31 Mayıs 2011 Salı

TEVHİD - 2

TEVHİD ÜÇE AYRILIR;
1.      TEVHİD-İ RUBUBİYET (Allah’ın Rab’liğinde Tek Olduğuna İnanmak) :
Rablık anlamına gelir, Allah'ın Rab ismine nispet edilen bir kelimedir. Rab kelimesinin lugatte çok anlamı vardır; mürebbi (terbiye edici), malik (mülk ve iktidar sahibi), seyyid (efendi), müdebbir (yönetici), mütemmim (tamamlayıcı), kayyim (yönetici) gibi anlamlar bunlardan bazılarıdır.

Rububiyet Tevhid'i demek sadece Allah-u Teala'nın herşeyin Rabb'i ve Melik'i olduğunu, ortağının olmadığını sadece O'nun yaratıcı olduğunu alemin idarecisi, tasarruf edicisi ve hükmedicisi olduğunu, kulları yarattığını, rızıklandırdığını, öldürüp dirilttiğini ve O'nun hükmünü eleştirebilecek kimsenin olmadığını kesin ve tam olarak ikrar ve kabul etmek Allah'ın kazasına, kaderine ve zatında birliğine inanmaktır. Özetle: Allah-u Teala'yı fiilleri ile birlemek demektir.

"Yerde olanların tümünü sizin için yaratan O'dur." 2/ BAKARA - 29

"Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır." 51/ ZÂRİYÂT - 58

Tevhidin bu çeşidine Kureyş müşrikleri ve çeşitli din ve inanç mensuplarının çoğu kabul eder. Hepside alemin yaratıcısının Allah olduğuna inanırlar.

"Andolsun onlara; «Gökleri ve yeri kim yarattı?» diye soracak olsan, hiç tartışmasız; «Allah» diyecekler. " 31/ LOKMÂN - 25 

"De ki: «Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?»
«Allah'ındır» diyecekler. De ki: «Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?»
De ki: «Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?»
«Allah'ındır» diyecekler. De ki: «Yine de korkup sakınmayacak mısınız?»
De ki: «Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Her şeyin melekûtu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor.»
«Allah'ındır» diyecekler. De ki: «Öyleyse nasıl oluyor da siz böyle büyüleniyorsunuz?»" 23/ MU'MİNÛN - 84 - 89

Rububiyet Tevhid'i herkeste vardır. Fıtraten olan bir tevhid çeşididir. Uluhiyet Tevhid'i yoksa Rububiyet Tevhid'iyle kişi müşriktir. Kulların kalbi Allah'ın Rububiyetine elverişli bir fıtratla yaratılmıştır. Bunun içindir ki, sadece bu çeşidine inanan bir kimse tevhidin ikinci çeşidine bağlanmadıkça muvahhid olamaz, tevhid inancına sahip bir kişi olarak kabul edilmez. Şunu bilmeliyiz ki, bu tür bir tevhid insanı ne İslam'a dahil eder nede kanını, malını masum kılıp onu cehennem azabından kurtarabilir.

2.      TEVHİD-İ ULUHİYET (Allah’ın İlahlığında Tek Olduğuna İnanmak):
İtaat edilen, mabud anlamındaki İlah kelimesinden türetilmiştir. İlah kelimesi: gerçek İlah olan Allah'ı da, Allah'tan başka ibadet edilen batıl ilahları da, yani; tapılan her şeyi kapsar. Fakat gerçek İlahın yaratıcı, muktedir, rızık verici ve müdebbir (yönetici, düzenleyici) olması gerekir. Böyle olmayan kendisine haksız yere ibadet edilse de ilah diye isimlendirilse de İlah değildir.

 Uluhiyet Tevhid'i, ibadeti ve kulluğu sadece Allah'a yapmaktır. Buna ibadetin tevhidi de denir. Bunun anlamı; Allah'ın gerçek ilah olduğuna ve O'ndan başka batıl ilah bulunmadığına ve O'nun dışındaki bitin ilahların batıl olduğuna kesin olarak inanmak, ibadeti, boyun eğmeyi ve mutlak itaati sadece O'na tahsis etmek, kim olursa olsun hiç kimseyi O'na ortak etmemek, namaz, oruç, zekat, hac, dua, yardım isteme, adak, kurban, tevekkül, korku, ümit, sevgi, inabe (tevbe ve yönelme), haşyet (saygı duyarak korku duymak) ve tezellül (huzunrunda kendini küçük görmek) gibi görünen ve görünmeyen hiçbir ibadeti O'ndan başkasına yapmamak sevgi, korku ve ümitle ve bunların hepsi ile Allah'a ibadet etmektir. Bunların hepsi ile değilde bir kısmı ile Allah'a ibadet etmek sapıklıktır. Bunların hepsi ile değilde, bir taraftan sadece namaz kılan, oruç tutan, diğer taraftan sadece Alalh'tan istenilebilecek bir şeyleri başkasından istemek; Allah'tan başkası için kurban kesmek gibi şirktir.

"Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen'den yardım dileriz." 1/ FÂTİHA - 5 

Uluhiyet Tevhid'i Ancak Şu İki Esasın Varlığı İle Gerçekleşir;
1. Her türlü ibadet ve kulluğun başkası için değil sadece O'nun için yapılması. Yaratıcının haklarından ve özelliklerinden hiçbirini mahluka verilmemesidir. Uluhiyet Tevhid'i sadece Allah'a ibadet etmeyi gerektirir. 

"De ki: «Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır.»
«O'nun hiç bir ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum ve ben müslüman olanların ilkiyim.»" 6/ EN'ÂM - 162 - 163

2. Uluhiyet Tevhid'ini gerçekleştirecek ilkelerden ikincisi ibadetin Allah'ın emirlerine uygun olarak yapılmasıdır.

İbadet = Yaşamak... Yaşamımız, kime ve neye göre?
Bir kimseye yaptığını yaptıran, yapmadığını yaptıran O'nun ilahıdır... Sizin ilahınız kim?

"De ki: «Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resulünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez." 9/ TEVBE - 24

Aklımız, vicdanımız ve duygularımızla Rabb'imizi bulabiliriz. Sevgide, umutta, korkuda, musibette nasıl sorusuna sorup cevabı tereddütsüz Allah ise İlah'ımızıda bulmuşuz demektir.
Özetle, tevhid hayata dönümüdür, kulluk bilincine varmaktır, kul olduğunu bilmektir. Bütün uzuvlar görevini bilir ve görevini yerine getirir. Aynen uzuvlar misali sizi de harekete geçiren, hayat merkeziniz de kim varsa o sizin İLAH'ınızdır...

3.      TEVHİD-İ ESMA VE SIFAT (Allah’ın İsim ve Sıfatlarında Tek Olduğuna İnanmak):
Sıfatlar: 

Allah-u Teala'nın ZATİ SIFATLARI altı tanedir:
1. Vucud: Allah'ın var olması demektir.
2. Kıdem: Allah'ın varlığının başlangıcı olmaması.
3. Vahdaniyet: Allah'ın bir olması.
4. Beka: Allah'ın varlığının sonunun olmaması.
5. Muhalefetün Lil-Havadis: Yaratıklarına benzememesi.
6. Kıyam Binefsihi: Varlığı kendinden olması.

Allah-u Teala'nın SUBUTİ SIFATLARI sekiz tanedir:
1. Hayat: Allah'ın diri olmasıdır.
2. İlim: Her şeyi bilmesidir.
3. Semi: Her şeyi işitmesidir.
4. Basar: Her şeyi görmesidir.
5. İrade: Dilemesi (istemesi)
6. Kudret: Her şeye gücünün yetmesi.
7. Kelam: Konuşması (Kur'an-ı Kerim)
8. Tekvin: Yaratması.

Esma-ül Hüsna: 
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki, Allah-u Teala'ya mahsus olarak doksan dokuz isim vardır. Her kim bu doksan dokuz ismi ihsa ederse cennete girer." Tirmizi, İbn-i Hibban – Hâkim

İhsa ne demektir? : Bu kelimeye üç türlü ma'na verilmiştir: Saymak, ezberle­mek, ma'nalarını şuurla anlamak. Şu halde ihsa tahakkuk et­mek için bu doksan dokuz ismi hem ezberlemek, hem ma'nalarını öğrenmek, hem de saymak gerektir. Yoksa bir papağan gi­bi sadece ezber etmek veya saymak kafi değildir. İnsan gibi şu­urlu bir mahluka yaraşan da budur. Burada dok­san dokuz adedinin söylenmesi hasr için değildir. Yani Allahu teala'nın ancak doksan dokuz ismi vardır. Bunlardan başka yoktur ma'nasına değildir. Belki yalnız ihsa isimlerini bildir­mek içindir. Yoksa Kur'an'da Allah'u teâlâ'nın bunlardan başka isimleri de gelmiştir. Onlarda ihsa'ya dahildir.

Neden Esma-ül Hüsna? :
1. Allah'tan bağımsız bir hayat alanı olmadığından.
2. Allah'ı kendi kelamından anlamak, bilmek için.
3. Esma'nın ahlakını insana yansıması için.
4. Halık ve mahluk arasındaki mahiyet farkını anlamak için.
5. Allah'a yaklaşmaya vesile olsun diye.
6. Sahih bir Allah tasavvuru için.
7. Allah'ı layık olduğu vasıflarla anlamak için.
"Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler." 39 / ZUMER - 67
8. O'nun öğrettiği gibi zikretmek için.
9. Dua ve ibadetin kabulü için Esma-ül Hüsna...

5 Mayıs 2011 Perşembe

TEVHİD - 1


TEVHİD: Birlemek, tekleştirmek, her şeyi O’na has kılmaktır. Yine tevhid imanın göze fer, dize derman, dile ferman, akla burhan, gönle sultan olarak yürüyüp mü’mince bakış açısına, dünya görüşüne basiret ve ferasete, cihad ve içtihada, muhabbet ve ülfete, tefekkür, tezekkür ve tesbihe, ahlak ve edebe özetle hayata dönüşmesidir.

"Allah kendine ortak koşulmasını bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan da gerçekten büyük bir günah işlemiştir." (Al-i İmra:3 48) 

“De ki: O Allah birdir. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey O'na muhtaçtır. Kendisi doğurmamıştır ve doğrulmamıştır." (İhlas:112/1-4)

"İlahınız tek ilahtır. O'ndan başka ibadete layık ilah yoktur. Rahmandır, Rahimdir." (Bakara: 2/163)
"... İki ilah edinmeyin! O ancak tek ilahtır. O halde yalnız benden korkun." (Nahl: 16/51)
"Her kim Allah ile birlikte başka bir ilaha kulluk ederse, -ki bunun için hiçbir delil yoktur- o kimsenin hesabı ancak Rabbinin katındadır. Kafirler kesinlikle kurtuluşa eremezler." (Mü'minun: 23/117)
"Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor! Rahman'dan başka kulluk edilecek ilahlar kılmış mıyız?" (Zuhruf: 43/45)

Allah, gönderdiği tüm nebilerin, insanları eşi ve ortağı olmayan tek Allah'a kulluk etmeye davet ettiklerini bildiriyor.

"İbrahim ve onunla beraber olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tekfir ettik. Bir tek Allah'a iman etmenize kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir."(Mümtehine: 60/4)
Müşriklerden haber verirken de şöyle buyuruyor:
"Çünkü onlara: 'Allah'dan başka ibadete layık ilah yoktur' denildiği zaman büyüklük taslarlar: 'Deli bir şair için ilahlarımızı mı bırakacağız?' derlerdi." (Saffat: 37/35-36)
Kur'an-ı Kerim'de buna benzer daha pek çok ayet vardır.

TEVHİD ÜÇE AYRILIR;
1.      TEVHİD-İ RUBUBİYET (Allah’ın Rab’liğinde Tek Olduğuna İnanmak.)
2.      TEVHİD-İ ULUHİYET (Allah’ın İlahlığında Tek Olduğuna İnanmak)
3.      TEVHİD-İ ESMA VE SIFAT (Allah’ın İsim ve Sıfatlarında Tek Olduğuna İnanmak.)

TEVHİDİ OLGUNLAŞTIRAN ŞARTLAR:
1.İHLAS: Kulun tüm sözlerinde zahir ve batın amellerinde tek dileğinin ALLAH'ın rızası olup başkasına önem vermemesi, makam mevkii hırsı olmadan ve insanların övgüsünü göze almadan kulluk etmesidir. Şirk, ihlasa aykırıdır. Kalpte riyanın olması için, ihlassız olmak yeter. Riya, amelde ALLAH'tan başkasına beğenisini kazanma isteğidir ki, bu da küçük şirkdir!

2.TEVEKKÜLKökü, "vekalet"tir. Her şeyde vekile itimat edip güvenme anlamda tahakkuk edebilmesi için, önçe ALLAH'tan başkasının; tağutun tümden inkar edilmesi ve ALLAH'ın emrettiği vesilelere yapışılması gerekir. Bundan dolayı, tevekkül için; "sebepleri inkar ederek amel etmek" denilir. (Sebepleri devre dışı bırakmamak ancak onlara da değil ALLAH'a güvenmek).Hayrı elde etmek veya şerri defetmek için Allah’a güvenmektir. Sadece Allah’a gönülden bağlanın; bütün işlerde aczini itiraf ederek O’na güvenin, demektir. Her şeyin Allah’ın elinde olduğuna, sadece O’na sığınmak gerektiğine, sadece Allah’ın dilediği şeyin olacağına, sadece Allah’ın izin verdiği şeylerin meydana geldiğine kesinlikle kalple inanmak, sonra Allah’ın emrettiği sebepleri yerine getirmektir. Bu sebeple sadece sebepleri yerine getiririz, fakat sebeplere değil, yalnızca Allah’u teala’ya güveniriz. 

“...Eğer mü’min iseniz yalnız Allah’a tevekkül edin.” (Maide:5/23)

3.MUHABBET: Her şeyden fazla Allah’ı sevmek. ALLAH sevgisi, uluhiyet tevhidin gerektirdiği en önemli hususlardan olup onun özel bir makamıdır.Gerçek mü'min Allah'ı herşeyden üstün tutar ve her şey den fazla sever. Nefsinden, çocuğundan, ailesinden, vatanından ve bütün değer verdiği şeylerden daha çok sever. Çünkü o, Allah için herşeyini feda etmeye hazırdır. 

Sevgi çeşitleri:

a-Farz olan sevgi : Allah'ı, Rasulü'nü, mü'minleri ve Allah'ın sevdiği herşeyi Allah için sevmektir. Böyle yapan, Allah'a ibadet etmiş olur.

b-Şirk olan sevgi : Herhangi bir varlığı, Allah gibi veya O'ndan daha fazla sevmektir.

“İnsanlardan bazıları Allah'tan başkalarını (Allah'a) denk tutarlar. Onları Allah'ı sevdikleri gibi severler. İman edenler ise en çok Allah'ı severler. Zulmedenler (ahiretteki) azabı gördüklerinde bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının şiddetli olduğunu muhakkak göreceklerdir.”(Bakara:2/165)

c-Küfür olan sevgi : Allah'ın sevmediği, buğzettiği varlıkları ve kişileri sevmek veya Allah'ın sevmeyi emrettiği varlık ve kişileri sevmemektir.

d-Haram olan sevgi : Helal görmemek, kalben sıkıntı duymak ve meşrulaştırmamak şartıyla, Allah'ın haram kıldığı bir şeyi, sadece vereceği geçici lezzetten dolayı sevmektir. Bu, küfür değil haramdır.

e-Fıtri olan sevgi : İnsan fıtratı gereği bazı şeylere meyyaldir, bazı renk ve şekilleri, çocuk, kadın anne, baba, akraba ve iyilik yapanları sevmek gibi... şer'i sınırlar dahilinde böyle şeyleri sevmek caizdir. 

4.İSTİĞASE: İmdat dileme,sıkıntı ve darlığı gidermesi için bir kimseden yardım istemek, demektir. "İstiğase", "istiane" ve "istiaze" arasında müşterek bir mana vardır. 

- Bir şer veya musibete maruz kalındığında bu şer ve musibeti gidermek için yardım istemeye "istiğase" denir. 

- Musibet veya kötülüğe henüz maruz kalmamış, fakat maruz kalmak üzere ise bu musibet veya kötülük başına gelmesin diye yardım istemeye "istiaze" denir.

- Normal durumlarda başına bir musibet veya kötülük gelmemiş ve gelmesi de beklenmeyen durumlarda yardım istemeye ise "istiane" denir.

Kul mahlukatın gücü dahilinde olan bir şeyi onlardan ister, fakat kurtuluşu konusunda onlara değil, sadece Allah-u teala'ya güvenmelidir.

5.ŞEFAAT: Allah izin vermeden hiç bir kimse (Rasulullah da dahil) şefaat edemeyecektir. Ayet el kursi diye meşhur olan Bakara 255 ayetinde mealen şöyle demektedi.

BAKARA:2/ 255- Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O daima diridir (hayy'dır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür.”

Deki: "Bütün şefaat Allah'a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra siz yalnız O'na döndürüleceksiniz." [Zumer:39/ 44]

(O gün) Rahmân (olan Allah)'ın katında bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır." [Meryem: 19/87]
Şirk olan şefaat ise, Kim olursa olsun, ölülerden şefaat dilemek, medet ummak buna örnektir. Çünkü ölülerden şefaat bekleyenler, ölülerin bir şeye güçlerinin yeteceğine inana kimselerdir ki bu kesinlikle caiz değildir. Onlardan şefaat dileyenler adak ve kurban gibi amellerle onlara yakınlaşmayı hedeflerler. 

Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de(yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar, Allah'ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O'nun korkusundan titrerler." [Enbiya:21/28]

6.TEVESSÜL (VESİLE EDİNMEK): Kendisiyle bir şeye ulaşılan, ona yaklaşılan şey. “Şer’i istılahta" ise , Allah katında yüksek bir derece elde etmek , bir fayda sağlamak veya bir zararı savmak suretiyle ihtiyaç gidermek veya dünya ve ahirette arzulanan bir şeyi elde etmek için Allah’a ve Resulü’ne iteatte bulunup , Salih amel işlemek suretiyle Allah’a yakın olmaktır. Allah’a tevessülde bulunmak ancak onun çizdiği sınırlar içerisinde mümkündür. 

"O’na (yaklaştıracak ) bir vesile arayın / arzulayın." (Mâide:5/35)

Caiz olan tevessüller:
1- Allahın isim ve sıfatlarıyla dua : “Güzel isimler Allah’ındır. Onlarla Allah’a duada bulunun” (A’raf, 7/180)
2- salih ameller: Bir müslümanın “Allahım! Sana olan imanım, Rasûlü’ne duyduğum sevgi ve inançla beni rahata erdirmeni senden dilerim” demesi bu türdendir. “Derler ki -Rabbimiz! İman ettik. Günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru...” (Âli-İmrân, 3/16)
3-Din kardeşinin (Salih bir Mü’minin) Duası: Bu tevessül türüne delil olarak: “Rabbimiz! Bizi ve imanda bizi geçmiş olan kardeşlerimizi bağışla!” (Haşr, 59/10) ayeti verilebilir. 

Bidat (İslam’da olmayan sonradan uydurulan) olan Tevessüller:
1-      “Allahım! Peygamberinin veya kulun filancanın yüzüsuyu hürmetine senden isterim” demek böyledir. 

2-      Ölmüş Evliya Ve Salihlere Seslenmek, Onlardan Yardım Dilemek, Adaklar Adamak: “Ey efendim, şeyhim filan! Allah beni rızıklandırırsa... şu dileğim yerine gelirse... senin için şunları yapacağım, kurban keseceğim” vb. sözleri bu bağlamdadır.
 
3-      Velilerin Ruhlarına Kurban Kesmek Ve Kabirleri Etrafında Ta’zimde Bulunmak: Günümüzde cahillerin yaptığı işlerden bazıları, velilerin türbeleri önünde kurban kesmek, belirli zamanlarda etrafında toplanıp ta’zimde bulunmak, şifa umuduyla hastaları onlara taşımak, oralarda geceleyip ölmüş olan velilerden şefaat istemek, onlara seslenip dua talep etmek, onlardan meded ummak gibi şeylerdir. Bunların tümü Allah’ın şeriatinde bulunmayan cahiliyye işi sapıkça bid’atlerdir. Allah’a, ibadette başkalarını ortak koşmaktır. Allah, bu tür şirklerden kullarını sakındırmıştır.

“Kullarım sana benden sorarlarsa bilsinler ki ben yakınım. Dua ettiğinde bana dua edene karşılık veririm. Öyleyse çağrıma karşılık versinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulurlar.” (Bakara, 2/186)

7.HILF(YEMİN): Kendisine yemin edilenin yüceltilmesidir. Tazim (yüceltme) ise bir tür ibadettir. İbadet de ancak ALLAH'a yapılır. ALLAH'tan başkası adına yemin etmek şirktir, kendisine yemin edilen şeyi ALLAH'a eş tutmaktır. Bu da tevhid akidesine zara verir. ALLAH Rasulü SallALLAHu Aleyhi Vessellem, "Kim ALLAH'tan gayrısıyla yeminde bulunursa, şirk koşmuş (ALLAH'a eş tutmuş)tur" buyurmuşlardır (sahihtir, Ebu Davud).

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır.”BAKARA:2/204 

8.HAVF VE RECA (Allah’tan sakınmak ve umut etmek): Korku ve Ümit, tevhidin temel esaslarındandır. Müslümana farz olan, başkasından değil yalnız ALLAH'tan korkmasıdır. Korkunun yeri kalptir ancak izleri insanın davranışlarında ortaya çıkar. Mü'min korku içerisinde olduğu sürece hayırdadır. Korkusu gidince sapıtır ve şaşkınlığa düşer. ALLAH'tan başkasından korkmak, rezilliklerin en alçağıdır. İnsanın fitneye düşmesi, ihlasına halel gelmesi gibi hallerde bu korku düşer.Korku ve ümiti, kuşun birer kanatları misali aynı anda çırpılmalıdır ki uçuş gerçekleşe bilsin.. Şüphesiz arzu / tamah ederek ümit besleyen kişi, Allah'ı kızdıran şeyleri değil, sevdiği şeyleri umar. Korkan kişi de sevdiğine kavuşmak için korkudan kaçar. 

"Allah’ın rahmetinden ümit kesmek ifrattır. Allah’ın rahmetinden ancak sapıklar, kâfirler ümit keser" (Hicr 56)
Allah'tan korkmayıp rahmetini garanti bilmek de tefrittir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Her istediğini yapıp, rahmete kavuşacağını ümit eden ahmaktır.) [Tirmizi]

Ayrıca Allah-u Teala sadece kendisinden korkulmasını emretmektedir:

 

“...Sadece benden korkun.” (Nahl:16/51, Bakara:2/40)

 

9.SABIR: Sürekli türlü belalara maruz olması hasebiyle sabır, önemli esaslardan sayılır. Sabrın; öfkede, itaatte, günahtan kaçınmada ve de ALLAH'ın takdirinde olmak üzere bazı türleri vardır. Müslümanın sabrından dolayı kendisine hayırlı bir karışıklık, bir çıkış yolunun olduğuna inanması, başına gelen belaları hafif görmesi gerekir. Zira bazı musibetler diğerlerinden daha ağırdırlar. Sabır, aklın ve şeriatın gerektirdiği şey üzerine nefsi tutmaktır. Yâni, şikâyet ve feryatta bulunmadan, hoşnutsuzluk göstermeden, gelen belâya katlanmaktır.


“Ey iman edenler! Sabredin, sabır yarışında (düşmanlarınızı) geçin!”
Âl-i İmrân: 3/200

 

“Sizi korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz eksiltmekle elbette deneriz. Sabredenleri müjdele!”Bakara:2/155

“Sabredenlere, felâketlere karşı dişlerini sıkıp göğüs gerenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir.”Zümer:39/10

“Ey iman edenler! Başınıza gelecek her şeye sabretmekle ve namaz kılmakla Allah’tan yardım isteyin. Allah sabredenlerle beraberdir.”Bakara:2/153

10.ŞÜKÜR VE HAMD: Hamd, bize ve bütün mahlukata yapılan ikram ve izetleri Allaha takdim etmektir. Şükür ise daha hususi olarak bize yapılan ikramlara karşılık gelir.  Şükür, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, günahlardan kaçınmaktır.

11.Dua: Duâ sözü Kur'an'da iki anlam içerir:
1 - İbadet duası (İbadet amacıyla yapılan duâ)
2 - Dilek duası (Allah'tan birşey dilemek için yapılan duâ)

Her dileyen, rağbet eden, korku duyan kimse kendisinden dilekte bulunulan varlığa kulluk edendir. O'na her ibâdet eden de aynı zamanda O'nun rahmetini uman ve azabından korkandır.Dua’da sadece Allah’a yapılmalıdır.

“Kullarım beni sana soracak olursa, işte Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da benim çağrıma cevab versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.” Bakara:2/186

12.GAYRET ve ALLAH İÇİN GADAPLANMA(Öfkenlenme-buğz etme): Müslüman nasıl Rabbi rızası için severse öfkelenmesini de O'nun rızası için kılar. O'nun hududları çiğnendiği zaman kesinlikle hiddetlenir. Allah yolunda gayret edenlere hayırlı yolların gösterileceğini, Allah’ın iyi davrananlarla beraber olduğunu ve olacağını, ölüm anı gelinceye kadar ibadet ve taata devam edilmesi gerektiğini, her an Rabbimizi anıp O’na yönelmemiz gerektiğini, zerre kadar iyilik yapanın mutlaka karşılığını göreceğini, herkesin gücünün yettiği kadar ibadet ve sadaka vermekten sorumlu olduğunu, Allah’ın kullarına asla zulmetmediğini, bol bol verip mükafatlandırdığını, Allah’ın hazinelerinin ne kadar büyük ve çok olduğunu ve kullarından hiç birinin ibadet ve kulluğuna muhtaç olmadığını bilerek hiç bıkmadan ölünceye kadar Allah yolunda engellerden yılmayarak yürümeye-koşmaya devam etmektir.

“Rabbine olan kulluğunu, ölüm sana gelip erişinceye kadar devam ettir.” (Hıcr: 15/99)

“Ama davamız uğrunda, üstün gayret gösterenleri, bize varan yollara mutlaka yöneltiriz. Şüphesiz Allah, iyilik ve güzelliği huy edinenlerle beraberdir.” (Ankebût: 29/69)

Öfkenin fıtri kullanım yeri  "küfre" karşıdır, "inançsızlığa" karşıdır. Öfke, "kafir"e karşı, veya "inançsız kişiye" karşı İslam’a ve kendisine karşı bir mudahale olmadığında kullanılamaz. Aksi durum gösterildiğinde Allah'ın düşmanlarına buğz (düşmanlık) etmek, onlardan hoşlanmamak, onlardan nefret etmek, Onları terk etmek gerekir.

"Mü’minler mü’minleri bırakıp da kafirleri veliler edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah’la arasında bir bağlantısı kalmamıştır. Ancak onlara (karşı) takiyye uygulamanız müstesnadır. Allah kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş Allah’adır." (Al-i İmran:3/28)

13. BESMELE: Her söz ve işe ALLAH'ın adı ile başlamaktır. ALLAH'tan başkasının adıyla başlamak caiz olmadığı gibi, "Alllah ve halk adına" demek gibi O'nun adıyla beraber başkalarının da adını anmak caiz değildir. Besmele’yi şuuru ile söyleyerek bir işe başlayan kişi;

- Allah’sız bir ortamın olmadığını ve her daim her yapıldığının kayıtta olduğunun bilincinde olarak hal ve hareketlerini kontrol altında tutar.

- Allah’ın yaptırdığının, yaptıranın Allah olduğu bilincinde olarak yaptığı işi layıkıyla yapma gayretinde olur.

- Hem Allah’a karşı duruşu ve topluma karşı duruşunda örnek bir şahsiyet olmasını sağlar.

14.NEZİR (Adak): Müslümanın aslında kendisine vacip olmayan bir ameli, ALLAH rızası için yapmayı kendisine vacip kılmasıdır. Nezrin ALLAH'tan başkası için yapılması da; bir ibadet olduğu için caiz değildir. Daha önce geçtiği gibi ALLAH'tan başkasına hiçbir zaman ibadet edilemez…