27 Aralık 2012 Perşembe

Siyer-i Nebi Ders Notları - 4 (Yusuf Aleyhisselam)


        YUSUF Aleyhisselam:

        İbrahim a.s'dan sonra Yusuf a.s ile devam ediyoruz inşeAllah....

       Kur'an'ı Kerim de 25 peygamberin kıssası anlatılır fakat bir kaç surede parça parça anlatılırken, tek bir surede kıssası anlatılan, ismi de sureye verilen ve kısası bir defa da inen tek peygamber Yusuf a.s'dır. Ahsen'ül Gasas (güzel bir kıssa) adı ile adlandırılmış, Rasulullah s.a.v'e Mekke'de tek bir seferde indirilmiş bir suredir. 
        
       Niçin güzel kıssa diye adlandırılır? Tefsirler de buna cevaben farklı yorumlar bulunmaktadır. Fakat en kuvvetli-sağlam olan görüşe göre, "Allah azze ve celle şunu murad etmiştir: Bizim anlattığımız her kıssa zaten güzeldir. Peygamberlerin hepsinde güzel örnekler vardır fakat Yusuf a.s'da bir çok örnek vardır."
       
       Mesela İbrahim a.s'da: Tevhid, Tevekkül, Teslimiyyet ve Dua görmüştük.

       Yusuf a.s'da ise; kardeşlerle imtihan, yasak aşk, iftira, dedikodu, hapis hayatı, rüya, devlet yönetimi... Çok yönlü, farklı olaylar göreceğiz inşeAllah...

       Yusuf suresi Mekki bir suredir, inme sebebine dair birkaç rivayet bulunmaktadır;
Bir rivayete göre, Yahudiler Mekke Müşriklerini kışkırtmak amaçlı diyorlar ki: "Gidin sorun aranızdan çıkan peygambere, İsrailoğulları Mısır'a neden gittiler?" buna cevaben Yusuf suresi inmiştir.

       İsrail: İbranîce bir kelime olarak, Yakub a.s'ın lakabıdır. Manası; Allah'ın halis kulu demektir. Yakub a.s'ın soyundan gelenlere de İsrailoğulları - Yakub'un oğulları denilmektedir.

       Diğer bir rivayete göre de, müslümanlar çok zor ve sıkıntılı bir dönem içerisindeyken Rasulullah'a gelip: "Ey Allah'ın Rasulu bize bir peygamberin kıssasını anlatır mısın?" diye talepte bulunmaları üzerine Yusuf Suresi inmiştir. Allah-u Alem (doğrusunu Allah bilir)...

       Bu kıssa da, dolaylı olarak Rasulullah s.a.v ve ashabına sabrettikleri taktirde Yusuf a.s'ın kavuştuğu müjdeler gibi müjdelere kavuşacaklarını anlatmaktadır. Bir nevi teselli ediyor Mevla...

       YUSUF A.S
       İlk dersin notunda İbrahim a.s'ın zürriyetini tablo şeklinde sıralamıştık. Yusuf a.s babası Yakub a.s, onun babası İshak a.s, onun babası İbrahim a.s'dır. İbrahim a.s'ı zürriyet tablosunda birinci kuşak saydığımızda Yusuf a.s dördüncü kuşak peygamber gelmiştir. Dört kuşaktır peygamber gelen bir soya sahiptir.
Yakub a.s, babası İshak a.s'ın yurdu olan Kenan bölgesinde ikamet etmektedir. Yakub a.s'ın iki eşi var. 
Yusuf a.s'ın annesi olan hanımının ismi, Rahil'dir. 

       Kurtubi de: Yakub a.s'ın iki kız kardeşi nikahladığı, rivayet edilmektedir.

       Yakub a.s'ın ilk eşinden on oğlu oluyor. Rahil'den de iki oğlu oluyor; biri Yusuf, diğeri Bunyamin...Yusuf a.s hakkında ön bilgiden sonra hayatını ayetlerden öğrenmeye devam edelim inşeaAllah...
***

Biz; sana, bu Kur'an'ı vahyetmekle; kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Halbuki sen, daha önce bundan habersizdin. (12 / YÛSUF - 3 )

       Burada bir parantez açarak; (Peygamberler, geçmişi veya geleceği Allah bildirmediği sürece bilemezler!..) hakikatini belirtelim...

       Yusuf a.s ufak bir çocuk iken ( rivayetlere göre; 7 - 8 - 9 veya 10 yaşlarında iken), bir gece rüya görüyor;

Hani Yusuf babasına demişti ki: Babacığım, rüyamda on bir yıldızla, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana secde etmektedirler. (12 / YÛSUF -4 )

       Rüyadan ilk İbrahim a.s'da bahsetmemiştik.Kısaca rüyaya değinelim.
Rüya:Uyku sırasında aynen uyanıkmış gibi çeşitli olayların yaşanması hali, düş.
Rüya üç çeşittir:
1. Sadık, doğru rüyalar. Allah tarafından bir müjde olabilen bir rüya. Buna rahmanî rüya denir. 
2. Bilinç altı. Kişinin uyanık iken önem verip kalben meşgul olduğu bir şeyle ilgili olarak gördüğü rüya. 
3. Şeytan tarafından korkutulan kişinin gördüğü rüya. Buna şeytanî rüya adı verilir.
       Müslüman gördüğü iyi bir rüyadan ötürü uyanınca Allah'a hamdeder. Kötü bir rüya gördüğünde de; "Allah'ım, bu rüyanın şerrinden ve rahmetinden uzak kalmış olan şeytanın şerrinden sana sığınırım." şeklinde, rüyanın hayra dönüşmesi için dua eder.
       
       Rüya konusunda şu hususlar daima gözönünde bulundurulmalıdır;
*Doğru rüya görmek sadece mü'minlere mahsus değildir. Müslüman olmayanlar da görebilirler. Mısır hükümdarı ve zindandaki iki kişinin gördüğü rüyalar gibi.
*Herkes aynı özellik ve nitelikte değildir. Doğru rüya nadir hallerde görülür.
*Görülen rüyaları esas alarak hayata nizam ve intizam vermeye kalkışmak yanlıştır. Zira rüyaların doğruluğunu ölçmek ve tesbit etmek mümkün değildir.

(Yakub) Dedi ki: Oğulcuğum, rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insan için apaçık bir düşmandır. (12 / YÛSUF - 5 )

       On kardeş bir anneden, iki kardeş bir anneden. Yakub a.s bu en küçük iki kardeşe özel ilgi gösterdiği için diğer on kardeş biraz bunları kıskanıyor, hased, kardeş çekememezliği... 

       Kurtubi de:" Yakub a.s'ın, Yusuf a.s'ın hal ve hareketlerinden  peygamberliği kendisine bırakacağını anlamasından ötürü ona özel ihtimam gösteriyordu. Bunyamin'i de en küçük olduğu için babalık şefkati ile seviyordu" şeklinde rivayet edilmektedir. Fakat diğer on kardeş  bundan habersiz olarak ve şeytanında vesveseleri ile içlerinde Yusuf a.s'a karşı kin beslediler. Günümüzde ana-baba bir kardeşlerden öte bu durumu Müslüman Kardeşler arasında da bol miktarda görmekteyiz...

Rabbın seni böylece beğenip seçecek, sana rüyaların yorumlanmasına dair bilgi verecek ve daha önce ataların İbrahim'e ve İshak'a nimetlerini tamamladığı gibi, sana ve Ya'kup hanedanına da tamamlayacaktır. Şübhesiz ki Rabbin her şey'i bilendir, tam hüküm ve hikmet saahibidir. (12 / YÛSUF - 6 )

Andolsun ki; Yusuf'da ve kardeşlerinde, soranlar için nice ayetler vardır. (12 / YÛSUF - 7 )

Hani demişlerdi ki: Biz, güçlü bir topluluk olduğumuz halde Yusuf ve kardeşi, babamızın yanında daha sevgilidirler. Doğrusu babamız apaçık bir sapıklık içindedir. (12 / YÛSUF - 8 )

(İçlerinden biri:) "Yusuf'u öldürün" dedi, "yahut o'nu (uzak) bir yere götürüp bırakın ki böylece babanız sevgi ve alakasıyla yalnızca size kalsın ve siz de bundan sonra (artık tevbe edip)  salihler topluluğu olursunuz. (12 / YÛSUF - 9 )

İçlerinden bir sözcü dedi ki: Yusuf'u öldürmeyin, onu bir kuyunun derinliklerine bırakın da yolculardan bir onu bulup alsın, eğer yapacaksanız. (12 / YÛSUF - 10 )

Tıpkı Azer'in İbrahim a.s'ı saklaması gibi, Allah korumak isterse kalbe ilham ediyor.
Yusuf a.s'ı almak için babalarına gidiyorlar:

Dediler ki: Ey babamız; sen bize Yusuf için neden güvenmiyorsun? Halbuki biz, onun iyiliğini istemekteyiz. (12 / YÛSUF - 11)

Ayetten anlaşılıyor ki, Yusuf a.s'ı bir kaç kez daha istemişler ama Yakub a.s güvenmediği için vermemiş Yusuf'u.

«Yarın onu bizimle beraber (kıra) gönder de bol bol yesin, oynasın. Şübhesiz biz onun koruyucularıyız». (12 / YÛSUF - 12)

(Yakub)Dedi ki: Onu götürmeniz doğrusu beni tasaya düşürüyor. Siz, ondan habersizken onu kurdun yemesinden korkuyorum. (12 / YÛSUF - 13)

Tefsir de çok güzel bir detaydan bahsediliyor: Yakub a.s, direk olarak çocuklarına ithamda bulunup "Siz, onu öldürürsünüz" demeyip nazik bir şekilde : "size güveniyorum ama hani olurda başına başka bir iş gelir." diyor... Hatalarını yüzlerine vurmadan eğitme metodundaki uslubu ne kadar harika. Bazı anne-babaların da kullandıkları: "Sana güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum" gibi...

Dediler ki: Biz bir toplulukken onu kurt yerse; bu takdirde biz, muhakkak hüsrana uğrayanlardan oluruz. (12 / YÛSUF - 14)

Nihayet kardeşleri, Yusuf'u alıp götürdüler ve kuyunun dibine bırakmaya topluca karar verdiler. Biz de ona şöyle vahyettik: «Andolsun ki, sen onlara ilerde hiç beklemedikleri bir sırada bu yaptıklarını haber vereceksin». (12 / YÛSUF - 15)

       Yusuf a.s'ın gömleğini alıp kana buluyorlar.

Akşam üstü ağlaya ağlaya babalarına geldiler. (12 / YÛSUF - 16)

Dediler ki: Ey babamız; gerçekten biz gitmiştik ki yarış yapalım. Yusuf'u da eşyaların yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylüyorsak da sen, bize inanacak değilsin.(12 / YÛSUF - 17)

       Onlar sahte bir kan ile gömleğini getirdiler. 

       Taberi Tefsirin de: Yakub a.s gömleği alınca üzülüyor, ağlıyor ve "bu ne kadar merhametli bir kurtmuş ki, oğlumu yemiş ama gömleğini yırtmamış." SübhanAllah... Onu düşünememişler.

 "Dedi ki: Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp bir işe sürüklemiş. Artık bana güzelce bir sabır gerekir. Sizin şu anlattıklarınıza karşı yardımına sığınılacak, Allah'tır. (12 / YÛSUF - 18)

Öteden bir kervan gelmiş, sucularını göndermişlerdi; vardı, kovasını saldı ve: «A, müjde, bu bir erkek çocuk!» dedi. Onu tutup bir ticaret malı olarak gizlediler. Allah ise, ne yapacaklarını biliyordu. (12 / YÛSUF - 19)

Onu, ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar. Onu yanlarında alıkoymak istemediler. (12 / YÛSUF - 20)

Onu satın alan Mısırlı [Aziz], karısına dedi ki: Ona güzel bak, olur ki bize faydası dokunur veya onu evlad ediniriz. 

       Aziz, Mısır yönetiminde bakan niteliğinde bir rütbeye sahip kişilere denilmektedir. Karısının ismi hakkında iki rivayet var; Zuleyha veya Zeliha.

İşte böylece Yusuf'u Biz oraya yerleştirdik. Ve ona rüyaların yorumunu öğrettik. Ve Allah; emrinde galibdir. Fakat insanların çoğu bilmezler. (12 / YÛSUF - 21)

       Her kesin bir hesabı var... Yakub a.s'ın bir hesabı vardı, Yusuf'u kardeşlerinden korumaya çalıştı olmadı... Kardeşi bir hesab yaptı, Yusuf a.s'dan kurtulmak için şimdilik olmuş gibi ama oda olmayacak... Onu bulan kervan, sattılar ayrı bir hesap yaptılar... Aziz'in bir hasabı vardı onu aldı evlat edineyim... Oysa ki Allah'ın, Yusuf a.s hakkında bambaşka bir hesabı var!.. Yusuf a.s, bu Aziz'in yanında devleti yönetme, idare ve ülke işlerini öğreniyor. Hükümdarlığa hazırlıyor Mevla onu...

O, tam erginlik çağına girince kendisine hüküm ve ilim verdik, işte iyi hareket eden insanları biz böyle mükâfatlandırırız.(12 / YÛSUF - 22)


       Hüküm'den maksat: Ülke yönetimini öğretilmesi. İlim'den maksat: peygamberliğin yanı dıra rüya yorumu verilmesi.

Ve o evinde kaldığı (hanım), onun nefsinden murâd almak istedi de kapıları iyice kilitledi ve: 'Haydi gel!' dedi. (Yûsuf) dedi ki: 'Allah’a sığınırım! Şübhesiz ki o (kocan), benim efendimdir; benim mevkiimi (hep) güzel tuttu. Şu muhakkak ki, zâlimler kurtuluşa ermezler.' (12 / YÛSUF - 23)

       Bu konu hakkındaki bazı yorumlar  yanlıştır.
       "Yusuf a.s, aslında Zuleyha'yı seviyordu. Zuleyha'ya meyledecekti ama Aziz'e olan minnettarlığı ona, buna engelledi."

       Bir önceki ayette: Allah, ona peygamberliği verdiğini belirtiyor. İlk derste ki peygamberlerin sıfatlarında İsmet; günahlardan arınmış olma vasıfları vardır. Yusuf a.s'ın sözüne baktığımızda da, ilk olarak;  "Allah'a sığınırım"diyor. Arkasından da Züleyha'yı ikna için; "Senin kocan benim efendimdir, beni aldı büyüttü besledi." diyor. Yani asla yapmayacağım bir iş olmakla beraber, senin eşine de ihanet etmem diyor.

Buna rağmen gerçekten (kadın) ona meyletmişti. Rabbının burhanını görmemiş olsaydı; o da onu arzu etmiş gitmişti. İşte Biz, böylece ondan fenalığı ve fuhşu bertaraf ettik. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş kullarımızdandı. (12 / YÛSUF - 24)

       Peygamberlik kendisine verilmemiş olsaydı. Yusuf a.s bir peygamber olmasaydı, ismet sıfatına sahip olmasaydı Zuleyha'ya meylederdi. Çünkü bir erkek için büyük imtihanlardan biri; Güzel ve kudretli bir kadının onu zinaya çağırmasıdır. Biz bunu başka nerden öğreniyoruz? Allah'ın, arşının gölgesi altında gölgelenecek yedi genci sayıyor bize Rasulullah. Bunlardan biri, zinayı yapmaya gücü yettiği halde, çok güzel ve zengin bir kadın zinaya çağırdığı halde, bütün ortamda buna musait olduğu halde sadece Allah'tan korktuğu için bu kadının teklifini reddeden gençtir.

       Ebû Hüreyre (r.a)’den rivayet edilmiştir; dedi ki: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi insanı arşının gölgesinde barındıracaktır:
1. Adil devlet başkanı,
2. Rabb'ine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serilip büyüyen genç,
3. Kalbi mescitlere bağlı olan,
4. Birbirini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmalarıda Allah için olan iki insan,
5. Güzel ve mevkî sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit,
6. Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,
7. Tenhada Alah'ı anıp göz yaşı döken kişi. " [Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekat 91 ; Tirmizî 53; Nesaî, Kudat 2]

       Bazı kesimler Yusuf a.s ile Zuleyha'nın aşkını konu ederler. Yusuf a.s'ında Zuleyha'ya aşık olduğunu, bu olayların bitiminde Zuleyha'nın gençleştiği, Yusuf a.s ile evlendiği gibi rivayetler vardır. Kur'an'a ve sunnete dayanmayan ki hiç bir peygamber zinaya meyleden bir kadını nikahlamaz.

       Mevdudî bu konuda şöyle demekte; "Yahudiliğe özenen kendini Yahudi gibi zanneden bazı Müslümanlar, tıpkı Yahudilerin yaptığı gibi peygamberlere basit kişilikler yüklerler. Buda Yusuf a.s basite indirgemenin bir yöntemidir. Bugünkü değiştirilmiş Tevratta bile yazmaz bu konu..."

İkisi de kapıya koştular. Kadın, onun gömleğini arkasından boylu boyunca yırttı. Kapının yanında efendisine rast geldi. Kadın dedi ki: Ailene kötülük etmek isteyenin cezası; zindana atılmaktan veya acıklı bir azabdan başka ne olabilir? (12 / YÛSUF - 25)

(Yusuf): «O, kendisi, dedi, benim nefsimden murad almak istedi». 

Yusuf a.s'ı evlatlık alan Aziz, Yusuf a.s çok seviyor ve aynı zaman bu Aziz adaletli ve iyi bir kişiliğe sahip. Olaya bakınca aslında Yusuf'un haklı olduğunu anlıyor. Fakat kadınında yakınlarından güvenilir bir şahit çağırıyor. Kendi ailesinden çağırmıyor, olur ki Zuleyha'nın aleyhine de şahitlik yapabilir.

Onun (kadının) yakınlarından biri şâhid de şehâdet etdi ki: «Eğer gömleği önünden yırtıldıysa (kadın) doğru söylemişdir, bu ise yalancılardandır». (12 / YÛSUF - 26)

Yok, eğer Yusuf'un gömleği arka tarafından yırtılmış ise, kadın yalan söylüyor ve Yusuf'un dediği doğrudur.(12 / YÛSUF - 27)

Gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce; (kadının kocası) dedi ki: Doğrusu bu, sizin tuzağınızdandır, siz kadınların tuzağı büyüktür. (12 / YÛSUF - 28)

       Fakat bu işin gerçekleştiği kişi, ülkenin aristokratlarından ve böyle bir olayın açığa çıkması ülkenin itibarlı, şerefli kişisi açısından yüz kızartıcı bir olay. Bunun için, Aziz:

Yusuf; sen bundan vazgeç. Ey kadın; sen de günahının bağışlanmasını dile. Çünkü sen, gerçekten suçlulardan oldun.(12 / YÛSUF - 29)

       Bu olay bize ilk önce kadın ile erkek arasındaki haram olan noktanın, birbirine nikah düşen bir kadın ve bir erkeğin, bir ortamda yalnız kalmalarının sonucunun kötüye gidebileceğini gösteriyor.

       Aziz'in tutumuda bize şunu öğretiyor ki; benzeri olay ve durumlarda şahitlik çok önemlidir. Şayet kişi kendi başına bir karara hükmedemiyorsa, dışarıdan güvenilir-adaletli üçüncü veya dördüncü bir  kişiyi çağırıp onun fikrini almalıdır. Bir olayla imtihan olunursunuz, bir olayı yaşarsınız fakat siz olayın içinde olduğunuz için olaya geniş açıdan bakma imkanınız yoktur. Adil bir hakemin , hükmüne baş vurmak işe yarayabilir.

       Bir başka konu da, kişi ne kadar suçsuz olursa olsun, alt tabakadansa hüküm üst tabakadakinin lehine çalışmaktadır...

       Bu olayın birinci aşamasıydı. Zuleyha tuzak kuruyor işlemiyor ve olayın üzeri kapatılıyor... Fakat aradan biraz zaman geçiyor ve bu olay Mısır sosyetesinin arasında dedikodu olarak yayılmaya başlıyor. Zuleyha'nın kölesi, evlatlığı Yusuf'a meylettiği, onu zinaya zorladığı Mısır'ın ileri gelen kadınları arasında duyuluyor. Başlıyorlar Zuleyha hakkında ileri geri konuşmaya.

Şehirdeki bir kısım kadınlar: «Azîzin karısı, delikanlısının nefsinden murad almak istiyormuş. Sevgisi, yüreğinin zarını delip girmiş! Görüyoruz ki o, muhakkak apaçık bir sapıklıkdadır» dedi (ler). (12 / YÛSUF - 30)
     
       Zuleyha'da bunun altında kalmamak için durmuyor ve:

Kadın, hemcinslerinin bu kınayıcı dedikodularını duyunca haber salarak onları evine çağırdı, onlar için konforlu sedirler hazırladı, herbirine (meyve soymaları için) bir bıçak verdi ve Yusuf'a «Çık şunların önüne» dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce güzelliği karşısında büyülendiler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. «Allah'ım, sen ne büyüksün! Bu bir insan değil, olsa olsa saygın bir melektir» dediler. (12 / YÛSUF - 31)

       Günahta ısrar etmek, haram da kendisini haklıya çıkarmak.

Kadın dedi ki: İşte beni, onun için ayıpladığınız budur. Onu kendime ram etmek istedim, ama o iffetinden çekindi. 

       Zuleyha ilk itirafını burda yapıyor. İleride bunu hatırayacağız.

Eğer istediğimi yapmazsa; andolsun ki, zindana atılacak ve zillete uğrayanlardan olacaktır. (12 / YÛSUF - 32)

       Mısırlı kadınların Zuleyha'ya hiç bir tepki vermediklerinden, Mısırlı kadınların da Zuleyha'nın bu teklifini onayladıklarını ve Yusuf a.s çok yakışıklı olduğu için ona meyledebilir gibi bir durumla, Zuleyha'yı tasvip ettiklerini görüyoruz. Buda bize, Mısırlı kadınların ahlâk yapısını anlatıyor. Yakışıklıysa güzelse birbirlerine meyledebilir ne var ki bunda anlayışı ile zinayı meşru kıldıklarını görüyoruz.. Ama bize yabancı olmayan bir ahlâk yapısı, ilginç ve enteresan gelmemekte. Rabbim bizi muhafaza eylesin... Bir toplum kadınlarından bozulur... Yahudi - Hıristiyan, kapitalist vs düzenleri bir topluma el attığı zaman, ilk önce kadınları ele alırlar. Farkındaysanız kimse demez; bu erkekleri geliştirelim, bu erkekler çok cahil-yobaz, bu adamlar çok geri kalmış, bu adamlar teknolojiyi bilmiyorlar, hiç bu adamlar okula gitmemiş diyen var mı? Hayır!.. Hep bu kadınlar birşeyler öğrensin. Hep bu kadınlar birşeyler yapsın. Niye? Çünkü amaç birşeyler öğretmek değil!.. Kadın bozulursa, toplumda bozulur... Birde biz Müslümanlar anlayabilsek bunu...

       Kadınlar kendi aralarında konuşurken muhtemelen Yusuf a.s, Zuleyha'nın dediklerini duyuyor:

(Yusuf) Dedi ki: «Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Onların kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum.»(12 / YÛSUF - 33) 

Böylece Rabbi, onun duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir. (12 / YÛSUF - 34)

Sonra onlara (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, onu belli bir vakte kadar kaçınılmaz olarak zindana atmak (görüşü) belirdi. (12 / YÛSUF - 35)

 Aziz, Zuleyha'yı zapt edemeyeceğini,  Zuleyha'nın onun şerefini bir gün iki paralık edeceğini anlıyor ve  karısına hükmedemeyince, Yusuf as'ı zindana atmaktan başka çare bulamıyor. Yusuf a.s zulme uğrayarak, suçsuz yere, haksız yere zindana atılmış oluyor. Alt tabadaki, üst tabaka da bulunana kurban edilmiş oldu.

Zindana atılmasında ne hikmetler var bunları göreceğiz inşeAllah...
1. Zindana girmekle, gözü dönmüş kadınların onu harama düşürmelerinden muhafaza edilmiş oldu. Yusuf a.s'ın zinaya karşı zindanı tercih etmesi bize; bir Müslümanın Allah'ın haramını işlektense kendini zindana atılmayı layık görmesini öğretmeli. Bir müslümana zindana düşmek haramı işlemekten daha sevimli gelmelidir. Bunu kavrarsak; Neden bugün şehidlerin can verdiğini, alimlerin ulemaların vs kişilerin neden Allah yolunda can verdiklerini daha iyi anlayabiliriz. Mesela bugün öyle bir topluluk varki, "rahatta yaşamak varken kendinizi niye zulmediyorsunuz" demekteler. Yusuf a.s'ı tanıyan bunu daha iyi kavrayabilecektir.

2. Zulmün odağı olan zindanı, vahyi - Allah'ın indirdiği ayetleri yayma merkezi olarak kullanmıştır. Onun için dir ki, Yusuf a.s'ın akabinde ondan sonra gelen nesillerde zindana giren müslümanlar, hapishanelere; Medrese-i Yusufiyye (Yusuf Okulu) ismini verirler. Yusuf a.s ilk tebliğine zindanda başlamıştır. Zindan ona zahmet değil rahmet haline gelmiştir.

3. Zindan da yapmış olduğu rüya yorumu akabinde -Allah'ın izniyle- Mısır'ın yönetimini eline geçirecektir. Zindana girmesi onun için üstün yolların kapısını aralayan bir ara geçiş haline gelmiştir.

       Genel olarak Yusuf a.s hayatından şunu anlıyoruz ki, hakkımızda neyin şer neyin hayır olabileceğini biz bilemeyiz ancak Allah bilir...

"... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (2 / BAKARA - 216) 

Böylece Yusuf a.s hayatında bambaşka bir dönem başlıyor ve Yusuf a.s zindana giriyor...
Devam edecek İnşeAllah....

20 Aralık 2012 Perşembe

Siyer-i Nebi Ders Notları - 3 (İbrahim Aleyhisselam'ın Halka Tebliği, Putları Kırması ve Ateşle İmtihanı)


      İbrahim a.s ya eş zamanlı ya da babasından sonra kavmine tebliğ ediyor:

Hani, o babasına ve kavmine "Nelere kulluk ediyorsunuz?" diye sormuştu.(26 / ŞUARÂ - 70 )

 Onlar da: "Putlara kulluk ediyoruz" diye karşılık verdiler, "ve her zaman, kendini onlara adamış kimseler olarak kalacağız!"(26 / ŞUARÂ - 71 )

(İbrahim:) "Peki, yalvarıp yakardığınız zaman sizi işittiklerine, (26 / ŞUARÂ - 72)

yahut size fayda ya da zarar verebildiklerine (gerçekten inanıyor musunuz)?" dedi.(26 / ŞUARÂ - 73)

İbrahim a.s'ın muhteşem tebliği... Yalanlamıyor, kendileri anlamaları için sorguluyor düşünmeye sevk ediyor.(26 / ŞUARÂ - 74)

"Ama" diye çıkıştılar, "biz atalarımızı da bunu yapıyor gördük!"(26 / ŞUARÂ - 75)

(İbrahim:) "Peki" dedi, "(bu) taptığınız şeylere (başınızı kaldırıp da) hiç bakmadınız mı?(26 / ŞUARÂ - 76)

Sizler ve sizden önceki atalarınız,  (26 / ŞUARÂ - 77)

"İmdi, (bana gelince, ben biliyorum ki,) şüphesiz (bu düzmece tanrılar) benim düşmanlarımdır, (ve benim için) alemlerin Rabbinden başka (tanrı yoktur);  (26 / ŞUARÂ - 78)

beni yaratan da, bana doğru yolu gösteren de O'dur;  (26 / ŞUARÂ - 79)

ve beni yediren de, içiren de O'dur;   (26 / ŞUARÂ - 80)

ve hasta olduğum zaman beni iyileştiren,  (26 / ŞUARÂ - 81)

ve beni öldürecek olan ve sonra yeniden diriltecek olan (hep) O'dur. Ve Hesap Günü'nde hatalarımı bağışlamasını umduğum kimse de O'dur.  (26 / ŞUARÂ - 82)

"Ey Rabbim! Bana (doğruyla eğrinin ne olduğuna) hükmedebilme bilgi ve yeteneğini bağışla ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat (26 / ŞUARÂ - 83)

      Küfür toplumların veya ortamlarında Tevhid'i anlatan kişiler ilk olarak hafife alınırlar, hiç kâle alınmazlar, hiç kimse oralı olmaz, dinlemez. İbrahim a.s da topluma bu tebliği yaptığında ilk başta toplum ibrahim a.s hiç ciddiye almıyor.

      Celaleddin Vatandaş bu konu üzerine yorumunda: "Toplum şu şekilde düşünmüş olabilir; ' Herhalde İbrahim a.s kendine yeni bir put icat etti, o yüzden bizim putlarımızı kötülüyor.' Çünkü halk, İbrahim a.s'ı ilk etapta hiç ciddiye almıyor."

"Sen (bu sözle) karşımıza çıkarken tamamen ciddi misin yoksa o şakacı insanlardan biri misin?" diye sordular.(21 / ENBİYÂ - 55 )

      Şayet zannettikleri gibi İbrahim a.s da bir puta veya başka bir şeye tapıyor olsaydı seslerini çıkartmıyorlardı. Fakat İbrahim a.s putların nezdinde, sureti olarak putları inkar ettiği gibi o putları temsil eden soyut varlıkları da inkar ediyor. Daha da önemlisi; İbrahim a.s, o putları oluşturan geleneği reddediyor. Hiçbir put ve onun temsil ettiği hiç bir ilah yoktur, hepsi safsatadır, yalnızca bir tek Rabb vardır, O'da yerin ve göğün Rabb'idir. Toplumun sosyal yaşantısını irdelediğinde, örfüne ve adetine - geleneklerine - törelerine müdahale ettiği anda, o zaman toplum orda dur diyor.  Kavminin tapınmakta oldukları ay, güneş ve yıldızın uydurma olduklarını muhteşem tebliği ile belirtiyor.

 Gece onu karanlığı ile örttüğü zaman (gökte) bir yıldız gördü (ve) haykırdı: "İşte benim Rabbim bu!" Ama yıldız kaybolunca, "Ben batan şeyleri sevmem!" diye söylendi. (6 / EN'ÂM - 76) 

Sonra, ayın doğduğunu görünce, "İşte benim Rabbim bu!" dedi. Ama ay da batınca, "Gerçekten, eğer Rabbim beni doğru yola iletmezse ben kesinlikle sapkınlığa düşmüş kimselerden olurdum!" dedi.(6 / EN'ÂM - 77) 

Sonra, güneşin doğduğunu görünce, "İşte benim Rabbim bu! Bu (hepsinin) en büyüğü!" diye haykırdı. Ama o (da) kaybolunca: "Ey halkım!" diye seslendi, "Bakın, sizin yaptığınız gibi, Allahtan başkasına ilahlık yakıştırmak benden uzak olsun!"(6 / EN'ÂM - 78) 

"Bakın, ben batıl olan her şeyden uzak durarak yüzümü gökleri ve yeri var eden Allaha çevirmekteyim; ve ben Ondan başkasına ilahlık yakıştıranlardan değilim!"(6 / EN'ÂM - 79) 

«Ve (sonra) halkı onunla tartışmaya girdi. (Bunun üzerine) onlara: "Beni doğru yola ileten O iken benimle Allah hakkında hala tartışıyor musunuz?

Halk kendisinden korkuyor. Her an Ay Tanrısı Nanna'nın gazabına uğrayacak, başına musibet inecek diye... İbrahim a.s da diyor:

Ama Ondan başka ilahlık yakıştırdığınız hiçbir şeyden korkmuyorum, (zira hiçbir kötülük bana dokunmaz) Rabbim dilemedikçe. Rabbim her şeyi bilgisi ile kuşatır; peki bunu hiç düşünmüyor musunuz?» (6 / EN'ÂM - 80) 

Allahtan başka taptıklarınızdan neden korkayım, Allah size yüce katından hakkında hiçbir şey indirmemişken Ondan başka varlıklara ilahlık yakıştırmaktan korkmuyorsanız? O halde (söyleyin bana,) eğer (cevabını) biliyorsanız: İki taraftan hangisi kendini daha emin hissedebilir?(6 / EN'ÂM - 81) 

"İmana ermiş olan ve zulüm işleyerek imanlarını karartmayanlar, işte onlardır güven içinde olacak olanlar, çünkü doğru yolu bulanlar onlardır!" dedi.(6 / EN'ÂM - 82) 

      Halk ibrahim a.s'ı kınıyor, yanından uzaklaşıyor, reddediliyor, toplumdan dışlanıyor, kovuluyor İbrahim a.s için zor günler başlıyor. Herkes kendisinden kaçıyor, tebliğ etme imkanı olmuyor. Ve İbrahim a.s tebliğe devem edebilmek için putları kırmaya karar veriyor.Fakat puthanelerin önü çok kalabalık, bekçileri- rahipleri bulunuyor. İbrahim a.s insanları puthanenin çevresinden uzaklaştırmak için yanlarına gidip tebliğe başlıyor. Çünkü halk İbrahim a.s'ın başına bir bela - musibet gelmesinden korkuyorlar. İbrahim a.s tebliğe başlar başlamaz yanından uzaklaşıyorlar.

Ve (içinden:) "Allah'a yemin olsun, siz arkanızı dönüp uzaklaşır uzaklaşmaz putlarınızı yere sereceğim!" diye ekledi. (21 / ENBİYÂ - 57)

babasına ve halkına şöyle seslenmişti: "Siz neye tapıyorsunuz? (37 / SÂFFÂT - 85) 

«Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz?»(37 / SÂFFÂT - 86)

Öyleyse alemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?" (37 / SÂFFÂT - 87)

Sonra yıldızlara gözünü dikti,(37 / SÂFFÂT - 88)

«Ben, doğrusu hastayım» dedi.(37 / SÂFFÂT - 89)

bunun üzerine onlar ona arkalarını döndüler ve uzaklaşıp gittiler.(37 / SÂFFÂT - 90)

O da onların tanrılarına gizlice yaklaştı ve "Ne o! (Önünüze konulmuş nimetlerden) yemiyor musunuz?(37 / SÂFFÂT - 91)

Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?" dedi.(37 / SÂFFÂT - 92)

Sonra üzerlerine yürüyüp onlara sağ eliyle vurdu.(37 / SÂFFÂT - 93)

Ve en büyükleri dışında (putların) hepsini paramparça etti; belki dönüp (bu olup biten için) ona başvururlar diye. (21 / ENBİYÂ - 58)

      Tefsirlerde: kırmış olduğu baltasını, bırakmış olduğu büyük putun omzuna astığı rivayet edilmektedir.

(Dönüp de olanları görünce:) "Kim yaptı bunu tanrılarımıza?" diye sordular, "Her kimse, o'nun çok zalim biri olduğundan kuşku yok!"(21 / ENBİYÂ - 59)

İçlerinden bazıları: "İbrahim denen bir gencin o (tanrı)ları diline doladığını işitmiştik" dediler.(21 / ENBİYÂ - 60)

Dediler ki: «Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar.»(21 / ENBİYÂ - 61)

Bunun üzerine diğerleri koşarak o'na doğru geldiler (ve yaptığından dolayı o'nu suçladılar). ( 37 / SÂFFÂT - 94 )

(İbrahim onların yanına getirilince, o'na) "Bunu tanrılarımıza sen mi yaptın, ey İbrahim?" diye sordular.(21 / ENBİYÂ - 62)

(İbrahim:) "Bu işi, belli ki, şu yapmıştır, putların en irisi yani: ama en iyisi, siz kendiniz onlara sorun; tabii, eğer konuşmasını biliyorlarsa!"(21 / ENBİYÂ - 63)

Bunun üzerine vicdanlarına dönüp içlerinden: "Asıl zalim İbrâhim değil, bu âciz putlara ibadet edip bel bağlayan sizler, biz müşriklermişiz!" dediler.(21 / ENBİYÂ - 64)

Ama çok geçmeden yine eski düşünce tarzlarına döndüler ve (İbrahim'e:) "Bu (put)ların konuşamadıklarını kendin de pekala biliyorsun!" dediler.(21 / ENBİYÂ - 65)

(İbrahim:) "O halde" dedi, "Allah'ı bırakıp da, size hiçbir şekilde ne yararı ne de zararı dokunmayan şeylere mi tapınıyorsunuz?(21 / ENBİYÂ - 66)

«Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?»(21 / ENBİYÂ - 67)

      Putları kırmasının sebebi, tevhidi duyurmaktı. Yoksa putlar kırılmakla tüketilmez, yenisi yapılır. Önemli olan putların arka planındaki putçuluk anlayışını kırmaktır...Ve Putları kırması da Kur'an da önemsenir. Putları kırsak şayet bugün, kimseye İbrahim a.s'a verilen cezadan (imtihandan) daha fazlası verilmeyecektir....
Ve yine Atası İbrahim a.s misali, Muhammed s.a.v'in de Tarih'te unutturulmuş put kırma hadisesi bulunmaktadır. Mekke döneminde sadece gönüllerde ki putları kırmamıştır.

      Hz. Ali bin Ebu Talib, Kâbe'deki putları kırmasını şöyle anlatır: "Işıksız karanlık bir gece Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Bana Kâbe'de asılı olan putları toplamamı söyledi. Kimisini verdim, kimisini sağdan soldan ittim. Put düştü, param parça oldu. Resulullah'ın omuzlarından indim.Diğerlerini de Rasulullah yere çarparak kırdı.Daha sonra ikimiz Mekke'nin ara sokaklarından koşarak uzaklaştık." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).

      İbrahim a.s'ın putları kırma hadisesi Nemrud'un kulağına gidiyor, bardağı taşıran son damla oluyor. Nemrud İbrahim a.s ile görüşüyor ve aralarında bir tartışma gerçekleşiyor.Nemrud diyor: "Ey İbrahim anlat bakalım senin İlah'ın nedir, nasıl biridir?"

«Sırf Allah kendisine hükümdarlık bağışladığı için İbrahim ile Rabbi hakkında münakaşa eden o (hükümdar)dan haberin yok mu? Hani İbrahim: "Rabbim hayat veren ve ölüm dağıtandır!" demişti.Hükümdar cevap vermişti: "Ben (de) hayat verir ve ölüm dağıtırım!" 

      Tefsirlerde ki rivayetler de, Nemrud'un "Ben (de) hayat verir ve ölüm dağıtırım!" diyerek zindandan iki kişi getirttirip birini selbest bırakarak, işte yaşattım. Diğerinin de ölüm emrini vererek bak işte öldürdüm şeklinde gerçekleştiği kaydedilmektedir. Ve halkta:" Evet, demek ki İbrahim as'ın ilahı da bizim Nemrut'tan farksız değilmiş.Aynı işi yapabiliyorlar." diye düşünmeye başlamışken;

İbrahim: "Allah güneşi doğudan doğdurur; öyleyse sen de batıdan doğdur!" demişti. Bunun üzerine, hakikati inkara şartlanmış olan o kişi hayretler içinde kaldı: Allah (bile bile) zulüm işleyen toplumu hidayete erdirmez. » (2 / BAKARA - 258)

      Halk söylenmeye başlıyor. Nemrud çok sinirleniyor. Çünkü Ay Tanrısının çok kuvvetli olması lazım ve güneşe hükmettesi gerekiyor. Ama Nemrud bunu yapamayınca halkın gözünde otoritesi tamamen sarsılıyor. Nemrud bunu gururuna yediremeyerek, çok büyük bir ateş yakılarak İbrahim a.s'ın  o ateşte yanıp can vermesini ve ona meyledenlerde varsa -ki olmuş- bundan gözdağı almasını, hemen İbrahim'e tabii olmayı bırakmalarını murad ediyor.

      Tefsirler de bu ateşle ilgili bir çok rivayet mevcut. Genelde hep İsrailiyat'tan gelme oldukları aşikar. Doğruluğunu ancak Allah bilir.

      Nemrud aylarca odun toplattırıyor, büyükçe bir ateş yaktırıyor ve birde çok büyük bir mancınık yapılıyor. Hatta Kurtubi'de yazıyor ki: "Bu mancınığın yapılmasını iblis onlara öğretti." O kadar büyük bir ateş ki, yakıldığı zaman üzerinde uçan kuşlar yanıp aşağıya düşüyor.

      Yine başka bir rivayette: Bütün hayvanların bu ateşi söndürmek için su taşıdığı sadece zehirli keler denilen hayvanın taşımadığını, hatta Rasulullah'ında bu sebebten bu hayvanı gördüğünüz yerde öldürün çünkü o fasıktır dediği rivayet edilmiştir. Fakat sahih rivayetler değildir.

      Nemrud'un İbrahim a.s'ı ateşe atmasında ki tek gaye; otoritesinin sarsılmasıdır. Mekke'li müşrikler de olduğu gibi ve diğer peygamberlerin kavimlerin olduğu gibi baştaki müstekbirin - hükümdarın - tanrı yerine konulan, tıpkı Fravun ile Musa a.s'ın arasında olduğu gibi sadece ve sadece otorite kaygısı - rant - çıkar - çoğunluk - iktidar - makam - mevki - para - altın - ilah olma arzusu vs. vs...... Buna engel olununca ne yapmak lazım? Bu düşünceyi kökünden yakmak lazım... Çözüm ateşe atmak...

      Ve çok büyük bir ateş yakılıyor İbrahim a.s için büyük bir mancınık hazırlanıyor. Bunun hakkında da bir çok rivayetler mevcut; İbrahim a.s mancınığa bağlanırken, elleri boynuna doğru ve ayaklarını da bağlıyorlar. Kurtubi de: Rüzgar meleği ilk önce geliyor. "Ey İbrahim, bana emret. Rabbin beni gönderdi ki, bana emret rüzgarla bu ateşi söndüreyim". Fakat İbrahim a.s: "Hayır ben yardımı direk olarak Rabbim'dem bekliyorum" diyor.Sonra bulutların melekleri geliyor:"Ey İbrahim, iste -Allah'ın izniyle- yağmur yağdıralım, ateşi söndürelim." Fakat İbrahim a.s bunuda istemiyor.Daha sonra meleklerin en büyüğü gelip: " Ey İbrahim, dile benden - Allah'ın izniyle- ne istersen hemen şuan da yapacağım, iste bunların hepsini yerle bir edeyim, bu beldeyi yok edeyim". Fakat İbrahim a.s ısrarla: "Allah benim şuan da, O'nun için ateşe atıldığımı görüyor, muhakkak ki benim hakkımda ki en doğru kararı O verecektir." diyerek yardımı Allah'tan bekliyor.
Bunun üzerine İbrahim a.s, bütün belde halkının önünde, yarım milyon nüfusun önünde büyük bir mancınıkla ateşe atılıyor.

Biz de dedik ki: «Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol.» (21 / ENBİYÂ - 69)

      Kimi rivayete göre ateş, su oluyor içindeki odunlar balık oluyor. Kurtubi'de de: İbrahim a.s ateşe atıldı fakat ateşe atıldığı yer çok soğudu, ateş sıcaklık özelliğini yitirdi ve İbrahim a.s o ateşin içerisinden yürüyerek çıktı. Yine başka bir rivayette; İbrahim a.s bir ay o ateşin içerinde kalıyor, ateşi söndürdüklerinde İbrahim a.s'ın namaz kılar vaziyette olduğunu görüyorlar. Doğrusunu ancak Allah bilir...

      Biz şunu biliyoruz ki, Rabbim emretti ki:  «Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol.»

      Teslimiyet!... Sen eğer Allah'a teslim isen, gerçekten Allah'ın rızasını güdüyorsan, bütün niyetin sadece Allah'ı razı etmek ise, niyetin halisâne ise, ALLAH senin için ateşi bile esenlik kılabilir....

      İşte İbrahim a.s; Teslimiyette, Tevhid'de, insanlıkta önder... Tek başına Ümmet!.. Günümüzde 1,5 Milyar olarak Ümmet olamayışımızın sebebi nedir acaba?

      Ümmet demek: İnsanın kendisine verilen görevi yerine getirmesi, tevhidi duyurması  demektir. Tevhid'i ilan etmek; Ümmet olmak, Tevhid çatısı altında toplanmak demektir...

***

      İbrahim a.s tıpkı onun soyundan gelen son nebi Muhammed s.a.v. gibi hayatında bir hicret yaşıyor... Ateş, bir sonun başlangıcı oldu... İbrahim a.s iman edenler oluyor. En başta karısı Sâre, yiğeni Lût a.s ve birkaç iman eden ile beraber Allah'ın emri üzerine:

(İbrahim,) "Ben" dedi, "(bu toprakları terk edeceğim ve) Rabbim beni ne tarafa sevk ederse oraya gideceğim!" (37 / SÂFFÂT - 99)

      Allah'ın, Hicret emri üzerine İbrahim a.s, o güne kadar yaşamış olduğu ve tevhid akidesini tebliğ etmiş olduğu Ur Şehrini terk ediyor... Peki nereye gidiyor?

      Önce Harran'a ardından Ürdün'e gidiyor. Tabii ki yine gittiği beldelerde tebliğ ediyor. Ürdün'de bir süre kaldıktan sonra Mısır'a geçiyor. Mısır'da Fravunla karşılaşıyor ki bu Fravun Musa a.s zamanında ki değildir. Mısır'ın hükümdarlarının genel adı Fravundur. O dönemdeki Mısır hükümdarıyla karşılaşıyor.

      İbrahim a.s Mısır'ın da, Ur şehri gibi putperest olmaları sebebiyle orda da büyük sorunlar yaşıyor.
Bununla ilgilide çok rivayetler mevcut. Fakat sahih, sağlam değiller. Sadece bir olay olarak şunu aktaralım: Fravun İbrahim a.s eşi Sâre'ye kötülük yapmak istiyor, Sâre validemizin teslimiyeti üzerine Allah azze ve celle Fravundan koruyor. Fravun, onun muzice ile kendisinden korunduğunu görünce onu selbest bırakıyor ve hediye olarak bir de câriye - köle veriyor. Kim bu köle? Hz. Hâcer...

      Sâre validemizin çocuğu olmuyor ve kendisine hediye edilen bu Hâcer'i kocası İbrahim a.s ile evlenmesini istiyor, nikahlıyor. İbrahim a.s Mısır'dan yola çıkıyor Filistin'e yerleşiyor.

      İşte bugün; İsrailoğulları-Yahudilerle Müslümanlar arasındaki Filistin'in paylaşılamazlığı bu yüzdendir.Onlar diyor bizim atamız İbrahim'in yeri, biz diyoruz ki hayır senin nerden oluyor o Müslümanların atasıdır. Veya onlar diyor ki; burası bize vâdedilen topraklar,biz diyoruz ki hayır burası Müslümanların beldesi...

      İbrahim a.s'ın belli bir süreye kadar yaşayacağı yer Filistin. Buraya yerleştiğinde  Allah'ın emri ile yanında bulunan yiğeni Lût a.s da bir başka yakın şehre Sodom'a Peygamber olarak gitmek üzere yola çıkıyor. Böylelikle İbrahim a.s'dan ayrılarak Sodom şehrine gidip tebliğe başlıyor. Lût peygamberin hayatına girmeden İbrahim a.s ile devam ediyoruz.

       İbrahim a.s'ın yaşı ilerlemiş, 80 küsür yaşlarında henuz bir çocuğu yok iken Rabbine dua ediyor:
 «Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) bağışla.»(37 / SÂFFÂT - 100)

İbrahim a.s'ın Filistin'de kaldıkları süre içerisinde Hz.Hâcer hamile kalıyor ve dünyaya  Hz.İsmail'i getiriyor... İbrahim a.s İlerleyen yaşında bir oğul ile müjdeleniyor.

"Bunun üzerine ona (kendisi gibi) yumuşak huylu bir erkek çocuk müjdeledik." (37 / SÂFFÂT - 101)

       Rivayete göre, Sâre validemiz Hâcer ile İsmail'i pek istemiyor. İbrahin a.s'a yanından başka bir beldeye götürmesi için baskı yapıyor ki,  hiç bir adımını Allah'a itaatkar olmadan atmayan bir peygamber olan İbrahim a.s sadece Sâre validemizin sözüyle onları başka beldeye götüreceği umulmaz.. Allah'ın vahyetmesi üzerine Hâcer validemiz ile İsmail a.s'ı devesinin hörgücüne alıp düşüyorlar beraberce yollara. Yine İbrahim a.s Allah'tan gelen emir ile Hâcer validemiz ile İsmail a.s'ı Mekke'nin bulunduğu - o zaman Kâbe yok - tarih kitaplarına göre; sağından solundan, topraklarını sellerin alıp götürdüğü o günkü haliyle biraz yerden yüksekçe bir tepe şeklinde olan Allah'ın mukaddes vadisinesine getiriyor. Ekinin, suyun, hiç bir insanın bulunmadığı yere onları bırakıyor. Yanlarına bir tulum içerisinde su ve içerisinde hurma bulunan da bir çıkın bırakarak yeniden Filistin'a dönüyor. Hâcer validemiz etrafına bakıyor, İbrahim a.s giderken devenin yularından tutuyor ve diyor ki: " Ey İbrahim! Bizi bırakıp nereye gidiyorsun." İbrahim Peygamber konuşmuyor. Zekeriyya a.s da olduğu gibi susma orucu tutuyor hiç cevap vermiyor. Daha sonra Hâcer validemiz peşinden koşup tekrardan devnin yularından tutuyor: "Ey İbrahim! Bizi buraya bırakmanı, sana Rabb'in mi emretti?" İbrahim a.s evet mahiyetinde kafasını sallıyor. O zaman devenin yularını bırakıyor ve "Git ey İbrahim" diyor..."Muhakkak ki Rabbim bizi asla zayi etmez, asla zulmetmez."  (SubhanAllah....)

      İbrahim a.s onlardan biraz uzaklaştıktan sonra şöyle dua ediyor:
 "Ey bizim Rabbimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını senin kutsal mâbedinin yanında, ekin bitmez bir vâdide yerleştirdim. Ey bizim Rabbimiz! Namazı gereğince kılsınlar diye böyle yaptım. Ya Rabbî! Artık insanların bir kısmının gönüllerini onlara doğru yönelt, onları her türlü ürünlerden rızıklandır ki Sana şükretsinler."(14 / İBRÂHÎM - 37)

      Muhteşem bir tevekkül anlayışı... İbrahim a.s biliyor ki, eğer Allah azze ve celle insanların kalbine Hâcer ile İsmail'i koymazsa orada onları börtü böcek yer, hiç kimse onları bulamaz.

El-Lâtif: Allah bize bir hediye, bir lutuf gönderdiği zaman önce Allah'a hamd etmemiz gerekir. Çünkü Allah onu karşıdaki kişinin kalbine bizi koymasaydı, biz onun aklına gelmezdik. Bizi onun aklına getiren de Allah... Bizi onun kalbine koyan da Allah... İşte İbrahim a.s bunu bildiği için insanlardan bir kısmının kalbini onlara meylettir ve katından onlara rızık ihsan eyle...diyor. Çünkü rızkı veren Allah'tır... Öyle de bir rızık veriyor ki Mevla, bugün ondan biz bile rızıklanıyoruz...

"Ey bizim Rabbimiz! Biz ister gizleyelim, ister açığa vuralım, yaptığımız her şeyi bilirsin. Zaten göklerde ve yerde Allah’a gizli kalan hiçbir şey yoktur." (14 / İBRÂHÎM - 38)

      Gelelim Hâcer validemize... Bugün ki zemzem kuyusunun bulunduğu yere İsmail' as'ı bırakıyor ve Merve İle Sefa tepelerine çıkarak, acaba yüksekten ilerilerde bir kavim veya su görürmüyüm diyerek yedi kere Merve'den Sefa'ya, Sefa'dan Merve'ye koşturuyor. Hatta eteklerini toplayarak koştuğu rivayet edilmektedir. Bu arada İsmail as.'ın yattığı - oturduğu veya emeklediği yerden ayağıyle toprağı eşelerken oradan bir su fışkırıyor. Hâcer validemiz, İsmail a.s 'ın yanına geldiği zaman bu suyun fışkırırken ismail a.s'ın onunla oynadığını görüyor rivayetlere göre. Bunun üzerine Hâcer validemiz su akıp giderken, etrafını toprakla kapatmak isterken  "dur dur!" anlamına gelen "zem zem" gitme diyor. O suyun etrafında yaşamaya başlıyorlar. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra Yemen'li bir kabile, bunların da 2. Cürhüm kabilesi olduğu rivayet ediliyor ki bu beldeye geliyorlar. Nasıl geliyorlar? Bunlar zaten Mekke'nin dağlık bölgelerinde yaşayan kavimlermiş. Suyun üzerinde hayvanların uçuşmaya başlaması ile su olduğunu hissederek oraya geliyorlar. Görüyorlar ki Hâcer validemiz o suyun sahibi, kendisinden yerleşmek için izin alıp oraya yerleşiyorlar. Ve oranın belde halkı oluyorlar.Hâcer validemiz ve İsmail a.s'da onların arasında büyüyor. Fakat İbrahim a.s, ara ara bıraktığı emanetleri kontrol için geliyor.

      Bu arada bir gün, üç tane delikanlı İbrahim a.s'ı ziyarete geliyor. Hz. İbrahim hemen onlara bir buzağı kızartması istiyor Sâre validemizden.

      Daha öncede belirtmiştim Halilullah ismini alırken de bahsetmiştik ki İbrahim a.s çok cömert bir peygamber. Yine rivayettir ki, önüne sofra konulduğu zaman bir misafir olmadan asla elini uzatmazmış. Bugün ki bizlerin geldiği noktaya baktığımız da kapımız çalınacakta misafir gelecek diye korkar olduk. Misafir geleceği zaman bir hafta öncesinden hazırlık yapıyoruz. Çünkü hayatı kendimize zorlaştırmamız dan kaynaklanıyor.

      Şahsına münhasır olarak yine hemen ikram da bulunulması istiyor. Fakat delikanlılar buzağıya hiç ellerini sürmüyorlar. İbrahim a.s bu durumdan işkilleniyor çok rahatsız oluyor. Anlıyor ki onlar insan değil ve bu sefer başlıyor korkmaya. Bu meleklerin gönderilişinin bir azap için olduğunu farkeder bu yüzden çok kokar. Melekler "korkma Ey İbrahim, çünkü bugün biz seni müjdelemek için geldik." derler.

Ve Gerçek şu ki, İbrahim'e (semavi) elçilerimiz müjdeyle geldiler, (ve) "Selam olsun!" dediler; o da (onlara): "(Size de) selam olsun!" diye karşılık verdi ve sonra da onların önüne kızarmış bir buzağıyı getirip koymakta gecikmedi. (11 / HÛD - 69) 

Fakat ellerinin yemeğe gitmediğini görünce onların bu davranışı tuhafına gitti; onlardan yana içine bir korku düştü. (Ama) onlar: "Korkma! Biz Lut kavmine gönderildik" dediler. (11 / HÛD - 70)

Ve (yanlarında) ayaküstü bekleyen karısı, orada öyle (sevinçle) gülümsüyordu; işte bu haldeyken o'na İshak'ı(n doğumunu) müjdeledik ve İshak'ın ardından da (o'nun oğlu) Yakub(un doğumunu). (11 / HÛD - 71)

"Vah bana!" dedi, "Ben yaşlı bir kadın, kocam da yaşlı bir adam iken, hala çocuk mu doğuracağım? Doğrusu, yadırganacak bir şey bu!" (11 / HÛD - 72)

Dediler ki: Allah'ın işine mi şaşarsın ey evin hanımı? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizedir. Muhakkak ki O, Hamid'dir, Mecid'dir. (11 / HÛD - 73) 

Böylece İbrahim'in korkusu geçtikten ve kendisine (sözü geçen) müjde verildikten sonra Lut kavmi hakkında Bize yakarmaya başladı; (11 / HÛD - 74)

çünkü, İbrahim ince ruhlu, yumuşak başlı, çok içli, merhametli ve dönüp dönüp Rabbine yönelmek, O'na yakın olmak isteyen biriydi. (11 / HÛD - 75)

(Elçiler:) "Ey İbrahim, vazgeç bu yakarıdan!" dediler, "Rabbinin hükmü bir kere gelmiş bulunuyor: artık onlara geri çevrilmez bir azap vaki olacak!"(11 / HÛD - 76 )

      Bu müjde ile İbrahim a.s, ikinci oğul İshak ile müjdeleniyor. İshak'ın kelime manası, İbranice de Yashak; gülüyor demek. Neden gülüyor ismi konulmuş? Annesi İshak'la müjdelendiği zaman gülerek yanaklarına vurduğu için ona gülüyor manasında İshak ismi konuluyor. İshak a.s Filistin de yaşar orada hayatını orada sürdürür. İsmail a.s arapların atası olur Mekke'de hayatını sürdürür...

"Hamd olsun Allah’a ki, hayli yaşlı olmama rağmen, bu ihtiyarlık halimde İsmâil ve İshak’ı bana ihsan etti. Şüphesiz ki Rabbim duayı kabul buyurur."(14 / İBRÂHÎM - 39)

-"Ya Rabbî! Beni de, neslimi de namazı devamlı olarak ve gereğince kılan kullarından eyle! Duamı, lütfen kabul buyur Ya Rabbi!"(14 / İBRÂHÎM - 40)

"Ey Rabbimiz! Beni, annemi, babamı ve bütün müminleri kıyamet günü affeyle."(14 / İBRÂHÎM - 41)

***

      Ve bir rüya görüyor İbrahim a.s. Üç gün üst üstte oğlu ismail'i rüyasında boğazladığını görüyor. İlk gördüğünde , evlat boğazlamak kolay bir iş olmadığı için itibar etmiyor. İkinci kez aynı rüyayı görünce bekliyor ve üçüncü kezde aynı rüyayı görünce İbrahim a.s artık bunun Allah'tan gelen bir emir olduğunu anlıyor. Tabii ki İbrahim a.s'a yakışan bir hareketle oğlunu boğazlamak- kurban etmek üzere bu işe teşebbüs ediyor.

Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona) : «Oğlum» dedi. «Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken görüyordum. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.» (Oğlu İsmail) Dedi ki: «Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın.» (37 / SÂFFÂT - 102)

      Daha önce de, değişmiştik iki baba örneği: bir İbrahim a.s'ın babalığına bakalım birde babası Azer'in babalığına. İkiside oğullarını çok sevmelerine rağman Azer putları için ondan uzaklaşıyor. İbrahim a.s da Allah için oğlunu kurban ediyor...

Sonunda ikisi de (Allah'ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı;  (37 / SÂFFÂT - 103)

      Meşur rivayetler vardır: Bıçak İsmail a.s'ı kesmez, tekrar dener  kesmez üçüncü kezde keşmeyin İbrahim a.s Allah'a asi olmaktan, Allah'ın emrini yerine getirememekten korkar ve bıçağı taşa vurunca o kadar keskinki ateş çıkıyor.

Biz ona: «Ey İbrahim» diye seslendik. (37 / SÂFFÂT - 104)

«Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Hiç şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.»(37 / SÂFFÂT - 105)

Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.(37 / SÂFFÂT - 106)

Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik. (37 / SÂFFÂT - 107)

Sonra gelenler arasında da ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. (37 / SÂFFÂT - 108)

İbrahim'e selam olsun. (37 / SÂFFÂT - 109)

Bu büyük imtihanın akabinde İbrahim a.s'a nasıl bir mükafat veriliyor. Allah'ın beytini inşaa etme görevi ihsan ediliyor.

Hani Evi (Kâ'beyi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kıldık. «İbrahim'in makamını namaz yeri edinin», İbrahim ve İsmail'e de, «Evi'mi tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rükû ve secde edenler için temizleyin» diye ahid verdik. (2 / BAKARA - 125)

Hani İbrahim: «Rabbim, bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır» demişti de (Allah:) «Küfredeni de az bir süre yararlandırır, sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o» demişti. (2 / BAKARA - 126)

İbrahim, İsmail'le birlikte Evin (Ka'benin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti:) «Rabbimiz bizden (bunu) kabul et, şüphesiz, Sen işiten ve bilensin»; (2 / BAKARA - 127)

«Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (müslümanlar) kıl ve soyumuzdan da sana teslim olmuş (müslüman) bir ümmet (kıl) . Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin.» (2 / BAKARA - 128)

«Rabbimiz, içlerinden onlara bir peygamber gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.» (2 / BAKARA - 129)

Kendi nefsini aşağılık kılandan başka, İbrahim'in dininden kim yüz çevirir? Andolsun, biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de o salihlerdendir. (2 / BAKARA - 130)

İbrahim a.s'ın hayatını burada bitiriyoruz. Ne zaman, nerede öldüğünü bilinmemektedir, Allah-u Alem(Allah bilir)...

Yaşantısından Yola Çıkarak İbrahim a.s'ın Bize Örnekliği, Öğretileri Nelerdir?
1. Allah azze ve celle eğer ki bir kuluna ileriki yaşlarında üstün bir görev bahşedecekse, eğer ki onu İslam'a kazandıracaksa, o kulunu küçük yaştan itibaren koruma altına alır.Onu korur Mevla. Öyle hayatlar vardır ki, aslında çamura batmaya bir adım kalmıştır ama bir şekilde  o çocuk hep koruur ve büyüdüğünde o çocuğun İslam'a kazanıldığını görürsünüz. Bu bilgi bizi Dua'ya çıkarır. Bu korumayı çocuklarımız, kardeşlerimiz, yiğenlerimiz için istemeliyiz. "Ya Rabbi! Ben biliyorum ki, Sen ileri de üstün görev vereceğin kullarını korursun. Ya Rabb'i benim çocuklarıma da - kardeşlerime de- yiğenlerime de üstün görevler nasip et onları da koru." veya görevden ziyade "Onları muhafaza et, onları küfrün bataklıklarından koru"...

2. Toplumun hepsi, kafir, müşrik veya küfür içinde olsa dahi bir tek hakiki mü'min bütün topluma yeter ve ona kâfi gelir. Topluma uymamalıyız koyun gibi... Ve şunu görüyoruz kalabalığın görüşü her zaman doğru görüş değildir.İbrahim as gördük Hükümdarı ki böyle büyük mimariler yapabilen halkın arasında Aydın, elit tabaka insanlar çoğunlukta olsa gerektir, yine bu toplumun bir hekimi-doktoru vardır. Ne olursa olsun, taki bütün toplum küfür üzerinde yürüse bile, bizler tek olarak, fert olarak düzgün bir akideye, düzgün bir mü'min anlayışına sahip isek Allah bize kâfi gelir ama DÜZGÜN MÜ'MİN olursak...

3. Tebliğ yöntemi...
a.İlk önce evin içine.
b. Yumuşak huyluluk ile muhatab red etse dahi hidayeti için dua etmek.
c. Tebliğe kalkışmadan kendi çizgimizi öğrenmek. Kendi çizgisinden taviz vermeden, plana göre dam denecek yerde kapı, kapı denecek yerde dam demeden.
d.Akıllıca, hikmetli şekilde, fazla uzatmadan, tartışmaya mahal vermeyecek şekilde kısa ve öz, düşünmeye sevk edecek uslub ve tarzda tebliğ etmek.

4.Teslimiyet ve Tevekkül... Allah'ı kendine veli kılmak. Bu insana ne kazandırır? İbrahim a.s'a ateşi serin kıldı. Allah'a güvenen kişinin sırtı yere gelmez.

5. Bir ömür (can, nefis, çocuk, eş) Allah'a nasıl feda edilir, İbrahim a.s bunun en güzel örneğidir. Allah'a kurban olmayan ahlaka, sende kurban olma...

6. Allah azze ve celle kendisi için fedakarlıklar yapanlara, büyük mukafatlar ve şerefli görevler, rızıklar ihsan eder.

7. İbrahim a.s bizlere duayı, duanın gücünü öğretiyor. Duanın ufkunun açılması, genişletilmesi gerektiğini öğretiyor. Kendi için, çocukları için, daha gelmemiş zürriyeti için dua ediyor.

~ ~ ~ 

«Ey Rabbim, beni, anamı, babamı, îman etmiş olarak evime giren kimseleri, (kıyamete kadar gelecek) erkek mü'minleri ve kadın mü'minleri Sen bağışla. Zalimlerin helakinden başka bir şey'ini de artırma». (71 / NÛH - 28)  

      Ya Rabbim!.. Okudukarımızı anlamayı- kavramayı - akletmeyi ve yaşayabilmeyi nasip eyle...

      Rabbim bizleri kendisine hakiki manada kurban olanlardan kılsın. İslam'a kurban olmayı nasip eylesin. İslam dışı bütün herşeyi hayatımızdan çekip alsın. Rabbim sen bizleri düzelt, Rabbim sen bizleri düzelt, Rabbim sen bizleri düzelt... (Amin ecmain inşeAllah)




15 Aralık 2012 Cumartesi

Siyer-i Nebi Ders Notları - 2 (İbrahim Aleyhisselam Nasıl Bir Kavme Gönderilmişti?)


      İbrahim a.s'ın örnek davetini, tevhid mucadelesini ve İbrahim peygamberin bu tevhid mucadelesini, nasıl bir toplum içerisinde yürüttü? Bizim zennettiğimiz gibi hiç birşeyden anlamayan, dağlarda yaşayan, koyun güden zaten birşeyden haberdar olmadığı için aya, güneşe, yıldıza tapan insanlar mıydı bunlar? Kolay mı oldu İbrahim a.s'ın tevhid mucadelesi? Yoksa tam  tersi o günki insanlarda aynı bu günki insanlar gibi bilgili, kendi çaplarında kültürlü insanlar mıydı bunu göreceğiz inşeAllah....

      İbrahim a.s Halilullah lakabını almış bir peygamberdir. Allah'ın dostu lakabını almıştır. Rivayetlere göre bunun da iki nedeni vardır:
      Birincisi; İbrahim a.s Allah'a çok itaat eden, Allah'ı çok seven hatta Allah'a olan sevgisinden dolayı ona en sevgili olan ki, 80-90 küsür yaşından sonra bahşedilen evladını Allah O'na vahyettiği için gözünü kırpmadan kurban etmeye gidecek kadar Allah sevgisi olan bir peygamberdir. Bütün sıkıntısını, derdini direk Allah'a açan bir peygamber olduğu için bu lakabı almıştır...
      Bir diğer rivayet ise; İbrahim a.s çok cömert ve asla insanlardan bir şey talep etmeyen bir peygamberdi.Sofrasında bir misafir olmadan yemeğini yemez ve Halil İbrahim sofrası -  Halil İbrahim bereketi buna ithaf edilir. Gelen misafirinin sadece karnını -  midesini değil gönlünü de doyurmadan bırakmaz imiş ki, mü'mince ikramın ve misafirperverliğin en makbulü de bu olsa gerek...

      İslam davetinin öncülerindendir, tevhid mucadelesini gerçekten çok büyük çabalarla yaşamaya çalışmış, tek başına Ümmet olan bir peygamberdir.
      Rivayete göre; İbrahim a.s 10 sahife verilmiştir.

      Kur'an'ı Kerim'de, bire bir örnektir denilerek ifade edilen iki peygamberden biridir. Birisi Muhammed s.a.v, diğeri de İbrahim a.s'dır : "Gerçekten İbrahim'de ve ona uyanlarda sizin için güzel bir örnek vardı..... "60 / MUMTEHİNE - 4 

      İBRAHİM A.S'ın GÖNDERİLDİĞİ KİLDANİLER-KELDANİLER KAVMİNİN GENEL DURUMU:
  İbrahim a.s'ı hayatından önce yaşamış olduğu çağı ele alalım.

   
      Yaşadığı dönem Konusunda farklı rivayetler bulunmakta fakat tarihçilerin üzerinde ittifak ettikleri bilgiye ve arkeolojik kazılardan edinilen bilgilere göre İbrahim a.s, Sümer şehir devletlerinden biri olan Ur Şehrine, Keldaniler'e gönderilmiştir. Mezopotamya dediğimiz bölgenin alt kısmında kalan bir şehirdir.Sümer İmparatorluğu, ufak ufak şehir devletlerinden oluşmuştur. Ur Şehrini bazıları Urfa'ya çevirmişlerdir. Direk Urfa olmasa da ateşe atıldıktan sonra ki yolculuğunda uğramış ve tebliğ'de bulunmuş olma ihtimali daha yüksektir. Ur Şehir Devleti de Sümer İmparatorluğuna bağlı küçük bir devlettir. Halkı, uzak şehirlere ticaret yaparak geçimini sağlayan ve bu yapmış oldukları ticaretlerin sonucunda çok zenginleşmiştir. Yaklaşık olarak yarım milyon nüfusa sahip. Ur Şehrinin büyük bir kesimi çok zengin insanlardan oluşmakta. Zenginlikleri de yine yapılan arkeolojik kazılardan, mezarlardan çıkan mücevherattan anlaşılıyor. Arkeologlar yaptıkları kazılarda çok büyük mezar evler buluyorlar, içerisinden bugün için bile çok önemli sayıda gümüş, altın ve çok değerli ziynet eşyaları bulunuyor. Yani Ur Şehri çok zengin, halkı maddi ve ekonomik yönden refah içerisinde, yaşamış oldukları çağ içerisinde üstün bir medeniyet içerisinde bulunan bir toplum.

      Milattan önce 4000'li yıllarda yaşamış olan bu şehre ait, iki katlı çok ve geniş odalı evler bulunuyor. İlginç olan bu evlerin içerisinde mutlaka en büyük oda puthane odası, içerisine putlarını koydukları bir odaları ve ölen ev halkıda o putun yanına gömülüyor. O gün için sırf evlerde putlar yok. Her ailenin kendine özel bir putu olduğu gibi her mahalleye özgü bir puthane var, o puthanenin içerisinde de çok sayıda put bulunuyor. Yine yapılan kazılarda sadece bir mahallede sayıları 5 bini bulan putçuklar bulunmuş.İbrahim a.s babası da böyle bir puthanenin bekçisi, rahibi. Ur Şehri halkı, kendi çapında çok dindar halk, evlerinde bile ibadethaneleri - puthaneleri var. Ve bu halk milattan önce 4000'li yıllarda iki katlı çok ve geniş odalı ev yapan bir mimariye sahip ve yine ticaret yapan bir halk dünyevi açıdan cahil bir halk olmasa gerek.

      Bahsetmiş olduklarımız ailelere ve mahallere ait putlardı. Bir de tabii bu putların en büyük tanrısı olması lazımdır ki, en büyük tanrıları Ay Tanrısı Nanna... Adı Nanna. Sümer İmparatorluğunun en büyük baş tanrısı.


      Bizim bildiğimiz bugün uydumuz olan Ay olan Nanna için, Ur şehrinde çok büyük bir tapınak inşaa ediliyor. Bugün ki piramit tarzı bir tapınak. Bu tapınağın en üstünde tavanları altından, duvarları mavi tuğlalardan olan çok büyük bir oda yapılıyor. Bu oda da Nanna'nın yatak odası olarak adlandırılıyor. duvarları 46'ya 66 metre, tepeside 12 metre genişliğinde büyük bir oda yapılmış.


      Yine buna benzer bir diğer tanrı da, komşu şehir Babil'de Güneş Tanrısı Marduk... 


Bunun içinde büyük bir tapınak yapılmış, bu tapınağında tavanları altından, duvarları mavi tuğladan son derece görkemli sadece Nanna ve Marduk burada uyusunlar diye bu kadar mimari bir yapıyı, halk inşaa etmiş.

      Peki Nemrud kim? Burası önemlidir. Tevhidin ne olduğunu anlatır. 
   
      Ay Tanrısı Nanna'nın yeryüzündeki cesedi-sureti bir put yapmışlar, fakat bunu Nanna olarak görmüyorlar. Bu sadece Nanna'nın yeryüzündeki sureti sayılıyor ve tapınakta duruyor. Put konuşamadığı, kendini ifade edemediği, isteklerini ve kurallarını halka söyleyemediği için; Kral yani Nemrud otomatikmen Ay Tanrısı Nanna'nın sözcüsü hükmündedir.Kral, Nanna ile özdeşleşmiş, onda yok olmuş yani bir nevi tanrının yeryüzündeki insan versiyonu haline gelmiştir. Tanrı ile özdeşleşmiş olan Kralın buluşmaları için yılda bir kez toplanılıp büyük ayinler, törenler düzenlerlermiş. Tanrı Krala isteklerini söylüyor oda bu istekleri halka söylüyor. Tanrının yeryüzündeki sözcüsü Kral olduğu için bütün ülkenin sahibi konumundadır. Bu yüzden "Ben sizin Rabbinizim" diyor. 

      Halkın geliri üçe bölünüyor. Fakat üç eşit parçaya değil. Halkın gelirinin üç parçaya bölündüğünde, en büyük parça Ay Tanrısı Nanna'ya ait. Yani Krala ait. Ortadaki ikinci büyük pay da, diğer tapınaklardaki putların. Tabii buda bekçileri-rahiplerin hakkı oluyor. Azer, İbrahim a.s babası da bu rahiplerden birisi. En küçük pay ise halkın kendisinin. Her zaman olduğu gibi uyutulan ve sömürülen halk zararlı durumdadır.
Kral, Ay Tanrısı Nanna'nın gölgesi olduğu için kendisi Mâlik ve Rabb zannediyor. Bu sebepten Kur'an: Allah'tan başka ortaklar, eşler edinmeyin... Mâlik, Rabb, İlah o yüzden sadece Allah'tır diyor...

      Halk, Kral'ın otoritesine karşı gelir mi? Hayır. Çünkü o Tanrı'nın emrini uyguluyor. Hatta Tanrı'nın yansıması yeryüzünde. O yüzden Kral'a itaat, kayıtsız şartsız mutlak Krala ait... Kral'a yapılan herhangi bir hayır kelimesi, direk Baş Tanrı'ya Nanna'ya yapılmış gibi kabul ediliyor.

      Kral'ın yani Nemrud'un en önemli faaliyeti, Baş Tanrı adına halktan bağış toplamak. Her yerde aynı dava; Nemrud'da aynıydı, Fravun'da, Ebu Cehil'de, bugünkilerde....

      Yapılan kazılarda Güneş Tanrı'sı Marduk'un eşyalarına ulaşılmış, Babil kulesinde ki o günün şartlarıyla muhteşem bir yapıdır. Güneş Tanrı'sı adına yapılan taht, masa ve iskemlenin toplam ağırlığı 23 bin 7 yüz kilogram saf altından yapılmış. Ülkenin bu tanrılara verdiği önemide 23 bin 7 yüz kilogram saf altından anlamak mümkündür. Radikal putperest bir toplum.Diğer peygamberlerde olduğu gibi şirke bulaşmış, hatta boylu boyunca şirke batmış putperest bir topluma gönderilmiş. O din bütün hayatlarını sarmış, artık insanlar öyle olmuşlar ki beyinleri uyuşmuş, uyutulmuşlar, çağlar boyu uyuyan insanların uyanması o kadar kolay almasa gerek.

      Hani hep kendimizi temize çekiyoruz ya, "bu zamanda bizim işimiz çok zor" bunu hepimiz diyoruzdur. Peygamberler bu işi yapmış ama şimdi daha zor. Evet zor... Ama İbrahim a.s'ın ki daha zor... İbrahim a.s'ın tevhid mucadelesi ile bizim tevhid mucadelemiz arasında (ne kadar mucadelemiz olduğu tartışılır olsada) dağlar kadar fark vardır.Zannediyor muyuz ki o kadar putçuluğun arasında ve babası rahipken geçimi kolay olsun...

      İşte İbrahim a.s böyle bir topluma peygamber olarak gönderildi...

      "Gerek İbrahim peygamber ve gerekse diğer peygamberlerde göreceğimiz ayette bulunmayan bilgiler; müslüman olan veya olmayan tarihçilerin verdikleri bilgiler, rivayetler hepside tartışmaya açık bilgilerdir. Doğruluklarını ancak Allah bilir... Ama en doğru bilgi ayetin bize verdiği bilgidir..."

      İBRAHİM A.S'ın DOĞUMU ve RİSALET GÖREVİ:
      İbrahim a.s doğumuyla ilgili İslam Tarihçilerinin naklettiğine göre Allah-u Alem;
 Nemrud'un yanında bulunan kâhin ve muneccimler, rivayetlere göre görülen bir rüya sonucunda diyorlar ki: "Ey Nemrud! Bir erkek çocuğu dünyaya gelecek ve senin tahtını elinden alacak" tarzında bir benzerinin Musa a.s'da olduğu gibi bildiriyorlar. Bunun üzerine Nemrud, ülke çapında bir emir veriyor. Bütün hamile kadınlar toplanacak, doğum yapanların oğulları öldürülecek kızlar bırakılacak. Daha da ileri gidiyor Nemrud, "Ben emredinceye kadar hiçbir erkek karısına yaklaşmıyacak." Bu emir de Tanrı'nın emri olarak görülüyor.
Fakat Allah'ın hikmetiyle - dilemesiyle Azer, hamile olan karısını şehrin dışında bir mağaraya kaçırıyor. Orada İbrahim'in annesi, O'nu dünyaya getiriyor.Azer, İbrahim a.s belli bir yaşa gelinceye kadar onu şehre getirmiyor. Tabii ki bu tarihi bilgidir doğrusu Allah-u Alem...

      "Zorlama bir anlayış ile tasavvuf'ta Azer'in amcası olduğunu ifade ederek baba kavramını değiştirirler. Oysa ki Kur'an'da; aile bireyinden birinin  puta tapan veya inkar eden olması örneği tek İbrahim a.s değildir. Nuh ve Lut a.s'ın eşleri, yine Nuh a.s'ın oğlu gibi örnekler bulunduğu gibi, Fravunun karısı Hz.Asiye gibi iyi örneklerde bulunmaktadır. İman akrabalığa, soya bakmadığı gibi falanın filanın yakını olmakta cenneti garantilemek değildir..."

      İbrahim a.s artık büyüyüp, çeşitli ihtiyaçlar için onu şehre götürüp getirmeye başladıkça, babası ona dinlerini anlatmaya başlıyor. Putlardan, Ay Tanrı'sından, Güneş Tanrısından...
Fakat İbrahim a.s kalbindeki o tevhid inancının gereğince bütün bunların olamayacağına kendisi kalben ilk başta bir hükmediyor.

"Andolsun, bundan önce de İbrahim'e rüşdünü vermiştik ve biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik."(21 / ENBİYÂ - 51)

      Yani babası ona kendi dinini empoze etmeden, tanıtmadan diyor ki Mevla " Biz, ona zaten rüşdünü vermiştik." Kalbine bir tek ilah inancını, tevhid inancını ilham etmiştik. Allah azza ve celle, İbrahim a.s muhafaza ediyor, koruyor.

 "Hani, Rabbi ona; teslim ol buyurduğu zaman, o da, alemlerin Rabbına teslim oldum, demişti."(2 / BAKARA - 131 )

Ve İbrahim a.s risalet görevine ilk olarak babasını uyarmakla başlıyor.

"Hani babasına demişti ki: Babacığım; işitmeyen, görmeyen ve sana hiç bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun? (19 / MERYEM - 42)

Babacığım, doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana gelmiştir. Öyleyse bana uy da, seni dosdoğru bir yola ileteyim. (19 / MERYEM - 43)

"Ey babacığım! Gel, Şeytan'a kulluk etme; çünkü Şeytan O sınırsız rahmet Sahibi'ne baş kaldıran biridir! (19 / MERYEM - 44)

Ey babacığım, ben senin başına O sınırsız rahmet Sahibi'nin katından bir azabın çökmesinden korkuyorum; (öyle bir azap ki,) başına geldiği zaman Şeytan'ın dostu ol(duğunu hemen anlar)sın." (19 / MERYEM - 45)


(Babası:) "Ey İbrahim, sen benim tanrılarımdan hoşlanmıyor musun?" dedi, "Eğer bu tutumuna bir son vermezsen, seni mutlaka öldüresiye taşa tutarım! Haydi, şimdi bir süre benden uzak dur!" (19 / MERYEM - 46 )

Şu açıdan da bakalım. Oysa ki, o baba oğlunu Nemrud'un gazabından korumak için mağaraya  onu saklamıştı. Baba aynı zamanda oğlunu çok seviyor. Şimdi bir İbrahim a.s'ın babalığına bakalım birde babası Azer'in babalığına. İkiside oğullarını çok sevmelerine rağman Azer putları için ondan uzaklaşıyor. İbrahim a.s da Allah için oğlunu kurban ediyor. Arada ki farkı görelim inşeAllah...



(İbrahim:) "Sana selam olsun!" diye cevap verdi, "Rabbimden seni bağışlamasını isteyeceğim: Çünkü O bana karşı hep lütufkar olmuştur.  (19 / MERYEM - 47)

Sizden ve sizin Allah'tan başka yalvarıp yakardığınız şeylerden uzak duracak ve (yalnızca) Rabbime yakaracağım: Böylece umulur ki, yakarışım Rabbim tarafından cevapsız bırakılmayacaktır." (19 / MERYEM - 48)

      İbrahim a.s'ın bu cevabı bize; Mü'minin duruşunu, küfür karşısındaki takınması gereken tavrı, Tevhid ile şirkin asla yan yana gelemeyeceğini, hak ile batılın kardeş olamayacağını açıklamaktadır... Tevhid mucadelesi yumuşaklıkla anlatılır fakat anlatan veya tevhide muhatap olan kişi çizgisinden bir şey kaybetmemelidir. "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz." (Buhari) Yumuşaklık ile taviz aynı şey değildir... Rabbime senin için dua edeceğim; babamsın, akrabamsın vs. bunu değiştiremem, seninle aramdaki akrabalık bağı devam edecek ama bu aramızdaki ilişki asla benim akideme bir zarar vermeyecek... denilmesi gerektiğini ifade etmektedir.

"Ve İbrahim (de, Bizden aldığı ilhamla) kavmine dönerek: "Allah'a kulluk edin ve O'na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun; bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır!" diye seslendi. (29 / ANKEBÛT - 16 )

Siz; sadece Allah'ı bırakıp putlara tapıyor, aslı astarı olmayan sözler uyduruyorsunuz. Doğrusu Allah'tan başka taptıklarınızın size rızık vermeye güçleri yetmez. Öyleyse, rızkı Allah katında arayın, sadece O'na kulluk edin, O'na şükredin. Siz; ancak O'na döndürüleceksiniz. (29 / ANKEBÛT - 17)

Eğer siz, yalanlıyorsanız, bilin ki; sizden önceki ümmetler de yalanlamışlardı. Peygambere düşen, sadece apaçık tebliğden ibarettir." (29 / ANKEBÛT - 18 )

Halka tebliği, putları kırması ve ateşle imtihanı daha sonra inşeAllah....  

12 Aralık 2012 Çarşamba

Siyer-i Nebi Ders Notları - 1 (Peygamberlerin Sıfatları ve Getirdikleri Davetin Özellikleri - İbrahim Aleyhisselam)

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


Peygamberlerin başlarından geçenlerden, sana anlattığımız her şey, senin gönlünü pekiştirmemizi sağlar; sana bu belgelerle gerçek; inananlara da öğüt ve hatırlatma gelmiştir.[ 11 / HÛD - 120 ]


      Peygamberlerin Hayatımıza Yansımaları...
      Ana konumuz son Nebi... Son Peygamber Muhammed Mustafa (sav). Çünkü Onun Ümmetiyiz ve Ona tabiyiz...
      Allah'a tabii olmanın itaat etmenin yolu; son Nebiye itaattir. Peki son Nebiye itaat neye bağlıdır?
      Kişi tanımadığı bir öndere itaat edemez! İtaat eder, ama sadece sureti olarak. Bugün sorsak ki İslam dairesi içinde olduğunu iddia edenlere: "Peygamberi seviyor musun?" diyeceklerdir ki, "nasıl sevmeyiz, aşığız, ölüyoruz bitiyoruz......" Medhiyeler düzenliyenler, Mevlid kandillerin de ağlıyanlar, Peygambere kurban kesenler, Peygambere hatim adayanlar vb. türlü türlü işler var. Oysa ki, Peygamberi sevmek O'na kurban kesmekten geçmez, bunun göstergesi değildir...Çünkü Kur'an'da buyuruyor ki Allahu Teala:

"De ki: «Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.»" (3 / ÂLİ İMRÂN - 31)

      Peki, peygambere tabii olmak nasıl olur? Onun yaşadığı gibi yaşamaya çalışarak, nehyettiğinden elimizden geldiğince kaçmakla olur.
      Peygamber nasıl yaşamış, nasıl bir insanmış bunları öğrenmeliyiz. Hani, gençlerin rol modelleri vardır. Peygamberler de, peygamberimiz de müslümanlar için örnektirler - rol modeldirler. Nedir rol model; örnek aldığı, tabii olduğu, onun gibi olmaya çalıştığı kişidirler.

      Ayeti Kerime'de buyurulmaktadır ki: "Allah ve Rasulü bir şeye hükmettiği zaman; ne mü'min erkekler için ne de mü'min kadınlar için artık işlerinde bir seçme hakkı olamaz. Kim de Allah'a ve Rasulüne isyan ederse; şüphesiz ki apaçık bir sapıklıkla sapmış olur.." (33 / AHZÂB - 36 )

      Mü'min için peygamber budur.Fakat, son peygamberin hayatına geçmeden evvel Allah Rasulünün: "Ben atam İbrahim'in duası, İsa bin Meryem'in müjdesi, anam Amine'nin rüyasıyım."  sözü üzerine ve peygamberi tanıyacaksak, peygamberi kökeninden tanımak lazımdır. Ve Allah Rasulu sav İbrahim Peygamber'in soyundan geliyor ve İbrahim a.s ile son Nebi arasında çok güçlü kuvvetli bağlar var. İbrahim a.s tevhid mucadelesi ile son Nebi'nin ve O'nun nezdinde  bizim tevhid mucadelemiz için çok büyük bağlantılar, almamız gereken ibret ve dersler bulunmakta. Allah Rasulu'nun soyundan geldiği İbrahim a.s ve O'nun soyundan gelen diğer peygamberlerle devam edip İsa a.s'ın ardından son peygamberi tanıyacağız inşaAllah...

      Öncelikle; Peygamber nedir? Rasul nedir? Nebi nedir?
      Bir binanın temeli atılmadan, üzerine çıkılan katlar bir süre sonra yıkılırlar. Bir konuyu temelden öğrenmek için ilk önce onun sözlük anlamına inmek lazımdır.
      Nebi kelimesi sözlükte: elçi, haber getiren manasındadır. Yalnız çok ilginç; getirdiği haberin önemli, faydalı ve sağlam bir kaynaktan sağlam haber olması gerekir.
Kur'an'da geçtiği anlamda: Allah'tan haber alan ve kullara haber getirme bakımından, Allah ile kul arasında ki elçi manasındadır.
      Rasul: Mesajı yüklenipte götüren anlamındadır. Yani almış olduğu haberi kendi yaşayıp, yaşadığı haberi götüren, aktaran demektir...
       Allah azze ve celle, insanlar arasında bir takım kişileri seçer, onları özel kılar ve onları özel bir görev ile görevlendirir. Bu seçim işini Allah yapar, kul bunu kendi iredesiyle seçemez. Allah azze ve cellenin bu gönderme - seçme işine: irsal adı verilir. Gönderilen elçiye Rasul denir. Rasul'un getirdiği Nebi'lik, Peygamberlik görevine de risalet adı verilir. Bizler Rasul ve Nebi yerine dilimize Farsça'dan girmiş olan Peygamber kelimesini kullanırız. Rasul - Nebi - Peygamber üçüde aynı manaya gelmektedir. Geleneksel tefsir anlayışında; Nebi ile Rasul arasında fark vardır. Nebi: kitap verilmeyen, kendinden bir önceki peygamberin şeriatını yürüten peygamberdir, diye tarif edilir. Rasul ise kendisine kitap verilen, yeni bir şeriat verilen peygamber olarak adlandırılır. Oysa ki Allah azze ve celle: İsmail as hakkında hem Nebi hem de Rasul kelimesini kullanmıştır.

"Kitap’ta İsmail’i de an. Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. Bir resûl, bir nebî idi." (19 / MERYEM - 54 )

      Peygamberler risalet görevini Allah ile insanlar arasında yürüten kimselerdir. Rabbimizin mesajlarını, kurallarını bir plana bağlı olarak yumuşaklıkla ve ürküntüye mahal vermeden yerine ulaştıran kimselerdir.
      Tebliğ; plana bağlı olarak yumuşaklıkla ve ürküntüye mahal vermeden  yapılmalıdır. Tevhidi bilmeyene zekat anlatılmaz... Sivri dille, kibir ve gururla tebliğ yapılmaz...

"Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab'ı, hikmeti ve daha önce bilmediğiniz birçok şeyi öğreten bir peygamber gönderdik." (2 / BAKARA - 151 )

      Peygamberler apaçık delillerle gelirler, yanlarında ilahi adaletin ölçüsü bulunur. İnsanlara hayatlarını nasıl düzenliyeceklerini, mallarını nasıl harcıyacaklarını, sosyal yaşantılarını nasıl dizayn edeceklerini öğretirler.
Mekke müşrikleri son Nebiyi niçin istemiyorlardı? Yalancı olduğu için mi, kötü bir insan olduğu için mi? Hayır. Bizzat O'na emin diyenler kendileri idi, öldürmek istedikleri adama mallarını emanet eden de yine onlardı... Tek suçu sosyal hayatlarına ve çıkarlarına mudahale etmesi idi.

       Allah'ın peygamberleri arasında hiçbir ayırım yoktur. "Peygamber, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandı. «O'nun peygamberleri arasında hiç birini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz) . Varış ancak Sana'dır» dediler." (2 / BAKARA - 285 )

"Allah, müminlere kendi özlerinden bir peygamber göndermekle onlara karşı lütufta bulundu. Bu peygamber onlara Allah'ın ayetlerini okuyor, onları arındırıyor, kendilerine kitabı ve hikmeti öğretiyor. Oysa onlar daha önce açık bir sapıklık içinde idiler."(3 / ÂLİ İMRÂN - 164 )

"Biz gönderdiğimiz her peygamberi, Allah'ın izni ile, mutlaka kendisine itaat edilsin diye gönderdik." (4 / NİSÂ - 64 )

"Bu peygamberleri müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik ki, bu peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı ileri sürebilecekleri hiçbir bahaneleri kalmasın. Hiç kuşkusuz Allah güçlüdür ve hikmet sahibidir." (4 / NİSÂ - 165)

PEYGAMBERLERİN SIFATLARI:
1.SIDK: Dosdoğrudurlar. Hiçbir peygamber asla yalan söylemez. Bizler öyle bir peygamberin ümmetiyiz ki Muhammed-ül Emin diye isimlendirilmiş... Bu isimde kendisine peygamberlikte önce verilmiştir.

2.EMANET: Bütün peygamberler güvenilirdirler. Yine Rasulullah'dan bir örnekle; hicret için yola çıkmadan önce Ali ra. arkada bırakıp müşriklerin kendisinde olan emanetleri teslim etmesini söylüyor, ki müşrikler bu durumda kendisinin ölüm emrini vermişlerdi... Peki bizler O'nun ümmeti olarak ne kadar eminiz?!..

3.FETANET: Bütün peygamberler kavim ve toplulukları arasındaki en akıllı - en zekileridirler.

4.İSMET: Günahsız olmak. Günah işlemezler ama insan oldukları için küçük hatalar, küçük yanlışlar yaparlar ki bunlara zelle denir. Fakat yaptıkları hatadan hemen dönüp tevbe ederler.

5.TEBLİĞ: Bildirmek. Peygamberler hiçbir şeyi gizlemeden, aleni bir şekilde ne gelmişse O'nu söylerler ve hiçbir şey ilave etmezler. Bugün bir kısım demiyor mu ki: bu ilim peygamberin gizli ilmiydi, bunu ancak bir takım insanlar bilebilir, gerisi bilemez vb. Böyle bir iddia peygamberlerin sıfatına uymamaktadır.

      Her peygamber adaletle hükmeder. Peygamberlerin soyları tertemizdir. Hiçbir peygamber zina soyundan gelmez. Yaratılışları ve suretleri guzeldir. Peygamberlere insanların kendilerinden tiksinecekleri kötü bir hastalık vakıf olmaz... Bütün bu özellikelriyle beraber onlar insandırlar; gülerler ağlarlar, yerler içerler, kıyafetlerini yamar misafirlerine hizmet eder vb...

PEYGAMBERLERİN GETİRDİKLERİ DAVETİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?
1.RABBANİLİK: Hiçbir peygamber, düşünüp, taşınıp şöyle bir sistem ortaya koyayım, diyerek işe başlamamıştır ve başlamaz. Her peygamber vahiyle gelir, vahiyle yaşar ve vahiy kesilince de gider.Onlar, bütün varlıklarıyla Rabb’lerine teslim olmuşlardır. O neyi söylemelerini isterse ancak onu ve Rabb’lerinin istediği ölçüde söylerler.

2.TEVHİDE ÇAĞRI: Adem a.s'dan Muhammed a.s'a kadar bütün peygamberlerin hepsi bir tek söze "Lâ ilâhe illalah"a çağırmıştır. Allah'ı birlemeye, Allah'a ortak koştuklarınızı bırakın, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın... hükümde, otoritede, kural koymada, rızık vermede, duayı kabul etmede Allah'ı birlemek tevhiddir.

3.ÜCRET İSTEMEZLER: "...ben sizden herhangi bir ücret istemiş değilim, benim çabamın karşılığını verecek olan sadece Allah'dır..." (10 / YÛNUS - 72 )

4.PEYGAMBERLER KAVİMLERİNİN DİLİYLE GÖNDERİLMİŞTİR: Yani kavimlerinin dilini bilen kişilerdir.

5.GAYELERİ AÇIKTIR: Bütün peygamberler konuşurken, tebliğ ederken kendilerini anlayabilecekleri şekilde konuşurlar. Sade ve açık dille, lafı dolandırmadan, muhatabının anlıyacağı tarz ve uslub ile anlatırlar.

6.İHLAS ve SAMİMİYET: Davalarında son derece samimi ve içtendirler. Misal: İbrahim a.s ateşe atılmayı, oğlunu samimiyetle - teslimiyetle yerine getiriyor.

İBRAHİM Aleyhisselam  
      İbrahim Peygamber, tevhid mucadelesi bakımından, katlandığı zorluklar, başına gelen imtihanlar açısından ulul azm (azm sahibi) diye adlandırılan peygamberlerdendir.

      İbrahim a.s'ın tevhid mucadelesiyle ilgili ayetler Mekke'de Allah Rasulüne muşrikler zulmederken indirilmiş. Ve bununla şu amaç güdülmüştür: Ey Muhammed sabret, atan İbrahim'de bu yollardan geçti.


İBRAHİM a.s'ın ZÜRRİYETİ:
┌─────────────────────────────────┐
                 1.Oğul İsmail a.s (annesi Hâcer)                               2.Oğul İshak a.s (annesi Sâre)

                                        |                                                                                       Yakub a.s

                                        |                                                                              12 oğuldan 11.Yusuf a.s

                                        |                                                              Musa - Harun a.s (eş zamanda Yûşa as)

                                        |                                                                                         Davud a.s

                                        |                                                                                       Suleyman a.s

                                        |                                                                                       Zekeriyya a.s

                                        |                                                                                           Yahya a.s

                                       |                                                                                              İsa a.s

                            Muhammed a.s

İki oğlu var. İki oğlunun soyundan da peygamberler geliyor. İbrahim a.s dua etmiş "....İbrahim de, “Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)” demişti..... " (2 / BAKARA - 124 ) 

“Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl....." (2 / BAKARA - 128 ) Rabb'ide duasını kabul etmiştir.


İbrahim a.s Keldanilerin Ur şehrinde doğmuştur. Sümer şehir devletlerinden biri olan Ur Şehri Mezopotomya...

Bu, Ur şehri halkı nasıldı, İbrahim a.s nasıl bir kavme gönderilmişti? devamı gelecek inşeAllah....