15 Aralık 2012 Cumartesi

Siyer-i Nebi Ders Notları - 2 (İbrahim Aleyhisselam Nasıl Bir Kavme Gönderilmişti?)


      İbrahim a.s'ın örnek davetini, tevhid mucadelesini ve İbrahim peygamberin bu tevhid mucadelesini, nasıl bir toplum içerisinde yürüttü? Bizim zennettiğimiz gibi hiç birşeyden anlamayan, dağlarda yaşayan, koyun güden zaten birşeyden haberdar olmadığı için aya, güneşe, yıldıza tapan insanlar mıydı bunlar? Kolay mı oldu İbrahim a.s'ın tevhid mucadelesi? Yoksa tam  tersi o günki insanlarda aynı bu günki insanlar gibi bilgili, kendi çaplarında kültürlü insanlar mıydı bunu göreceğiz inşeAllah....

      İbrahim a.s Halilullah lakabını almış bir peygamberdir. Allah'ın dostu lakabını almıştır. Rivayetlere göre bunun da iki nedeni vardır:
      Birincisi; İbrahim a.s Allah'a çok itaat eden, Allah'ı çok seven hatta Allah'a olan sevgisinden dolayı ona en sevgili olan ki, 80-90 küsür yaşından sonra bahşedilen evladını Allah O'na vahyettiği için gözünü kırpmadan kurban etmeye gidecek kadar Allah sevgisi olan bir peygamberdir. Bütün sıkıntısını, derdini direk Allah'a açan bir peygamber olduğu için bu lakabı almıştır...
      Bir diğer rivayet ise; İbrahim a.s çok cömert ve asla insanlardan bir şey talep etmeyen bir peygamberdi.Sofrasında bir misafir olmadan yemeğini yemez ve Halil İbrahim sofrası -  Halil İbrahim bereketi buna ithaf edilir. Gelen misafirinin sadece karnını -  midesini değil gönlünü de doyurmadan bırakmaz imiş ki, mü'mince ikramın ve misafirperverliğin en makbulü de bu olsa gerek...

      İslam davetinin öncülerindendir, tevhid mucadelesini gerçekten çok büyük çabalarla yaşamaya çalışmış, tek başına Ümmet olan bir peygamberdir.
      Rivayete göre; İbrahim a.s 10 sahife verilmiştir.

      Kur'an'ı Kerim'de, bire bir örnektir denilerek ifade edilen iki peygamberden biridir. Birisi Muhammed s.a.v, diğeri de İbrahim a.s'dır : "Gerçekten İbrahim'de ve ona uyanlarda sizin için güzel bir örnek vardı..... "60 / MUMTEHİNE - 4 

      İBRAHİM A.S'ın GÖNDERİLDİĞİ KİLDANİLER-KELDANİLER KAVMİNİN GENEL DURUMU:
  İbrahim a.s'ı hayatından önce yaşamış olduğu çağı ele alalım.

   
      Yaşadığı dönem Konusunda farklı rivayetler bulunmakta fakat tarihçilerin üzerinde ittifak ettikleri bilgiye ve arkeolojik kazılardan edinilen bilgilere göre İbrahim a.s, Sümer şehir devletlerinden biri olan Ur Şehrine, Keldaniler'e gönderilmiştir. Mezopotamya dediğimiz bölgenin alt kısmında kalan bir şehirdir.Sümer İmparatorluğu, ufak ufak şehir devletlerinden oluşmuştur. Ur Şehrini bazıları Urfa'ya çevirmişlerdir. Direk Urfa olmasa da ateşe atıldıktan sonra ki yolculuğunda uğramış ve tebliğ'de bulunmuş olma ihtimali daha yüksektir. Ur Şehir Devleti de Sümer İmparatorluğuna bağlı küçük bir devlettir. Halkı, uzak şehirlere ticaret yaparak geçimini sağlayan ve bu yapmış oldukları ticaretlerin sonucunda çok zenginleşmiştir. Yaklaşık olarak yarım milyon nüfusa sahip. Ur Şehrinin büyük bir kesimi çok zengin insanlardan oluşmakta. Zenginlikleri de yine yapılan arkeolojik kazılardan, mezarlardan çıkan mücevherattan anlaşılıyor. Arkeologlar yaptıkları kazılarda çok büyük mezar evler buluyorlar, içerisinden bugün için bile çok önemli sayıda gümüş, altın ve çok değerli ziynet eşyaları bulunuyor. Yani Ur Şehri çok zengin, halkı maddi ve ekonomik yönden refah içerisinde, yaşamış oldukları çağ içerisinde üstün bir medeniyet içerisinde bulunan bir toplum.

      Milattan önce 4000'li yıllarda yaşamış olan bu şehre ait, iki katlı çok ve geniş odalı evler bulunuyor. İlginç olan bu evlerin içerisinde mutlaka en büyük oda puthane odası, içerisine putlarını koydukları bir odaları ve ölen ev halkıda o putun yanına gömülüyor. O gün için sırf evlerde putlar yok. Her ailenin kendine özel bir putu olduğu gibi her mahalleye özgü bir puthane var, o puthanenin içerisinde de çok sayıda put bulunuyor. Yine yapılan kazılarda sadece bir mahallede sayıları 5 bini bulan putçuklar bulunmuş.İbrahim a.s babası da böyle bir puthanenin bekçisi, rahibi. Ur Şehri halkı, kendi çapında çok dindar halk, evlerinde bile ibadethaneleri - puthaneleri var. Ve bu halk milattan önce 4000'li yıllarda iki katlı çok ve geniş odalı ev yapan bir mimariye sahip ve yine ticaret yapan bir halk dünyevi açıdan cahil bir halk olmasa gerek.

      Bahsetmiş olduklarımız ailelere ve mahallere ait putlardı. Bir de tabii bu putların en büyük tanrısı olması lazımdır ki, en büyük tanrıları Ay Tanrısı Nanna... Adı Nanna. Sümer İmparatorluğunun en büyük baş tanrısı.


      Bizim bildiğimiz bugün uydumuz olan Ay olan Nanna için, Ur şehrinde çok büyük bir tapınak inşaa ediliyor. Bugün ki piramit tarzı bir tapınak. Bu tapınağın en üstünde tavanları altından, duvarları mavi tuğlalardan olan çok büyük bir oda yapılıyor. Bu oda da Nanna'nın yatak odası olarak adlandırılıyor. duvarları 46'ya 66 metre, tepeside 12 metre genişliğinde büyük bir oda yapılmış.


      Yine buna benzer bir diğer tanrı da, komşu şehir Babil'de Güneş Tanrısı Marduk... 


Bunun içinde büyük bir tapınak yapılmış, bu tapınağında tavanları altından, duvarları mavi tuğladan son derece görkemli sadece Nanna ve Marduk burada uyusunlar diye bu kadar mimari bir yapıyı, halk inşaa etmiş.

      Peki Nemrud kim? Burası önemlidir. Tevhidin ne olduğunu anlatır. 
   
      Ay Tanrısı Nanna'nın yeryüzündeki cesedi-sureti bir put yapmışlar, fakat bunu Nanna olarak görmüyorlar. Bu sadece Nanna'nın yeryüzündeki sureti sayılıyor ve tapınakta duruyor. Put konuşamadığı, kendini ifade edemediği, isteklerini ve kurallarını halka söyleyemediği için; Kral yani Nemrud otomatikmen Ay Tanrısı Nanna'nın sözcüsü hükmündedir.Kral, Nanna ile özdeşleşmiş, onda yok olmuş yani bir nevi tanrının yeryüzündeki insan versiyonu haline gelmiştir. Tanrı ile özdeşleşmiş olan Kralın buluşmaları için yılda bir kez toplanılıp büyük ayinler, törenler düzenlerlermiş. Tanrı Krala isteklerini söylüyor oda bu istekleri halka söylüyor. Tanrının yeryüzündeki sözcüsü Kral olduğu için bütün ülkenin sahibi konumundadır. Bu yüzden "Ben sizin Rabbinizim" diyor. 

      Halkın geliri üçe bölünüyor. Fakat üç eşit parçaya değil. Halkın gelirinin üç parçaya bölündüğünde, en büyük parça Ay Tanrısı Nanna'ya ait. Yani Krala ait. Ortadaki ikinci büyük pay da, diğer tapınaklardaki putların. Tabii buda bekçileri-rahiplerin hakkı oluyor. Azer, İbrahim a.s babası da bu rahiplerden birisi. En küçük pay ise halkın kendisinin. Her zaman olduğu gibi uyutulan ve sömürülen halk zararlı durumdadır.
Kral, Ay Tanrısı Nanna'nın gölgesi olduğu için kendisi Mâlik ve Rabb zannediyor. Bu sebepten Kur'an: Allah'tan başka ortaklar, eşler edinmeyin... Mâlik, Rabb, İlah o yüzden sadece Allah'tır diyor...

      Halk, Kral'ın otoritesine karşı gelir mi? Hayır. Çünkü o Tanrı'nın emrini uyguluyor. Hatta Tanrı'nın yansıması yeryüzünde. O yüzden Kral'a itaat, kayıtsız şartsız mutlak Krala ait... Kral'a yapılan herhangi bir hayır kelimesi, direk Baş Tanrı'ya Nanna'ya yapılmış gibi kabul ediliyor.

      Kral'ın yani Nemrud'un en önemli faaliyeti, Baş Tanrı adına halktan bağış toplamak. Her yerde aynı dava; Nemrud'da aynıydı, Fravun'da, Ebu Cehil'de, bugünkilerde....

      Yapılan kazılarda Güneş Tanrı'sı Marduk'un eşyalarına ulaşılmış, Babil kulesinde ki o günün şartlarıyla muhteşem bir yapıdır. Güneş Tanrı'sı adına yapılan taht, masa ve iskemlenin toplam ağırlığı 23 bin 7 yüz kilogram saf altından yapılmış. Ülkenin bu tanrılara verdiği önemide 23 bin 7 yüz kilogram saf altından anlamak mümkündür. Radikal putperest bir toplum.Diğer peygamberlerde olduğu gibi şirke bulaşmış, hatta boylu boyunca şirke batmış putperest bir topluma gönderilmiş. O din bütün hayatlarını sarmış, artık insanlar öyle olmuşlar ki beyinleri uyuşmuş, uyutulmuşlar, çağlar boyu uyuyan insanların uyanması o kadar kolay almasa gerek.

      Hani hep kendimizi temize çekiyoruz ya, "bu zamanda bizim işimiz çok zor" bunu hepimiz diyoruzdur. Peygamberler bu işi yapmış ama şimdi daha zor. Evet zor... Ama İbrahim a.s'ın ki daha zor... İbrahim a.s'ın tevhid mucadelesi ile bizim tevhid mucadelemiz arasında (ne kadar mucadelemiz olduğu tartışılır olsada) dağlar kadar fark vardır.Zannediyor muyuz ki o kadar putçuluğun arasında ve babası rahipken geçimi kolay olsun...

      İşte İbrahim a.s böyle bir topluma peygamber olarak gönderildi...

      "Gerek İbrahim peygamber ve gerekse diğer peygamberlerde göreceğimiz ayette bulunmayan bilgiler; müslüman olan veya olmayan tarihçilerin verdikleri bilgiler, rivayetler hepside tartışmaya açık bilgilerdir. Doğruluklarını ancak Allah bilir... Ama en doğru bilgi ayetin bize verdiği bilgidir..."

      İBRAHİM A.S'ın DOĞUMU ve RİSALET GÖREVİ:
      İbrahim a.s doğumuyla ilgili İslam Tarihçilerinin naklettiğine göre Allah-u Alem;
 Nemrud'un yanında bulunan kâhin ve muneccimler, rivayetlere göre görülen bir rüya sonucunda diyorlar ki: "Ey Nemrud! Bir erkek çocuğu dünyaya gelecek ve senin tahtını elinden alacak" tarzında bir benzerinin Musa a.s'da olduğu gibi bildiriyorlar. Bunun üzerine Nemrud, ülke çapında bir emir veriyor. Bütün hamile kadınlar toplanacak, doğum yapanların oğulları öldürülecek kızlar bırakılacak. Daha da ileri gidiyor Nemrud, "Ben emredinceye kadar hiçbir erkek karısına yaklaşmıyacak." Bu emir de Tanrı'nın emri olarak görülüyor.
Fakat Allah'ın hikmetiyle - dilemesiyle Azer, hamile olan karısını şehrin dışında bir mağaraya kaçırıyor. Orada İbrahim'in annesi, O'nu dünyaya getiriyor.Azer, İbrahim a.s belli bir yaşa gelinceye kadar onu şehre getirmiyor. Tabii ki bu tarihi bilgidir doğrusu Allah-u Alem...

      "Zorlama bir anlayış ile tasavvuf'ta Azer'in amcası olduğunu ifade ederek baba kavramını değiştirirler. Oysa ki Kur'an'da; aile bireyinden birinin  puta tapan veya inkar eden olması örneği tek İbrahim a.s değildir. Nuh ve Lut a.s'ın eşleri, yine Nuh a.s'ın oğlu gibi örnekler bulunduğu gibi, Fravunun karısı Hz.Asiye gibi iyi örneklerde bulunmaktadır. İman akrabalığa, soya bakmadığı gibi falanın filanın yakını olmakta cenneti garantilemek değildir..."

      İbrahim a.s artık büyüyüp, çeşitli ihtiyaçlar için onu şehre götürüp getirmeye başladıkça, babası ona dinlerini anlatmaya başlıyor. Putlardan, Ay Tanrı'sından, Güneş Tanrısından...
Fakat İbrahim a.s kalbindeki o tevhid inancının gereğince bütün bunların olamayacağına kendisi kalben ilk başta bir hükmediyor.

"Andolsun, bundan önce de İbrahim'e rüşdünü vermiştik ve biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik."(21 / ENBİYÂ - 51)

      Yani babası ona kendi dinini empoze etmeden, tanıtmadan diyor ki Mevla " Biz, ona zaten rüşdünü vermiştik." Kalbine bir tek ilah inancını, tevhid inancını ilham etmiştik. Allah azza ve celle, İbrahim a.s muhafaza ediyor, koruyor.

 "Hani, Rabbi ona; teslim ol buyurduğu zaman, o da, alemlerin Rabbına teslim oldum, demişti."(2 / BAKARA - 131 )

Ve İbrahim a.s risalet görevine ilk olarak babasını uyarmakla başlıyor.

"Hani babasına demişti ki: Babacığım; işitmeyen, görmeyen ve sana hiç bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun? (19 / MERYEM - 42)

Babacığım, doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana gelmiştir. Öyleyse bana uy da, seni dosdoğru bir yola ileteyim. (19 / MERYEM - 43)

"Ey babacığım! Gel, Şeytan'a kulluk etme; çünkü Şeytan O sınırsız rahmet Sahibi'ne baş kaldıran biridir! (19 / MERYEM - 44)

Ey babacığım, ben senin başına O sınırsız rahmet Sahibi'nin katından bir azabın çökmesinden korkuyorum; (öyle bir azap ki,) başına geldiği zaman Şeytan'ın dostu ol(duğunu hemen anlar)sın." (19 / MERYEM - 45)


(Babası:) "Ey İbrahim, sen benim tanrılarımdan hoşlanmıyor musun?" dedi, "Eğer bu tutumuna bir son vermezsen, seni mutlaka öldüresiye taşa tutarım! Haydi, şimdi bir süre benden uzak dur!" (19 / MERYEM - 46 )

Şu açıdan da bakalım. Oysa ki, o baba oğlunu Nemrud'un gazabından korumak için mağaraya  onu saklamıştı. Baba aynı zamanda oğlunu çok seviyor. Şimdi bir İbrahim a.s'ın babalığına bakalım birde babası Azer'in babalığına. İkiside oğullarını çok sevmelerine rağman Azer putları için ondan uzaklaşıyor. İbrahim a.s da Allah için oğlunu kurban ediyor. Arada ki farkı görelim inşeAllah...



(İbrahim:) "Sana selam olsun!" diye cevap verdi, "Rabbimden seni bağışlamasını isteyeceğim: Çünkü O bana karşı hep lütufkar olmuştur.  (19 / MERYEM - 47)

Sizden ve sizin Allah'tan başka yalvarıp yakardığınız şeylerden uzak duracak ve (yalnızca) Rabbime yakaracağım: Böylece umulur ki, yakarışım Rabbim tarafından cevapsız bırakılmayacaktır." (19 / MERYEM - 48)

      İbrahim a.s'ın bu cevabı bize; Mü'minin duruşunu, küfür karşısındaki takınması gereken tavrı, Tevhid ile şirkin asla yan yana gelemeyeceğini, hak ile batılın kardeş olamayacağını açıklamaktadır... Tevhid mucadelesi yumuşaklıkla anlatılır fakat anlatan veya tevhide muhatap olan kişi çizgisinden bir şey kaybetmemelidir. "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz." (Buhari) Yumuşaklık ile taviz aynı şey değildir... Rabbime senin için dua edeceğim; babamsın, akrabamsın vs. bunu değiştiremem, seninle aramdaki akrabalık bağı devam edecek ama bu aramızdaki ilişki asla benim akideme bir zarar vermeyecek... denilmesi gerektiğini ifade etmektedir.

"Ve İbrahim (de, Bizden aldığı ilhamla) kavmine dönerek: "Allah'a kulluk edin ve O'na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun; bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır!" diye seslendi. (29 / ANKEBÛT - 16 )

Siz; sadece Allah'ı bırakıp putlara tapıyor, aslı astarı olmayan sözler uyduruyorsunuz. Doğrusu Allah'tan başka taptıklarınızın size rızık vermeye güçleri yetmez. Öyleyse, rızkı Allah katında arayın, sadece O'na kulluk edin, O'na şükredin. Siz; ancak O'na döndürüleceksiniz. (29 / ANKEBÛT - 17)

Eğer siz, yalanlıyorsanız, bilin ki; sizden önceki ümmetler de yalanlamışlardı. Peygambere düşen, sadece apaçık tebliğden ibarettir." (29 / ANKEBÛT - 18 )

Halka tebliği, putları kırması ve ateşle imtihanı daha sonra inşeAllah....  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder