2 Haziran 2011 Perşembe

İSLAM, TEVHİD, HAYAT, DİN ve İBADET’in özlüce tanımı


      Hz.Ali (ra)’nın Mısır valisi Malik El-Eştere yazdığı bir mektupta;
“İnsanlar: ya İnsanlıkta (insan olma bakımından birbirlerine) eştir, ya da Din’de kardeştir.”buyuruyor.
      İnsanlara hangi alanda bakarsanız bakın ya insanlıkta eşinizdir ya dinde kardeşiniz...
Bir grupta vardır ki, bunlar insanlık vasfını yitirmiş, kaybetmiştir. İnsaniyetin olmadığı yerde İslamiyet’te olmaz. Dolayısıyla İslam’a savaş açmış olan bu gruba da kalleş diye hitap ediyor ve gerektiği gibi davranmamızda icab etmektedir inşaAllah… Eşi de kardeşi de kalleşi de ayırt etmek için ilk önce bir yola girmek gerekir... Bunun içinde düşünmek gerekir...

***

      Düşünmek aklı yola düşürmektir. Yola düşmeden düşünülmez. Aklın yola çıkmasıdır, düşünmek. Tefekkür budur işte. Bir başlama noktası şarttır. Başlama noktaları aslında varlığın yola çıktığı ilk noktadır. Ölümlü her varlık için başlama noktası şarttır. Hiçbir yerden çıkan hiçbir yere varır. Bir yerden çıkmak lazım, bir yere varmak için. Kayıtsız şartsız Allah'a teslim olmuş bir mü’minin referansı, başlama noktası ne olmak zorundadır?
      “VAHİY!..” Başka yolu mu var? Mü’min olmak bunu gerektirir. Zira vahiy; anlamın kaynağı olan Allah ile anlamın muhatabı olan insan arasındaki en sağlıklı, en sahih ve doğru köprüdür. Fıtri bir vahiy olan akıl, düşünmek için yola düşüp kendi uzayının karanlığında ilerlerken vahyin ışığı ile bakacak, vahyin ışığıyla yol alacaktır.

***

İslam nedir?
      İnsanın Allah karşısındaki esas duruşunun ve klas duruşunun adıdır. İslam, insanlığın değişmez değerlerinin öbür adıdır. Üç ayrı vurguya sahiptir.
1        Allah’a nispetle; TESLİMİYET…
2        İnsanlığa nispetle; BARIŞ…
3        Ahirete nispetle; KURTULUŞ…manasına gelir.
En geniş mana ile; Allah’ın hakkını teslim etmenin yolu, Allah'a kayıtsız şartsız teslim olmaktan geçtiğini bilmeye İSLAM denir. Bunu bilene de MÜSLÜMAN denir.
      İslam insanlıkla aynı yaştadır. Vahye göre başladı. Adem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa (Aleyhimüsselam), olmak üzere tüm peygamberler İslam’ın Peygamberleridirler. Başta eski ahit ve yeni ahit olmak üzere tüm vahiyler İslam’ın vahyidir. Hz. Muhammed (as) İslam’ın kurucusu değil(!), kendinden önceki peygamberlerin tümünü temsil eden son nebidir. Kur’an İslam’ın kurucu metni değil(!), kendisinden önceki vahiylerin özünü içinde barındıran taç vahiydir. Vahiy, her şeyin ölçüsü insandır humaniter düsturunun karşısına; “Hakikatin ölçüsü Allah'dır!..” düsturunu çıkarır.
      Vahiy hayatı bir bütün olarak takdim eder. Bu en iyi ahiret kavramında görülür. Ahiret; bir şeyin öbür yüzü demektir… Önce hayatı bir kabul eder sonra bu yüzü ve öteki yüzü diye bir hakikatın iki yüzünden bahseder, İslam. Bu yüzü sanal, öbür yüzü gerçek diyenleri reddeder İslam… Dolayısıyla iki yüzü de gerçektir. Amma buranın gerçekliği şimdi burada, diğer tarafın gerçekliği ise gaybi bir gerçeklik olarak hakikattır.
      El misal; sorarlar diyi mi nasılsın? Diye:
      “Henüz ölmedim, nasıl olacağımı ölünce görecez…”
   
***

      İslam’ın tüm kavramları iki kavrama icra olunabilir. “TEVHİD” ve “ADALET!..”
     Tevhid: İnsanın Allah ile ilişkisinin,
     Adalet: İnsanın başta insan olmak üzere tüm varlıklarla olan ilişkisinin ekseridir. Bu kavramları birbirinin yerine ikame edebiliriz. Şöyle ki, İnsan Allah ile olan ilişkisinin ekseni olan Tevhid de kusur ederse, bu insanla olan ilişkisine doğal olarak yansır. Ve Adalet zedelenir. İnsanlarla ilişkisinin ekseni olan adalette kusur işlerse, bu da Allah ile olan ilişkisine doğrudan yansır ve Tevhid zedelenir. Bu iki kavramı da bir kavrama indirgememiz mümkün ise, tevhide icra edebiliriz. Tevhid, bir Müslüman’ın Allah'a, hayatını, kendini ve varlığı okuduğu temel şifre olduğu için İslam’a girişin ilk şartı da Kelime-i Tevhid’dir. Allah birlemek insanı moriteist (deist) [evreni yaratanın olduğuna inanmakla beraber, yaratıcısının evrene hiçbir müdahalesi olmadığını savunan görüş] yapabilir fakat muvahhid yapmaya yetmez!..
      Muvahhid olmak için; Allah’ın, hayatın anlam ve amacı olduğuna iman şarttır. Deist olmak ayrı bir şey, Müslüman olmak ayrı bir şey…
     Bu yüzden Allah demek, anlam demektir. Bu yüzden varlığın ilk yasası anlamlılık ve amaçlılık yasasıdır. Yerçekimi yasası yokken, anlamlılık ve amaçlılık yasası vardı. Bu yüzden hiçbir şey anlamsız ve amaçsız değildir. Allah’ın elinin değdiği her şeyin bir amacı ve anlamı vardır. Ve bu yüzden varlık, amacına göre değildir!.. Bütün varlıkların amacı insana hizmet içindir. Ve bu şu soruyu sordurur;
      “Ey insan, senin amacın ne? Her şey senin emrine amade sen kimin emrine amadesin?..”
      Anlamın ve amacın olmadığı bir alan iddiası Allah’sız bir alan iddiasıyla eşdeğer bir iddiadır. İslam’ın makbul aklettiği iman budur. Bu imanın kişiyi getirdiği yer Allah (cc)’nün hayata müdahil olduğu gerçeğidir. Vahyin tanıttığı Allah, hayata müdahildir. Dolayısıyla hayat anlamlı ve amaçlıdır… Hayat ağacının en soylu meyvesi olan insanın da elbette anlamsız ve amaçsız olduğu düşünülemez.

***

      Vahye göre insana varlık amacı iki yolla öğretilmiştir, gösterilmiştir: “FITRAT” ve “VARLIK…”

      “Andolsun biz Ademoğullarını üstün bir şerefe mazhar kıldık; karada ve denizde binitlere yükledik ve güzel güzel nimetlerle besledik. Onları yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık” (17/ İsra 70)

      “ Doğrusu biz, insanı en güzel şekilde yarattık. Sonra onu sefil hale, nefsinin karanlıklarına iade ettik” (95/ Tin 4-5)

      İnsan fıtratı; akıl ve irade gibi insanı, diğer canlılardan ayıran niteliklerle donatılmış bir alt yapıdır. Bu fıtrat alt yapısı doğuştan iyi bir varlık kılar. İmam Cafere atfedilen;
     “ Akıl insanın içindeki peygamber, peygamber insanın dışındaki akıl…” sözü hatırlanmalıdır.
     Vahye göre insan özünde iyidir, kötülük onun özünde değildir. Ona arız olmuş bir kirdir. İnsan yaşadığı sürece kirlerinden arınma imkanına sahiptir.İşte İslam ile Hristiyanlık arasındaki fark budur. Bakınız Adem (as) iyi idi. Ne oldu? Çamura düştü, altın çamura düştü. Peki ne oldu sonuçta; Adam oldu, temizlendi, tevbe etti… Hata etmek insanı kötü etmez. İbliste hata etti günah işledi, Adem(as) da. Peki fark ne? İblis hatasını savundu İblis oldu, şeytan oldu. Adem (as) hatasından vaz geçti Adam oldu… Temel espri budur.
      Hristiyanlık ta her çocuk günah üzere doğar. Onun için vaftiz vardır. Vaftiz; doğuştan getirdiği kiri yıkamak. Niye doğuştan? Katolik kilisesinin klasik fetvası, “vaftiz olmamış çocuklar cehennemliktir” şeklindedir. Bizim Peygamberimiz (as)’ın fetvası ise:
      “ Dünyanın tüm çocukları cennetliktir”…
       Onun için küçük bir Hans gördüğünüz zaman, nasıl ki küçük bir Hasan'a sevgi ile kardeşim diye bakıyorsanız küçük Hans'ada öyle bakın. Deyin ki: "Ya Rabbi!.. Onu doğmuş olduğu fıtrat ile yaşayıp ölmesini nasip et!.. (Amin Ecmain inşaAllah)
     Fıtratın alt yapısını destekleyen bir üst yapıya ihtiyaç vardır. Zira insan bilgiyi elde eden üreten ve ileten bir varlıktır. Öğrenir ve öğretir. İnsanın üst yapısı alt yapısı ile uyumlu olursa insan, var ediliş amacını gerçekleştirir. Vahiy Allah’dan geldi, fıtratta Allah’dan geldi. İkisi de birbiriyle bir bütün olur. Aksi halde yanlış üst yapı, doğru alt yapıyı bozar. Ve insan özündeki iyiliği kurutmuş, kendi anlam ve amacına yabancılaşmış, dolayısıyla da hakikate yabancılaşmıştır. Bunun olmaması içinde karşımızda bir hayat tarzı olarak İslam’ı buluyoruz. Vahiy bir hayat tarzı inşa etmek için inmiştir. İslam’ın her bir unsuruyla mü’minin  hayatına talibtir, insanın hayatına talibtir. İslam’ın hayat dini olmasının en bariz delili, İslam vahiylerinin özellikle son vahiy olan Kur’an’ın hayat kitabı oluşudur. Vahiy insanı hayatının özdesi olarak kabul eder. İnsan halifedir ve emanet insana verilmiştir. İnsan yeryüzünün halifesidir. Türkçedeki halifenin bozulmuş karşılığı kalfadır, inşaat kalfası… İnsanda yeryüzünün kalfasıdır. Yeryüzünü sen inşaa et diye kalfa seçmiştir Allah. Bu kalfayı hangi usta eğitecek?... “Vahiy!..” Yani yeryüzünün, hayatın ustası insan, insanın ustası vahiydir. Vahiy bunun için hayata inmiştir. Vahiy hayatı inşa etme amacı taşıdığı için, bir neslin öncü sayılması gereken 23 yıla yayılmıştır. Vahiy ilk olarak doğrudan hayata seslenir, onu inşayı amaçlar. Alak suresinin ilk 5 ayeti, Muzzemmil suresinin ilk 11 ayeti 9 emirle gelir ve bu emirlerin tümü hayatı hazırlama emridir.

      Alak suresi ilk 5 ayeti:
*Oku! Yaradan Rabbinin adı ile oku
*O, insanı bir kan pıhtısından yarattı.
*Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.
*O, insana kalemle yazmayı öğretti.
*İnsana bilmediğini öğretti (96/ Alak 1-5)

      Muzzemmil suresi ilk 11 ayeti:
*Ey örtüsüne bürünen (Resulüm!)
*Geceleyin biraz uyu sonra kalk,
*Gecenin yarısında uyanık ol, ya bu miktarı biraz eksilt.
*Ya da çoğalt ve ağır ağır Kur’an oku.
*Çünkü biz sana sorumluluğu ağır bir söz indireceğiz.
*Kuşkusuz, gece ibadeti (kalp ve uzuvlar arasında) tam bir uyuma ve sağlam bir kıraata  daha elverişlidir.
*Çünkü gündüzleri, seni uzun uzun uğraştıracak işlerin vardır.
*Rabbinin adını an, bütün varlığınla ona yönel.
*O, doğunun ve batının Rabbi’dir. O’ndan başka ilah yoktur. O halde tek dayanağın O olsun.
*Müşriklerin senin için dediklerine sabret, yanlarından nazik bir şekilde ayrıl.
*Nimet içinde yüzen o yalancıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver. (73/ Muzzemmil 1-11)

      Muddessir Suresinin ilk 7 ayeti 7 tane emir içermektedir;
*Ey bürünüp sarınan (Resulüm!)
*Kalk ve (insanları) uyar.
*Sadece Rabbini büyük tanı.
*Elbiseni temiz tut.
*Kötü şeyleri terk et.
*Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.
*Rabbinin rızasına ermek için sabret.” (74/ Muddessir 1-7)

Aslında Kur’an baştan sona mü’minlere bir model, bir hayat modeli inşa eder. Bunun için şu dört inşa sürecini gerçekleştirir:

1        Aklı, tasavvuru inşa eder.
2        Önermeleri ile aklı inşa eder.
3        Peygamber örnekleriyle kişiliği inşa eder.
4        Bütünüyle hayatı inşa eder.

Peygamber örneklerinden anlaşılması gereken, kişiliği inşa eden noktalardan bir kaçına değinelim.

El Misal:
      Adem (as.)’ın kıssası: Ey insan hatasız kul olmaz. Adem (as) da hata etti, İbliste… Adem (as)’ı; adam eden hata etmesi değil, hatasından vazgeçmesi… İblisi şeytan eden de hatasını savunmasıydı… Hatanı savunma Ey insan!..

      Nuh (as)’ın kıssası: Ey insan karada gemini yap… Deniz olmasa da sen yap gemini. Günah okyanus olsa, sen sevap adası ol. Herkes zıvanadan çıksa, sen tek kalsan da doğruyu yaparsan karada gemi yapmış olursun. Tuğyan olan yerde helbet olur Tufan!..

      İbrahim (as)’ın kıssası: Diyelim İbrahim’siniz, İsmail’iniz kurban istendi. Allah her neki istedi, almak için değil. Vermek için ister… Sen ver İsmail’ini. Allah, İsmail’in yanına promosyon olarak İshak’ı verir!..

      Yusuf (as.)’ın kıssası: Her insanın vardır bir Züleyha’sı. Bayanların; incik idi boncuk idi süstü püstü. Erkeklerin; markadır, arabadır, attır, kattır, yattır. Peki herkesin bir Züleyha’sı varsa, olmaması gereken ne?.. Gömleğin arkadan mı yırtılıyor, önden mi?.. Züleyha mı seni kovalıyor, yoksa sen mi?..

      Musa (as.) kıssası: Farzet ki, Fravunun zulmü annelerin rahmine kadar uzanmış, hiçbir şey kalmadı diyorsunuz. Napalım?.. Her Fravunun bir Musa’sı vardır. Musa’yı Fravunun sarayında arayın. Hiçbir yerde bırakmadı mı? Fravunun yanına bakın!..

      Sözün en özüne gelecek olur isek. Kur’an, hayatta her an!.. Bunu bil, anla, anladığını yaşa ve yaşat. İşte kurtuluşun formülü bu!.........


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder