorlar." diye düşünmeye başlamışken;

İbrahim: "Allah güneşi doğudan doğdurur; öyleyse sen de batıdan doğdur!" demişti. Bunun üzerine, hakikati inkara şartlanmış olan o kişi hayretler içinde kaldı: Allah (bile bile) zulüm işleyen toplumu hidayete erdirmez. » (2 / BAKARA - 258)

      Halk söylenmeye başlıyor. Nemrud çok sinirleniyor. Çünkü Ay Tanrısının çok kuvvetli olması lazım ve güneşe hükmettesi gerekiyor. Ama Nemrud bunu yapamayınca halkın gözünde otoritesi tamamen sarsılıyor. Nemrud bunu gururuna yediremeyerek, çok büyük bir ateş yakılarak İbrahim a.s'ın  o ateşte yanıp can vermesini ve ona meyledenlerde varsa -ki olmuş- bundan gözdağı almasını, hemen İbrahim'e tabii olmayı bırakmalarını murad ediyor.

      Tefsirler de bu ateşle ilgili bir çok rivayet mevcut. Genelde hep İsrailiyat'tan gelme oldukları aşikar. Doğruluğunu ancak Allah bilir.

      Nemrud aylarca odun toplattırıyor, büyükçe bir ateş yaktırıyor ve birde çok büyük bir mancınık yapılıyor. Hatta Kurtubi'de yazıyor ki: "Bu mancınığın yapılmasını iblis onlara öğretti." O kadar büyük bir ateş ki, yakıldığı zaman üzerinde uçan kuşlar yanıp aşağıya düşüyor.

      Yine başka bir rivayette: Bütün hayvanların bu ateşi söndürmek için su taşıdığı sadece zehirli keler denilen hayvanın taşımadığını, hatta Rasulullah'ında bu sebebten bu hayvanı gördüğünüz yerde öldürün çünkü o fasıktır dediği rivayet edilmiştir. Fakat sahih rivayetler değildir.

      Nemrud'un İbrahim a.s'ı ateşe atmasında ki tek gaye; otoritesinin sarsılmasıdır. Mekke'li müşrikler de olduğu gibi ve diğer peygamberlerin kavimlerin olduğu gibi baştaki müstekbirin - hükümdarın - tanrı yerine konulan, tıpkı Fravun ile Musa a.s'ın arasında olduğu gibi sadece ve sadece otorite kaygısı - rant - çıkar - çoğunluk - iktidar - makam - mevki - para - altın - ilah olma arzusu vs. vs...... Buna engel olununca ne yapmak lazım? Bu düşünceyi kökünden yakmak lazım... Çözüm ateşe atmak...

      Ve çok büyük bir ateş yakılıyor İbrahim a.s için büyük bir mancınık hazırlanıyor. Bunun hakkında da bir çok rivayetler mevcut; İbrahim a.s mancınığa bağlanırken, elleri boynuna doğru ve ayaklarını da bağlıyorlar. Kurtubi de: Rüzgar meleği ilk önce geliyor. "Ey İbrahim, bana emret. Rabbin beni gönderdi ki, bana emret rüzgarla bu ateşi söndüreyim". Fakat İbrahim a.s: "Hayır ben yardımı direk olarak Rabbim'dem bekliyorum" diyor.Sonra bulutların melekleri geliyor:"Ey İbrahim, iste -Allah'ın izniyle- yağmur yağdıralım, ateşi söndürelim." Fakat İbrahim a.s bunuda istemiyor.Daha sonra meleklerin en büyüğü gelip: " Ey İbrahim, dile benden - Allah'ın izniyle- ne istersen hemen şuan da yapacağım, iste bunların hepsini yerle bir edeyim, bu beldeyi yok edeyim". Fakat İbrahim a.s ısrarla: "Allah benim şuan da, O'nun için ateşe atıldığımı görüyor, muhakkak ki benim hakkımda ki en doğru kararı O verecektir." diyerek yardımı Allah'tan bekliyor.
Bunun üzerine İbrahim a.s, bütün belde halkının önünde, yarım milyon nüfusun önünde büyük bir mancınıkla ateşe atılıyor.

Biz de dedik ki: «Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol.» (21 / ENBİYÂ - 69)

      Kimi rivayete göre ateş, su oluyor içindeki odunlar balık oluyor. Kurtubi'de de: İbrahim a.s ateşe atıldı fakat ateşe atıldığı yer çok soğudu, ateş sıcaklık özelliğini yitirdi ve İbrahim a.s o ateşin içerisinden yürüyerek çıktı. Yine başka bir rivayette; İbrahim a.s bir ay o ateşin içerinde kalıyor, ateşi söndürdüklerinde İbrahim a.s'ın namaz kılar vaziyette olduğunu görüyorlar. Doğrusunu ancak Allah bilir...

      Biz şunu biliyoruz ki, Rabbim emretti ki:  «Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol.»

      Teslimiyet!... Sen eğer Allah'a teslim isen, gerçekten Allah'ın rızasını güdüyorsan, bütün niyetin sadece Allah'ı razı etmek ise, niyetin halisâne ise, ALLAH senin için ateşi bile esenlik kılabilir....

      İşte İbrahim a.s; Teslimiyette, Tevhid'de, insanlıkta önder... Tek başına Ümmet!.. Günümüzde 1,5 Milyar olarak Ümmet olamayışımızın sebebi nedir acaba?

      Ümmet demek: İnsanın kendisine verilen görevi yerine getirmesi, tevhidi duyurması  demektir. Tevhid'i ilan etmek; Ümmet olmak, Tevhid çatısı altında toplanmak demektir...

***

      İbrahim a.s tıpkı onun soyundan gelen son nebi Muhammed s.a.v. gibi hayatında bir hicret yaşıyor... Ateş, bir sonun başlangıcı oldu... İbrahim a.s iman edenler oluyor. En başta karısı Sâre, yiğeni Lût a.s ve birkaç iman eden ile beraber Allah'ın emri üzerine:

(İbrahim,) "Ben" dedi, "(bu toprakları terk edeceğim ve) Rabbim beni ne tarafa sevk ederse oraya gideceğim!" (37 / SÂFFÂT - 99)

      Allah'ın, Hicret emri üzerine İbrahim a.s, o güne kadar yaşamış olduğu ve tevhid akidesini tebliğ etmiş olduğu Ur Şehrini terk ediyor... Peki nereye gidiyor?

      Önce Harran'a ardından Ürdün'e gidiyor. Tabii ki yine gittiği beldelerde tebliğ ediyor. Ürdün'de bir süre kaldıktan sonra Mısır'a geçiyor. Mısır'da Fravunla karşılaşıyor ki bu Fravun Musa a.s zamanında ki değildir. Mısır'ın hükümdarlarının genel adı Fravundur. O dönemdeki Mısır hükümdarıyla karşılaşıyor.

      İbrahim a.s Mısır'ın da, Ur şehri gibi putperest olmaları sebebiyle orda da büyük sorunlar yaşıyor.
Bununla ilgilide çok rivayetler mevcut. Fakat sahih, sağlam değiller. Sadece bir olay olarak şunu aktaralım: Fravun İbrahim a.s eşi Sâre'ye kötülük yapmak istiyor, Sâre validemizin teslimiyeti üzerine Allah azze ve celle Fravundan koruyor. Fravun, onun muzice ile kendisinden korunduğunu görünce onu selbest bırakıyor ve hediye olarak bir de câriye - köle veriyor. Kim bu köle? Hz. Hâcer...

      Sâre validemizin çocuğu olmuyor ve kendisine hediye edilen bu Hâcer'i kocası İbrahim a.s ile evlenmesini istiyor, nikahlıyor. İbrahim a.s Mısır'dan yola çıkıyor Filistin'e yerleşiyor.

      İşte bugün; İsrailoğulları-Yahudilerle Müslümanlar arasındaki Filistin'in paylaşılamazlığı bu yüzdendir.Onlar diyor bizim atamız İbrahim'in yeri, biz diyoruz ki hayır senin nerden oluyor o Müslümanların atasıdır. Veya onlar diyor ki; burası bize vâdedilen topraklar,biz diyoruz ki hayır burası Müslümanların beldesi...

      İbrahim a.s'ın belli bir süreye kadar yaşayacağı yer Filistin. Buraya yerleştiğinde  Allah'ın emri ile yanında bulunan yiğeni Lût a.s da bir başka yakın şehre Sodom'a Peygamber olarak gitmek üzere yola çıkıyor. Böylelikle İbrahim a.s'dan ayrılarak Sodom şehrine gidip tebliğe başlıyor. Lût peygamberin hayatına girmeden İbrahim a.s ile devam ediyoruz.

       İbrahim a.s'ın yaşı ilerlemiş, 80 küsür yaşlarında henuz bir çocuğu yok iken Rabbine dua ediyor:
 «Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) bağışla.»(37 / SÂFFÂT - 100)

İbrahim a.s'ın Filistin'de kaldıkları süre içerisinde Hz.Hâcer hamile kalıyor ve dünyaya  Hz.İsmail'i getiriyor... İbrahim a.s İlerleyen yaşında bir oğul ile müjdeleniyor.

"Bunun üzerine ona (kendisi gibi) yumuşak huylu bir erkek çocuk müjdeledik." (37 / SÂFFÂT - 101)

       Rivayete göre, Sâre validemiz Hâcer ile İsmail'i pek istemiyor. İbrahin a.s'a yanından başka bir beldeye götürmesi için baskı yapıyor ki,  hiç bir adımını Allah'a itaatkar olmadan atmayan bir peygamber olan İbrahim a.s sadece Sâre validemizin sözüyle onları başka beldeye götüreceği umulmaz.. Allah'ın vahyetmesi üzerine Hâcer validemiz ile İsmail a.s'ı devesinin hörgücüne alıp düşüyorlar beraberce yollara. Yine İbrahim a.s Allah'tan gelen emir ile Hâcer validemiz ile İsmail a.s'ı Mekke'nin bulunduğu - o zaman Kâbe yok - tarih kitaplarına göre; sağından solundan, topraklarını sellerin alıp götürdüğü o günkü haliyle biraz yerden yüksekçe bir tepe şeklinde olan Allah'ın mukaddes vadisinesine getiriyor. Ekinin, suyun, hiç bir insanın bulunmadığı yere onları bırakıyor. Yanlarına bir tulum içerisinde su ve içerisinde hurma bulunan da bir çıkın bırakarak yeniden Filistin'a dönüyor. Hâcer validemiz etrafına bakıyor, İbrahim a.s giderken devenin yularından tutuyor ve diyor ki: " Ey İbrahim! Bizi bırakıp nereye gidiyorsun." İbrahim Peygamber konuşmuyor. Zekeriyya a.s da olduğu gibi susma orucu tutuyor hiç cevap vermiyor. Daha sonra Hâcer validemiz peşinden koşup tekrardan devnin yularından tutuyor: "Ey İbrahim! Bizi buraya bırakmanı, sana Rabb'in mi emretti?" İbrahim a.s evet mahiyetinde kafasını sallıyor. O zaman devenin yularını bırakıyor ve "Git ey İbrahim" diyor..."Muhakkak ki Rabbim bizi asla zayi etmez, asla zulmetmez."  (SubhanAllah....)

      İbrahim a.s onlardan biraz uzaklaştıktan sonra şöyle dua ediyor:
 "Ey bizim Rabbimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını senin kutsal mâbedinin yanında, ekin bitmez bir vâdide yerleştirdim. Ey bizim Rabbimiz! Namazı gereğince kılsınlar diye böyle yaptım. Ya Rabbî! Artık insanların bir kısmının gönüllerini onlara doğru yönelt, onları her türlü ürünlerden rızıklandır ki Sana şükretsinler."(14 / İBRÂHÎM - 37)

      Muhteşem bir tevekkül anlayışı... İbrahim a.s biliyor ki, eğer Allah azze ve celle insanların kalbine Hâcer ile İsmail'i koymazsa orada onları börtü böcek yer, hiç kimse onları bulamaz.

El-Lâtif: Allah bize bir hediye, bir lutuf gönderdiği zaman önce Allah'a hamd etmemiz gerekir. Çünkü Allah onu karşıdaki kişinin kalbine bizi koymasaydı, biz onun aklına gelmezdik. Bizi onun aklına getiren de Allah... Bizi onun kalbine koyan da Allah... İşte İbrahim a.s bunu bildiği için insanlardan bir kısmının kalbini onlara meylettir ve katından onlara rızık ihsan eyle...diyor. Çünkü rızkı veren Allah'tır... Öyle de bir rızık veriyor ki Mevla, bugün ondan biz bile rızıklanıyoruz...

"Ey bizim Rabbimiz! Biz ister gizleyelim, ister açığa vuralım, yaptığımız her şeyi bilirsin. Zaten göklerde ve yerde Allah’a gizli kalan hiçbir şey yoktur." (14 / İBRÂHÎM - 38)

      Gelelim Hâcer validemize... Bugün ki zemzem kuyusunun bulunduğu yere İsmail' as'ı bırakıyor ve Merve İle Sefa tepelerine çıkarak, acaba yüksekten ilerilerde bir kavim veya su görürmüyüm diyerek yedi kere Merve'den Sefa'ya, Sefa'dan Merve'ye koşturuyor. Hatta eteklerini toplayarak koştuğu rivayet edilmektedir. Bu arada İsmail as.'ın yattığı - oturduğu veya emeklediği yerden ayağıyle toprağı eşelerken oradan bir su fışkırıyor. Hâcer validemiz, İsmail a.s 'ın yanına geldiği zaman bu suyun fışkırırken ismail a.s'ın onunla oynadığını görüyor rivayetlere göre. Bunun üzerine Hâcer validemiz su akıp giderken, etrafını toprakla kapatmak isterken  "dur dur!" anlamına gelen "zem zem" gitme diyor. O suyun etrafında yaşamaya başlıyorlar. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra Yemen'li bir kabile, bunların da 2. Cürhüm kabilesi olduğu rivayet ediliyor ki bu beldeye geliyorlar. Nasıl geliyorlar? Bunlar zaten Mekke'nin dağlık bölgelerinde yaşayan kavimlermiş. Suyun üzerinde hayvanların uçuşmaya başlaması ile su olduğunu hissederek oraya geliyorlar. Görüyorlar ki Hâcer validemiz o suyun sahibi, kendisinden yerleşmek için izin alıp oraya yerleşiyorlar. Ve oranın belde halkı oluyorlar.Hâcer validemiz ve İsmail a.s'da onların arasında büyüyor. Fakat İbrahim a.s, ara ara bıraktığı emanetleri kontrol için geliyor.

      Bu arada bir gün, üç tane delikanlı İbrahim a.s'ı ziyarete geliyor. Hz. İbrahim hemen onlara bir buzağı kızartması istiyor Sâre validemizden.

      Daha öncede belirtmiştim Halilullah ismini alırken de bahsetmiştik ki İbrahim a.s çok cömert bir peygamber. Yine rivayettir ki, önüne sofra konulduğu zaman bir misafir olmadan asla elini uzatmazmış. Bugün ki bizlerin geldiği noktaya baktığımız da kapımız çalınacakta misafir gelecek diye korkar olduk. Misafir geleceği zaman bir hafta öncesinden hazırlık yapıyoruz. Çünkü hayatı kendimize zorlaştırmamız dan kaynaklanıyor.

      Şahsına münhasır olarak yine hemen ikram da bulunulması istiyor. Fakat delikanlılar buzağıya hiç ellerini sürmüyorlar. İbrahim a.s bu durumdan işkilleniyor çok rahatsız oluyor. Anlıyor ki onlar insan değil ve bu sefer başlıyor korkmaya. Bu meleklerin gönderilişinin bir azap için olduğunu farkeder bu yüzden çok kokar. Melekler "korkma Ey İbrahim, çünkü bugün biz seni müjdelemek için geldik." derler.

Ve Gerçek şu ki, İbrahim'e (semavi) elçilerimiz müjdeyle geldiler, (ve) "Selam olsun!" dediler; o da (onlara): "(Size de) selam olsun!" diye karşılık verdi ve sonra da onların önüne kızarmış bir buzağıyı getirip koymakta gecikmedi. (11 / HÛD - 69) 

Fakat ellerinin yemeğe gitmediğini görünce onların bu davranışı tuhafına gitti; onlardan yana içine bir korku düştü. (Ama) onlar: "Korkma! Biz Lut kavmine gönderildik" dediler. (11 / HÛD - 70)

Ve (yanlarında) ayaküstü bekleyen karısı, orada öyle (sevinçle) gülümsüyordu; işte bu haldeyken o'na İshak'ı(n doğumunu) müjdeledik ve İshak'ın ardından da (o'nun oğlu) Yakub(un doğumunu). (11 / HÛD - 71)

"Vah bana!" dedi, "Ben yaşlı bir kadın, kocam da yaşlı bir adam iken, hala çocuk mu doğuracağım? Doğrusu, yadırganacak bir şey bu!" (11 / HÛD - 72)

Dediler ki: Allah'ın işine mi şaşarsın ey evin hanımı? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizedir. Muhakkak ki O, Hamid'dir, Mecid'dir. (11 / HÛD - 73) 

Böylece İbrahim'in korkusu geçtikten ve kendisine (sözü geçen) müjde verildikten sonra Lut kavmi hakkında Bize yakarmaya başladı; (11 / HÛD - 74)

çünkü, İbrahim ince ruhlu, yumuşak başlı, çok içli, merhametli ve dönüp dönüp Rabbine yönelmek, O'na yakın olmak isteyen biriydi. (11 / HÛD - 75)

(Elçiler:) "Ey İbrahim, vazgeç bu yakarıdan!" dediler, "Rabbinin hükmü bir kere gelmiş bulunuyor: artık onlara geri çevrilmez bir azap vaki olacak!"(11 / HÛD - 76 )

      Bu müjde ile İbrahim a.s, ikinci oğul İshak ile müjdeleniyor. İshak'ın kelime manası, İbranice de Yashak; gülüyor demek. Neden gülüyor ismi konulmuş? Annesi İshak'la müjdelendiği zaman gülerek yanaklarına vurduğu için ona gülüyor manasında İshak ismi konuluyor. İshak a.s Filistin de yaşar orada hayatını orada sürdürür. İsmail a.s arapların atası olur Mekke'de hayatını sürdürür...

"Hamd olsun Allah’a ki, hayli yaşlı olmama rağmen, bu ihtiyarlık halimde İsmâil ve İshak’ı bana ihsan etti. Şüphesiz ki Rabbim duayı kabul buyurur."(14 / İBRÂHÎM - 39)

-"Ya Rabbî! Beni de, neslimi de namazı devamlı olarak ve gereğince kılan kullarından eyle! Duamı, lütfen kabul buyur Ya Rabbi!"(14 / İBRÂHÎM - 40)

"Ey Rabbimiz! Beni, annemi, babamı ve bütün müminleri kıyamet günü affeyle."(14 / İBRÂHÎM - 41)

***

      Ve bir rüya görüyor İbrahim a.s. Üç gün üst üstte oğlu ismail'i rüyasında boğazladığını görüyor. İlk gördüğünde , evlat boğazlamak kolay bir iş olmadığı için itibar etmiyor. İkinci kez aynı rüyayı görünce bekliyor ve üçüncü kezde aynı rüyayı görünce İbrahim a.s artık bunun Allah'tan gelen bir emir olduğunu anlıyor. Tabii ki İbrahim a.s'a yakışan bir hareketle oğlunu boğazlamak- kurban etmek üzere bu işe teşebbüs ediyor.

Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona) : «Oğlum» dedi. «Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken görüyordum. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.» (Oğlu İsmail) Dedi ki: «Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın.» (37 / SÂFFÂT - 102)

      Daha önce de, değişmiştik iki baba örneği: bir İbrahim a.s'ın babalığına bakalım birde babası Azer'in babalığına. İkiside oğullarını çok sevmelerine rağman Azer putları için ondan uzaklaşıyor. İbrahim a.s da Allah için oğlunu kurban ediyor...

Sonunda ikisi de (Allah'ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı;  (37 / SÂFFÂT - 103)

      Meşur rivayetler vardır: Bıçak İsmail a.s'ı kesmez, tekrar dener  kesmez üçüncü kezde keşmeyin İbrahim a.s Allah'a asi olmaktan, Allah'ın emrini yerine getirememekten korkar ve bıçağı taşa vurunca o kadar keskinki ateş çıkıyor.

Biz ona: «Ey İbrahim» diye seslendik. (37 / SÂFFÂT - 104)

«Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Hiç şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.»(37 / SÂFFÂT - 105)

Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.(37 / SÂFFÂT - 106)

Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik. (37 / SÂFFÂT - 107)

Sonra gelenler arasında da ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. (37 / SÂFFÂT - 108)

İbrahim'e selam olsun. (37 / SÂFFÂT - 109)

Bu büyük imtihanın akabinde İbrahim a.s'a nasıl bir mükafat veriliyor. Allah'ın beytini inşaa etme görevi ihsan ediliyor.

Hani Evi (Kâ'beyi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kıldık. «İbrahim'in makamını namaz yeri edinin», İbrahim ve İsmail'e de, «Evi'mi tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rükû ve secde edenler için temizleyin» diye ahid verdik. (2 / BAKARA - 125)

Hani İbrahim: «Rabbim, bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır» demişti de (Allah:) «Küfredeni de az bir süre yararlandırır, sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o» demişti. (2 / BAKARA - 126)

İbrahim, İsmail'le birlikte Evin (Ka'benin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti:) «Rabbimiz bizden (bunu) kabul et, şüphesiz, Sen işiten ve bilensin»; (2 / BAKARA - 127)

«Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (müslümanlar) kıl ve soyumuzdan da sana teslim olmuş (müslüman) bir ümmet (kıl) . Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin.» (2 / BAKARA - 128)

«Rabbimiz, içlerinden onlara bir peygamber gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.» (2 / BAKARA - 129)

Kendi nefsini aşağılık kılandan başka, İbrahim'in dininden kim yüz çevirir? Andolsun, biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de o salihlerdendir. (2 / BAKARA - 130)

İbrahim a.s'ın hayatını burada bitiriyoruz. Ne zaman, nerede öldüğünü bilinmemektedir, Allah-u Alem(Allah bilir)...

Yaşantısından Yola Çıkarak İbrahim a.s'ın Bize Örnekliği, Öğretileri Nelerdir?
1. Allah azze ve celle eğer ki bir kuluna ileriki yaşlarında üstün bir görev bahşedecekse, eğer ki onu İslam'a kazandıracaksa, o kulunu küçük yaştan itibaren koruma altına alır.Onu korur Mevla. Öyle hayatlar vardır ki, aslında çamura batmaya bir adım kalmıştır ama bir şekilde  o çocuk hep koruur ve büyüdüğünde o çocuğun İslam'a kazanıldığını görürsünüz. Bu bilgi bizi Dua'ya çıkarır. Bu korumayı çocuklarımız, kardeşlerimiz, yiğenlerimiz için istemeliyiz. "Ya Rabbi! Ben biliyorum ki, Sen ileri de üstün görev vereceğin kullarını korursun. Ya Rabb'i benim çocuklarıma da - kardeşlerime de- yiğenlerime de üstün görevler nasip et onları da koru." veya görevden ziyade "Onları muhafaza et, onları küfrün bataklıklarından koru"...

2. Toplumun hepsi, kafir, müşrik veya küfür içinde olsa dahi bir tek hakiki mü'min bütün topluma yeter ve ona kâfi gelir. Topluma uymamalıyız koyun gibi... Ve şunu görüyoruz kalabalığın görüşü her zaman doğru görüş değildir.İbrahim as gördük Hükümdarı ki böyle büyük mimariler yapabilen halkın arasında Aydın, elit tabaka insanlar çoğunlukta olsa gerektir, yine bu toplumun bir hekimi-doktoru vardır. Ne olursa olsun, taki bütün toplum küfür üzerinde yürüse bile, bizler tek olarak, fert olarak düzgün bir akideye, düzgün bir mü'min anlayışına sahip isek Allah bize kâfi gelir ama DÜZGÜN MÜ'MİN olursak...

3. Tebliğ yöntemi...
a.İlk önce evin içine.
b. Yumuşak huyluluk ile muhatab red etse dahi hidayeti için dua etmek.
c. Tebliğe kalkışmadan kendi çizgimizi öğrenmek. Kendi çizgisinden taviz vermeden, plana göre dam denecek yerde kapı, kapı denecek yerde dam demeden.
d.Akıllıca, hikmetli şekilde, fazla uzatmadan, tartışmaya mahal vermeyecek şekilde kısa ve öz, düşünmeye sevk edecek uslub ve tarzda tebliğ etmek.

4.Teslimiyet ve Tevekkül... Allah'ı kendine veli kılmak. Bu insana ne kazandırır? İbrahim a.s'a ateşi serin kıldı. Allah'a güvenen kişinin sırtı yere gelmez.

5. Bir ömür (can, nefis, çocuk, eş) Allah'a nasıl feda edilir, İbrahim a.s bunun en güzel örneğidir. Allah'a kurban olmayan ahlaka, sende kurban olma...

6. Allah azze ve celle kendisi için fedakarlıklar yapanlara, büyük mukafatlar ve şerefli görevler, rızıklar ihsan eder.

7. İbrahim a.s bizlere duayı, duanın gücünü öğretiyor. Duanın ufkunun açılması, genişletilmesi gerektiğini öğretiyor. Kendi için, çocukları için, daha gelmemiş zürriyeti için dua ediyor.

~ ~ ~ 

«Ey Rabbim, beni, anamı, babamı, îman etmiş olarak evime giren kimseleri, (kıyamete kadar gelecek) erkek mü'minleri ve kadın mü'minleri Sen bağışla. Zalimlerin helakinden başka bir şey'ini de artırma». (71 / NÛH - 28)  

      Ya Rabbim!.. Okudukarımızı anlamayı- kavramayı - akletmeyi ve yaşayabilmeyi nasip eyle...

      Rabbim bizleri kendisine hakiki manada kurban olanlardan kılsın. İslam'a kurban olmayı nasip eylesin. İslam dışı bütün herşeyi hayatımızdan çekip alsın. Rabbim sen bizleri düzelt, Rabbim sen bizleri düzelt, Rabbim sen bizleri düzelt... (Amin ecmain inşeAllah)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder